$

Dolar

48,0792

Euro

56,1921

£

Sterlin

65,6451

Frank

60,0240

Gram Altın

7.107,3900

Bitcoin

3.773.687

$

Dolar

48,0792

Euro

56,1921

£

Sterlin

65,6451

Frank

60,0240

Gram Altın

7.107,3900

Bitcoin

3.773.687

Makale 22.08.2026 5 dk okuma

Cemaatten Örgüte Dönüş Hikâyesi (2)

Paylaş:

Süleymancıların hikayesini 1959-2000 arası Kemal Kaçar ve 2000-2016 arası Ahmet Arif Denizolgun dönemlerini ve eleştirdiğimiz kısımlarını geçtiğimiz yazı da anlatmıştık. Şimdi Denizolgun ile Alihan Kuriş dönemlerinde yaşanan kopuşları ve 2016 sonrasının anlatacağız.

Ahmet Arif Denizolgun’un vefatından önce Alihan Kuriş, cemaat içinde üst düzey bir icra makamında bulunmuyor; daha çok yurt ve kurs projelerinin mimarlığıyla ilgileniyordu. Ancak Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin torunu olması, ona cemaat tabanında doğal ve köklü bir saygınlık kazandırıyordu.

Peki, bu doğal saygınlık dışarıdan bir odak tarafından kullanılmak istenmiş olabilir miydi?

Geniş uluslararası bağlantıları ve finansal gücü bilinen FETÖ gibi yapılanmalar için, toplum nezdinde legal ve saygın bir görünümü olan cemaatlere nüfuz etmek stratejik bir hedefti. Bugüne kadar proje bazlı seyreden bazı örtüşmelerin, zamanla organik bir bağa dönüşmesi mümkün müydü? Böyle bir dönüşümün gerçekleşmesi ise ancak cemaatin başına bu pazarlıkları yürütebilecek ve tabanda kabul görecek bir ismin geçmesiyle mümkündü.

İşte Alihan Kuriş dönemine dair tartışmaların odağında bu soru işaretleri yer alıyor.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ’nün Türkiye’deki nüfuz alanlarını yeniden üretme ve farklı yapılara sızma arayışları göz önüne alındığında, bu soruların üzerine gidilmesinin önemi daha net anlaşılıyor.

Aslında Alihan Kuriş öncesine, Ahmet Arif Denizolgun dönemine baktığımızda da aile içi gerilimlerin ve cemaatin ekseninin kaydığına dair muhalif seslerin varlığı biliniyor. Ancak tabandaki samimi müntesipler, birçok problemli uygulamayı olduğu gibi bu iç çekişmelere de hüsnüzan gösterip "hayra yormaya" devam ettiler.

Asıl tehlike belki de tam burada başladı. Dönüşüm; dışarıdan bakıldığında fark edilmeyecek kadar yumuşak, içeriden bakıldığında ise sorgulanmayacak kadar normalleşmişti. Tabiri caizse, kurbağanın içinde bulunduğu kazandaki su yavaş yavaş ısıtılıyordu ki kurbağalar bir anda ürküp kaçmasınlar.

2016 sonrasında Alihan Kuriş’in liderliğiyle birlikte, cemaat üst yönetiminin daha kapalı ve gizli bir yapılanma modeline evrildiği yönündeki iddialar yüksek sesle konuşulur oldu. Yurt dışı faaliyetlerinde FETÖ iltisaklı kişilerle ortak hareket edildiğine dair emareler bu kuşkuları derinleştirdi.

Bu tablo, FETÖ’nün 2011-2012 yıllarında (örneğin Today’s Zaman üzerinden) satır aralarında kendini gösteren ve dikkatli gözlerin kopuşunu hızlandıran sessiz dönüşüm dönemini andırıyordu.

Toplumsal desteğin azalmasına rağmen finansal yapının ivmeyle büyümesi bir diğer soru işaretiydi. Öğrenci bulmakta zorlanılan yurtlara yurt dışından yoğun öğrenci getirilmesi, FETÖ’nün meşruiyet devşirme yöntemlerini anımsatıyordu.

Tüm bunlara; ByLock muadili "Glooper" gibi gizli haberleşme uygulamalarının kullanılması, şüpheli yurt dışı temasları, halk desteği düşerken büyüyen finansal hacim ve Pensilvanya modelini çağrıştıran Almanya’nın Köln şehrindeki yönetim merkezi iddiaları eklendiğinde tablo daha da netleşiyor.

Bütün bunlar bağımsız tesadüfler mi, yoksa yıllara yayılan planlı bir dönüşümün parçaları mı?

Bugün yürütülen adli süreçleri sıradan bir "cemaat operasyonu" olarak görmek, meselenin derinliğini gözden kaçırmak olur. Asıl sorulması gereken şudur:

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin ruhî terbiyeye, ilme ve insan yetiştirmeye dayalı aziz mirası; nasıl oldu da bu kadar kapalı, sorgulanamayan, finansal kaynağı tartışmalı ve dış bağlantı iddialarıyla anılan bir yapıya dönüştü?

Yargı makamlarımız bu iddiaları titizlikle araştırıyor ve hukuk önünde hesabını soruyor. Hiçbir yapı "cemaat" veya "manevi miras" zırhına bürünerek denetimden muaf tutulamaz. Ancak kurumsal yanlışlar, samimi hizmetleri ve iyi örnekleri de zan altında bırakmamalıdır.

Yakın tarihimiz bize gösterdi ki; "şeriatsız tarikat olamayacağını" kavrayacak bir ilmi müktesebata sahip olmak şarttır. Temel İslami esasların dışına çıkan ve ulemanın ittifak ettiği hizmet anlayışına muhalefet eden yapılara karşı duruş almak bir gerekliliktir.

Bir yapının kitlesel büyüklüğü doğruluğunun, mürşide duyulan sevgi yapılan her işin meşruiyetinin delili olamaz. En önemlisi; hüsnüzan, hakikati aramanın önüne geçmemelidir.

Bugün yapılması gereken; Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin mirasını bir yapının kurumsal devamlılığı üzerinden değil; ilim, ahlak ve Kur’an’a hizmet anlayışı üzerinden yeniden tefekkür etmektir.

O halde bir sonraki yazıda şu temel sorulara cevap aramalıyız:

Siyasi şahsiyetler ile cemaat hakikat ilişkisinin bağı nasıl olmalıdır? Cemaatlar ilmi siyaset ile sürdürülebilirliğini sağlarken gündelik siyasetin neresinde durmalı? Siyaset mi cemaatlere yön vermeli yoksa cemaatler mi siyasete istikamet çizmeli?

Selam ve dua ile…

Fatih Çiçek/TİMETÜRK

Etiketler:
Fatih Çiçek
Fatih Çiçek

Köşe Yazarı