$

Dolar

47,2044

Euro

53,9478

£

Sterlin

63,4412

Frank

58,2639

Gram Altın

6.165,9000

Bitcoin

3.121.993

$

Dolar

47,2044

Euro

53,9478

£

Sterlin

63,4412

Frank

58,2639

Gram Altın

6.165,9000

Bitcoin

3.121.993

Makale 21.07.2026 6 dk okuma

Vicdan müftüsü

Paylaş:

Bu yazımızda iki hadisi şerifin ışığında kendimize yeni bir müftü atayacağız. Bu müftü bizimle her yere gelecek ve bizim her müşkil ve alengirli işimize birebir fetva verecek. Hatta senin zaaflarını bilip “herkes yapabilir ama sen yapamazsın” bile diyebileceği noktalar olacak. Hepimizin böyle bir müftüsü olduğunda saadet asrı geri gelecektir demektir. Toplumun gündemine düşen koyu isyanlar yerini diğergamlık duygularına bırakacaktır. “Önce ben” diyen bütün kişisel gelişim doktrinleri, vicdan müftüsünün “önce kardeşin” ilkesiyle yıkılacaktır. 
İslam şeriatının hâkim olmadığı modern toplumumuzda öyle çok gri alanlarda kalırız ki fetva üstüne fetva ararız. İcazet müessesesinin yerini diplomaya bırakmasıyla bozuk sistemin ürettiği bozuk hocalar vesilesiyle de her türlü istediğimiz fetvayı alırız.  Peki iki zıt fetva arasında kalırsak ne yaparız. 
Vâbisa b. Ma’bed (r.a.), aklına takılan, kalbini meşgul eden "iyilik (birr)" ve "günah/vebal (ism)" kavramlarının hakikatini bizzat Allah Resulü’nden öğrenmek istiyordu. Bu niyetle Medine’de Peygamber Efendimizin yanına geldi. O sırada Efendimizin etrafı kalabalıktı ve sahabiler halka halindeydi. Vâbisa (r.a.), kalabalığı yararak Efendimize doğru yaklaşmaya çalışıyordu. Etraftakiler onun bu aceleci halini görünce:
— "Ey Vâbisa! Uzak dur, Resûlullah’tan geride dur, onu rahatsız etme!" diyerek onu durdurmak istediler.
Vâbisa ise içindeki öğrenme iştiyakıyla:
— "Bırakın beni, ona yaklaşayım! Benim için ona yakın olmaktan daha sevgili ve değerli hiçbir şey yoktur" diyerek ilerlemeye devam etti.
Onun bu samimi gayretini ve geliş niyetini nebevî ferasetiyle sezen Peygamber Efendimiz (s.a.v.), araya girerek etrafındakilere şöyle buyurdu:
— "Bırakın Vâbisa’yı, yaklaş ey Vâbisa! Yaklaş..."
Vâbisa, Efendimizin hemen önüne kadar geldi ve diz dize oturacak kadar yakınına çöktü. Hazreti Vâbisâ daha ağzını açıp sorusunu sormadan, Peygamber Efendimiz onun gözlerindeki arayışı ve kalbindeki sızıyı görerek söze başladı:
— "Ey Vâbisa! Ne sormaya geldiğini ben mi söyleyeyim, yoksa sen mi sorarsın?"
Vâbisa hayranlık ve hürmetle:
— "Ey Allah'ın Resulü, sen söyle" dedi.
Peygamber Efendimiz, onun aklındaki soruyu aynen şöyle telaffuz etti:
— "Sen, iyilik (birr) ve günahın (ism) ne olduğunu sormaya geldin, değil mi?"
Vâbisa hayretler içinde:
— "Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, tam olarak bunu sormak için gelmiştim!" dedi.
İşte bu onaylaşmanın ardından Peygamber Efendimiz (s.a.v.), parmaklarını birleştirerek Vâbisa’nın göğsüne (kalbinin üzerine) hafifçe vurdu ya da işaret etti ve tarihe geçen, o kalbi diri olanların pusulası niteliğindeki şu sözleri söyledi:
"Gönlüne danış, kalbine danış ey Vâbisa! İyilik, nefsin kendisiyle huzur bulduğu, kalbin yatıştığı şeydir. Günah ise, insanlar sana fetva verseler, 'olur' deseler bile, kalbini tırmalayan ve göğsünde ikilem (şüphe) uyandıran şeydir." (İbn Hanbel, IV, 227)
Bu hadise Ahmed bin Hanbel’in müsnedinde ve İmam Nevevînin kırk hadisinde zikredilmiştir. Hasen olarak kabul edilir. Ancak bu hadis şu zamanda genele şâmil alınacak bir fetva zemini oluşturamaz. Bu sözümüz hadisten kaynaklı değil zamane toplumunun kalbinin ve vicdanın Hazreti Vâbisa Efendimiz gibi temiz olmamasından kaynaklıdır. Zira kalpler ve vicdanlar öylesine kararmıştır ki bu hadisi şerifin denklemini tersine çevirerek “İnsanlar sana olmaz diye fetva verseler de kalbinde bir şüphe uyanmıyorsa o şey olur” gibi anlamlar çıkarıp Nass’larla belirlenmiş meseleleri bile tartışır hale geldiler. 
Bu hadisi şerif kalbi, vicdanı temiz insanların bağlamında değerlendirilmesi gereken bir anlam taşıyor. Zira diğer bir hadiste Peygamber Efendimiz "Dikkat edin! Vücutta bir et parçası vardır. O iyi/salih olursa bütün vücut iyi olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin, o kalptir!" (Buhari, Îmân, 39) Bu hadisi şerif bize tabiri caizse fabrika ayarlarımızın bozulması halinde ne olacağımızı anlatan bir hadistir.
Şimdi müşahhas bir örnek ile bu iki hadis ışığında çözümleme yapalım. Gerek kamu kurumlarında gerekse özel sektörde çalışan birçok kişi gelen hediyelerle muhatab olmuştur. Bu hediyelerin kimisi menfaate dayalı, kimisi menfaatten aridir. Peygamberimizin uygulamalarına baktığımızda menfaate dayalı hediyeler gizli rüşvet niteliği taşıdığı için zinhar haramdır. Özel sektörde olsan bile (gerek satınalmacı, gerek yönetici, gerekse memur olarak) adaletli uygulama yapmaktan seni alıkoyma ihtimali olan tüm helal hediyeleri yada yemek tekliflerini reddetmek gerekliliktir.  Bu ihtimalin oranı kişinin kendi vicdanında saklıdır fakat kalbinin durumunu anlamak için de güzel bir ölçüdür. İşte bu sebeple vicdan müftümüz takva olursa bütün fetvaları takva ölçüsünde verir. Eğer vicdan müftüsü dinden çıkarsa bizim de fabrika ayarlarımız bozulur.
Yazının ikinci paragrafında İslam şeriatının olmadığı modern toplumu vurgulamıştım. Şimdi alıntılayacağım hadisi şerif bugüne daha net ışık tutuyor.  "Ben sadece bir insanım. Sizler bana gelip davalaşıyorsunuz. Olabilir ki, içinizden biri delilini (veya meramını) diğerinden daha güzel, daha ikna edici anlatır. Ben de dinlediklerime dayanarak onun lehine hükmedebilirim.
Her kim ki (benim bu zahiri hükmümle) kardeşinin hakkından bir şeyi onun lehine koparıp verirsem, bilsin ki ona sadece cehennemden bir ateş parçası vermiş olurum. İster onu alsın, ister bıraksın!"* (Buhari, Ahkâm, 20; Müslim, Akdiye, 4)
Buradan da anlıyoruz ki gerek dünyevî davalarda gerekse uhrevî fetvalarda kalbin ve vicdanın temizliği, bizi ilahi huzurda kurtaracaktır. Yoksa ölçüsünü yitirmiş vicdanların kısa vadede kazandım dedikleri bütün mevzular bizim dünyamızı kaosa sürükleyecek, ahiretimizi de berbat edecektir. Bu bahsettiğimiz ölçü henüz nefis mertebelerinde hiç yol alamamış insan olmanın asgarî düzeyiyle ilgilidir. Toplumsal sorunlarımızın temelinde bu asgarî kalb(vicdan) temizliğini yapmamamız ve o et parçasını karartmamız yatmaktadır. 
Peki Peygamber Efendimiz o et parçasını temiz tutmanın yollarını söylemiş midir? Evet orada da bize rehber olmuştur. İslamın temsil makamının zirvesi olan Efendimiz(s.a.v.) bize hem dünyada hem ahirette cenneti yaşatmak için gelmiş en güzel örnektir. 
Selam ve Dua İle…

Fatih Çiçek/TİMETÜRK

Etiketler:
Fatih Çiçek
Fatih Çiçek

Köşe Yazarı