Peygamberimizin Veda Hutbesi metnini tekrar tekrar okudum. Orada geçen sosyal sorunların günümüzde de devam ettiğini görmek çok dikkat çekici. Mülkiyet haklarından insan haklarına kadar toplumsal hayatı ilgilendiren tüm hususlara yer verilmiş.
Aslında Veda Hutbesi gibi kamuya hitap eden beyanların içeriğinin tekrar tekrar incelenmesi gerekiyor. Böyle yapılırsa görülecektir ki üzerinde odaklanılan konu başlıkları insanlık tarihi boyunca sorun olagelmiş başlıklar.
Mesela insanların ırk, renk veya sınıf ayrımı gözetilmeksizin eşit olduğu; üstünlüğün ancak takva ile olduğu vurgusu…
Veda Hutbesinde sadece ırkçılık ve ayrımcılık konusu yok. Günümüzde de hala tartışma konusu olan ekonomik sömürü aracı olan faizi ele alır ve haksız kazancın ve adaletsiz gelir dağılımının önüne geçmek için faizin her türlüsünü yasaklarken emek ve alın terinin önemi üzerinde durur.
Kan davalarını kaldırarak şiddet döngüsünü bitirir ve herkesin canını, malını karşılıklı bir dokunulmazlık zırhına büründürürken can ve mal güvenliğinin sağlanması üzerinde durmaktadır. Diğer yandan "Hiç kimse başkasının suçundan dolayı cezalandırılamaz" denilerek suçun şahsiliği ilkesi vurgulanmaktadır.
Veda Hutbesinde ırkçılık ve ayrımcılık reddedilirken "Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a üstünlüğü yoktur" denilerek üstünlüğü ırkta değil, takvada olduğu belirtilmektedir. Diğer yandan kadın haklarını gözetmeyi emreder ve onlara karşı nazik ve adil olunmasını, onların toplumsal ve ailevi statülerinin korunmasını şart koşar.
Ancak antropolojik bakış açısı ile “ırkçılık ve ayrımcılık” üzerinde neden bu kadar durulduğunu merak ederek Veda Hutbesinde geçen ifadeyi tekrar tekrar okudum.
Resûlullah (sav) buyurdu ki “Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arap"ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap"a; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur...” (HM23885 İbn Hanbel V, 411)
O zamanlarda Araplarda ırkçılık ve ayrımcılık varmış ki peygamberimiz “Arap”ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap”a; beyazın siyaha, siyahın beyaza” ifadesini kullanmış. Evet, Araplarda böyle bir sorun varmış.
Değişen bir şey yok. İslam öncesi Arap geleneğinde toplumsal Mevâlî statüsü vardı. Cahiliye dönemi Arap toplumunda herhangi bir hür kabileye bağımlı olan azat edilmiş köleleri ve himaye altına alınan Arap olmayan yabancılar mevâlî olarak adlandırılırdı. Kabilelerin asıl üyeleri olan hür Araplara göre daha alt bir sosyal sınıfta görülürlerdi. İslamiyet’ten sonra özellikle Emeviler döneminde mevâlî terimi Acem olarak da kullanıldı.
Veda Hutbesinde ırkçılık ve ayrımcılığı reddeden Hz. Peygamber, hür Arap Müslümanlarla daha önce köle olan âzatlı Müslümanlar, yani Mevâlî arasında bir ayırım gözetmemiştir. Bu uygulama dört halife döneminde de aynen devam etmiştir.
“Ancak zamanla Araplar kendilerini diğer müslüman milletlerden üstün görmeye başladılar. Bu düşüncenin sahipleri âzatlı mevâlîyi kölelikten gelmeleri sebebiyle kendilerine denk tutmadıkları gibi aslen hür olan gayri Arap müslümanları da âzatlı mevâlî statüsünde kabul ediyorlardı. Ülkelerini fethettikleri halde onları köleleştirmeyip serbest bırakmak ve hidayetlerine vesile olmakla büyük lutufta bulunduklarını düşünüyorlar, kendilerini efendi, onları köle gibi görüyorlardı. Araplar’ın bu yaklaşımı, bir süre sonra özellikle devletlerini yıktıkları İran asıllı mevâlînin asabiyet duygularını harekete geçirdi… (TDV İslam Ans.)
Özellikle Emevîler dönemine girildiğinde bazı çevrelerde mevâlîyi hakir gören bakış canlandı.
“Nitekim bazı kaynaklarda bu anlayışa sahip olan Araplar’ın yolda mevâlî ile aynı hizada yürümedikleri, alaylarda önlerine geçmelerine izin vermedikleri, onlarla aynı sofraya oturmadıkları, camilerini ayırdıkları, onların mesleklerine aşağılayıcı bir gözle baktıkları, kızlarını mevâlînin erkeklerine vermekten kaçındıkları ve arkalarında namaza durmaktan çekindiklerine dair rivayetler nakledilmektedir. Başlangıçta Arap erkeklerin mevâlîden kadınlarla evlenmesine de hoş bakılmazken bu anlayışın zamanla değiştiği, hatta bazı çevrelerde mevâlîden kızlarla evlenmenin tercih edildiği görülmektedir. Bunun yanında Emevî hânedanının son yıllarına kadar annesi Arap olmayan aile fertlerinin halifeliğine olumlu bakılmamıştır.”
Hatta Emevî yöneticilerinin çoğunun “Müslümanların eşitliği ilkesini bir yana bırakarak mevâlî ile Araplar arasında ayırım yaptığı, mevâlîye Kur’an ve Sünnette yeri olmayan bazı vergiler yüklediği ve fetihlere katıldıkları halde bazı bölgelerde onları askerî maaş divanına kaydetmediği bilinmektedir.”
Hatta Haccâc, İslâm’a girenlerden kaldırılması gereken cizye vergisini mevâlîden almaya devam etmiş, bu uygulama Ömer b. Abdülazîz dönemine kadar sürdürülmüş.
TDV İslam Ansiklopedisinin “Mevâlî” başlığı altında yer alan bilgiyi okudukça Veda Hutbesinin ne kadar önemli konular üzerinde durduğunu tekrar gördüm.
Şunu da not olarak belirtmeliyim…
Dinler tarihi alanında doktora yapmış birisi olarak konu ile ilgili bilgim elbette yukarıda geçen ansiklopedi ile sınırlı değil. Ancak herkesin kabul ettiği, resmi bir kurumun yayınında verilen bilgiye kimsesin de itiraz edebileceğini sanmıyorum.
Anlaşılan o ki bu ırkçılık ve ayrımcılık paraziti sadece Emeviler döneminde tekrar canlanmamış, günümüzde de zaman zaman pandemi özelliğini gösteriyor.
Geçmişte medyada yer alan bir Suudi Müftüsünün “Türkler Mevâlîdir, İslam’ı Temsil Edemezler” fetvasının kökeninde yatan düşünme geleneğinin İslam ile ilgili olmadığı, İslam öncesi Arap toplumsal sınıflaması olan Mevâlî statüsü ile ilgili olduğu açıktır.
"Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Hem de sizi şubeler ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız. Şüphesiz ki, Allah katında en şerefliniz, takvaca en ileride olanınızdır."(Hucurât: 13)
Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK