Bir okul çıkışını düşünün. Çocuklar kapıdan çıkmış, veliler onları bekliyor. Bir süre sonra sohbet başlıyor. “Sizin çocuk hangi okulda?” diye soruluyor. Ardından hangi kursa gittiği, hangi yabancı dili öğrendiği, hangi sporu yaptığı, hangi sınavdan kaç aldığı, hangi etkinliğe katıldığı konuşuluyor. Bir annenin anlattığını diğeri kendi çocuğuyla karşılaştırıyor. Birinin çocuğu bir alanda öne çıktıysa, diğeri başka bir başarıdan söz ediyor.
Çocuklar henüz okuldan çıkmışken, yetişkinler çoktan görünmez bir yarışın startını vermiş oluyor.
Üstelik bu yarışın birincisi çoğu zaman çocuklar değil, veliler oluyor.
Çünkü artık yalnızca çocuklarımızın ne yaptığıyla ilgilenmiyoruz; onların ne kadar önde olduğunu da merak ediyoruz. Kimin çocuğu daha başarılı, kimin daha yetenekli, kimin daha iyi eğitim aldığı, kimin daha fazla imkâna sahip olduğu üzerinden farkında olmadan birbirimizi ölçmeye başlıyoruz.
Bu yarış yalnızca okulda da yaşanmıyor. Spor salonunda, kurs merkezinde, doğum günü partisinde, hatta sosyal medyada devam ediyor. Bir çocuğun başarısı diğerinin ölçüsü haline geliyor. Bir ailenin yaptığı, başka bir aile için yeni bir “Acaba bizim çocuk da yapmalı mı?” sorusuna dönüşüyor.
Bir süre sonra çocukların hayatı, yetişkinlerin birbirleriyle yarıştığı bir alana dönüşüyor.
Belki de burada kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
Biz gerçekten çocuklarımızın gelişimini mi destekliyoruz, yoksa çocuklarımız üzerinden birbirimizle mi yarışıyoruz?
Günümüz ebeveynliği artık yalnızca çocuğu büyütmekten ibaret değil. Çocuğun gittiği okul, sahip olduğu imkânlar, yaptığı etkinlikler, kazandığı başarılar, giydiği kıyafetler, yaptığı tatiller ve hatta doğum günü organizasyonları bile ailenin sosyal çevredeki konumunun bir göstergesine dönüşebiliyor. Özellikle sosyal medyanın hayatımıza bu kadar güçlü biçimde girmesiyle birlikte, çocuklarımızın hayatı da farkında olmadan bir çeşit vitrine dönüşüyor.
Başka çocukların hayatlarını gördükçe kendi çocuğumuzun nerede olduğunu düşünüyor, sonra da bazen onun gerçekten ihtiyacı olduğu için değil, başkalarının gerisinde kalmamak için yeni hedefler koyuyoruz.
Oysa çoğu ebeveyn bunu kötü niyetle yapmıyor. Tam tersine, çocuğunun iyi eğitim almasını, yeteneklerini geliştirmesini ve hayatta güçlü olmasını istiyor. Sorun, “Çocuğum için en iyisini istiyorum” düşüncesinin zamanla “Çocuğum diğer çocuklardan daha iyi olmalı” beklentisine dönüşmesiyle başlıyor.
Çünkü o noktadan sonra çocuk kendi gelişimiyle değil, başkalarının performansıyla ölçülmeye başlıyor. Anne babasının kimi örnek gösterdiğini, hangi başarıyı önemsediklerini ve hangi durumda gurur duyduklarını fark ediyor. Sürekli kıyaslanan çocuk zamanla “Ben ne kadar geliştim?” diye düşünmek yerine, “Ben ondan daha iyi miyim?” sorusunu sormaya başlayabiliyor.
Bu durumun psikolojik karşılığı ise hafife alınacak bir şey değil. Çocuk kendi değerini başarıya ve dışarıdan aldığı onaya bağladığında hata yapmaktan korkabilir, mükemmel olmaya çalışabilir veya başarısızlık karşısında kendisini yetersiz hissedebilir. Bazı çocuklar daha fazlasını yapmaya çalışırken bazıları da bir noktadan sonra bütün bu yarıştan yorulup geri çekilebilir.
Çünkü sürekli ölçülen bir çocuk, bir süre sonra gelişmekten çok kendisini korumaya çalışır.
Üstelik bazen çocuklarımızın hayatına yalnızca bugünün beklentilerini değil, kendi yarım kalmış hikâyelerimizi de taşıyoruz. Bizim gidemediğimiz okul, öğrenemediğimiz bir dil, yapamadığımız bir spor ya da gerçekleştiremediğimiz bir meslek hayali onların hayatında yeniden karşımıza çıkabiliyor.
“Ben yapamadım, o yapsın” düşüncesinde elbette sevgi ve iyi niyet var. Ancak çocuğumuzun başarısıyla kendimizi de başarılı hissetmeye başladığımızda, onun hayatı bizim için farkında olmadan bir telafi alanına dönüşebiliyor.
Çocuğumuz başarılı olduğunda yalnızca onun sevincini yaşamıyor, kendi ebeveynliğimizle ilgili de bir onay hissediyoruz. Başarısız olduğunda ise yalnızca onun hayal kırıklığıyla değil, kendi kaygımızla da karşılaşıyoruz. Böylece çocuk, farkında olmadan yetişkinlerin rekabetinin bir parçası haline geliyor.
Oysa çocuklarımızın birbirine benzemesi gerekmiyor. Her çocuğun gelişim hızı, ilgisi, yeteneği ve mizacı farklı. Birinin erken öne çıkması, diğerinin daha geç keşfetmesinden daha değerli değil. Çocukluk bir sıralama tablosu olmadığı gibi, çocuk da ailesinin sosyal çevredeki yerini gösterecek bir başarı belgesi değildir.
Çocuk, kendisini keşfetmeye çalışan bir insandır.
Bu nedenle ebeveyn olarak görevimiz çocuğumuzun hayatını bir yarışa çevirmek değil; onun ilgilerini fark etmek, yeteneklerini desteklemek, gerektiğinde sınır koymak ve kendi yolunu bulmasına alan açmaktır. Çocuğumuzun başka çocuklardan farklı olmasına izin vermek de bunun bir parçasıdır.
Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Çocuğum bunu gerçekten istediği için mi yapıyor, yoksa ben başka çocukların gerisinde kalmak istemediğim için mi?”
Bu sorunun cevabı her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Fakat iyi ebeveynlik, yalnızca çocuğun davranışlarını değil, kendi davranışlarımızın arkasındaki motivasyonu da sorgulayabilmektir.
Çocuklarımızın her zaman kazanmasına ihtiyacımız yok. Onların hata yapabilecekleri, kaybedebilecekleri, yeniden deneyebilecekleri ve bütün bunlara rağmen değerli olduklarını hissedebilecekleri bir çocukluğa ihtiyaçları var.
Bu yüzden biraz geri çekilip tribünde kalmayı öğrenmeliyiz. Çocuklarımız sahada koşsun, denesin, düşsün, kazansın, kaybetsin ve kendi yolunu bulsun. Biz ise onların yerine yarışmak yerine, ihtiyaç duyduklarında yanlarında olalım.
Başka anne babaların çocuklarıyla kendi çocuklarımızı yarıştırmadığımız gibi, kendi ebeveynliğimizi de başkalarının ebeveynliğiyle yarıştırmayalım. Her ailenin şartı, her çocuğun ihtiyacı ve her hayatın yolu farklıdır.
Belki artık çocuklarımızın kimleri geçtiğine değil, büyürken kendilerinden ne kadar uzaklaşmadıklarına bakmalıyız.
Çünkü çocuklarımız bizim birbirimize karşı kazandığımız yarışların kupaları değil. Onların kendi hayatları, kendi seçimleri ve kendi hikâyeleri var.
Bizim görevimiz onların yerine yarışmak değil; gerektiğinde yol göstermek, düştüklerinde yanında olmak ve zamanı geldiğinde kendi yollarında yürümelerine izin vermek.
Yarışı çocuklarımızın üzerinden yapmayı bırakalım ..
Ayşegül Sert/TİMETÜRK