$

Dolar

47,7410

Euro

55,1144

£

Sterlin

64,5243

Frank

58,8750

Gram Altın

6.696,9900

Bitcoin

3.051.921

$

Dolar

47,7410

Euro

55,1144

£

Sterlin

64,5243

Frank

58,8750

Gram Altın

6.696,9900

Bitcoin

3.051.921

Makale 11.08.2026 7 dk okuma

Boşanan erkeğin kaybettiği hayat

Paylaş:

Bir evlilik bittiğinde, bazen sadece bir eş kaybedilmez.

Boşanma denildiğinde aklımıza çoğu zaman bir ilişkinin bitmesi gelir.

İki insan ayrılır.

Bir ev kapanır.

Bir imza atılır.

Hayat devam eder.

Ama gerçekten öyle midir?

Özellikle erkek açısından bakıldığında boşanma, çoğu zaman yalnızca eşini kaybetmek değildir.

Bir hayatın tamamını kaybetmektir.

Çünkü erkek, yıllar boyunca yalnızca bir kadınla evlenmez.

Bir düzen kurar.

Bir ev kurar.

Bir aile kurar.

Çocuklarının büyüdüğü o evin bir parçası olur.

Sabahları aynı seslerle uyanır, akşamları aynı sofraya oturur.

Hafta sonlarının bir planı vardır.

Bayramların bir anlamı vardır.

Çocukların doğum günleri, okul toplantıları, aile ziyaretleri, birlikte yapılan küçük planlar vardır.

Sonra bir gün bütün bunlar değişir.

İnsan, değişimin büyüklüğünü çoğu zaman her şey bittikten sonra fark eder.

Bazen özlediği kişi değil, hayatıdır

Boşanmış bir erkek eski eşini özlüyor olabilir.

Ama bazen özlediği yalnızca kadın değildir.

Onunla birlikte yaşadığı hayattır.

Akşam eve geldiğinde ışıkları yanan bir ev…

Mutfaktan gelen bir ses…

Çocuğunun odasından gelen gülüş…

Birlikte içilen kahve…

Pazar sabahı yapılan kahvaltı…

Bir yere giderken “Saat kaçta çıkıyoruz?” diye soran biri…

Bunların hiçbiri büyük olaylar değildir.

Ama hayat zaten çoğu zaman büyük olaylardan değil, küçük ve sıradan anların toplamından oluşur.

İnsan, o sıradanlık elinden alındığında onun ne kadar kıymetli olduğunu anlar.

Bir zamanlar şikâyet ettiği kalabalığı bile özleyebilir.

Çünkü sessiz bir ev, bazen insanın beklediğinden çok daha ağırdır.

En büyük kayıplardan biri: Çocuğunun günlük hayatı

Bir babanın boşanmayla yaşadığı en derin değişimlerden biri çocuklarıyla kurduğu ilişkinin biçimidir.

Eskiden her gün gördüğü çocuğunu artık belirli günlerde görebilir.

Sabah hazırlanırken yanında olmayabilir.

Okuldan geldiğinde onu karşılayamayabilir.

Hastalandığında yanında olmak isteyip uzakta kalabilir.

Bir sınavın sonucunu, bir arkadaşlığı, bir korkuyu, bir başarısızlığı veya küçük bir sevincini sonradan öğrenebilir.

Baba hâlâ babadır.

Ama babalığın günlük hayatı değişmiştir.

 Bazen de  insanı en çok yaralayan şey büyük kayıplar değil, artık yaşanamayan küçük anlardır.

Çocuğunun uykudan kalkıp yanına gelmesi…

Birlikte markete gitmek…

Arabada yapılan anlamsız konuşmalar…

Akşam “Baba, bak ne yaptım.” diye seslenmesi…

Bir baba bunları kaybettiğinde yalnızca zaman kaybetmez.

Çocuğunun çocukluğundan bazı anları da kaçırdığını hissedebilir.

Bu duygunun ağırlığını anlatmak kolay değildir.

Bir de “aile” duygusu vardır

Boşanmadan önce erkek kendisini bir ailenin içinde tanımlar.

“Eşim.”

“Babası.”

“Bizim ev.”

“Bizim çocuk.”

“Bizim hayatımız.”

Boşanmadan sonra bazı kelimelerin bile anlamı değişir.

“Biz” yavaş yavaş “ben” olmaya başlar.

Bir zamanlar birlikte kurulan gelecek, artık tek başına düşünülmek zorundadır.

Bayramlar bölünür.

Tatiller değişir.

Aile toplantıları farklılaşır.

Eski eşin ailesiyle kurulan bağlar kopabilir.

Ortak arkadaşlıklar iki tarafa ayrılabilir.

Hatta yıllardır gidilen bir yere gitmek bile zorlaşabilir.

Çünkü bazı mekânların içinde anılar vardır  insan bazen bir sokağın köşesinden geçerken bile geçmişiyle karşılaşabilir.

Erkeğin kaybettiği bir başka şey de gelecek hayalidir

Evlilik yalnızca geçmişten oluşmaz.

İnsan evlenirken geleceğini de hayal eder.

Çocukların büyümesini…

Birlikte yaşlanmayı…

Bir ev sahibi olmayı…

Tatil planlarını…

Çocukların mezuniyetini…

Belki torunları…

Yıllar sonra aynı masada oturmayı…

Boşanmayla birlikte sadece bugünkü düzen değişmez.

Geleceğe dair kurulan hikâye de değişir.

 Bazen en zor yas, yaşanmış bir hayatın değil, yaşanacağına inanılmış bir hayatın yasını tutmaktır.

Peki erkek neden bazen hızla hayatına devam ediyor gibi görünür?

Çünkü herkesin iyileşme biçimi aynı değildir.

Bazısı yalnız kalır.

Bazısı kendini işe verir.

Bazısı arkadaşlarının arasına karışır.

Bazısı yeni bir ilişkiye başlar.

Bazısı eski hayatına dönmeye çalışır.

Fakat dışarıdan görünen hareketlilik, içerideki kaybın bittiği anlamına gelmez.

Çünkü insan yeni bir eve taşınabilir ama eski evin anılarını hemen taşıyamaz.

Yeni biriyle tanışabilir ama eski hayatındaki boşlukları bir anda dolduramaz.

Çocuğuyla yeniden güzel bir düzen kurabilir ama kaçırdığı bazı anların üzüntüsünü tamamen silemez.

Boşanma sonrası asıl mesele geçmişi unutmak değil, geçmişin artık hayatının bir parçası olduğunu kabul ederek yeni bir hayat kurabilmektir.

Erkek neyi kaybettiğini fark ettiğinde yas başlar

Belki de boşanmanın ilk günlerinde değil, birkaç ay sonra ağırlaşır bazı duygular.

Ev sessizleştiğinde…

Çocuklar gittiğinde…

İlk bayram yalnız geçirildiğinde…

Bir zamanlar birlikte gidilen yere tek başına gidildiğinde…

Eski bir fotoğraf karşısına çıktığında…

Çocuğunun büyüdüğünü fark edip bazı anlarını kaçırdığını düşündüğünde…

İşte o zaman boşanmanın gerçek anlamı daha fazla hissedilebilir.

Çünkü bazı kayıplar imza atıldığı gün değil, hayatın içinde yoklukları hissedildiği gün anlaşılır.

Belki de boşanan erkek için en zor şey yeniden kendisine bir hayat kurmaktır

Eski hayat geri gelmeyecektir.

Aynı ev olmayacaktır.

Aynı aile düzeni olmayacaktır.

Çocuklarla geçirilen zaman eskisi gibi olmayabilir.

Ama bu, hayatın bittiği anlamına gelmez.

Yeni bir düzen kurulabilir.

Çocuklarla yeni bir bağ biçimi oluşturulabilir.

Yalnızlıkla tanışılabilir.

Kendi ihtiyaçları fark edilebilir.

İnsan, yıllardır yalnızca “eş” ve “baba” rollerinin içinde yaşarken unuttuğu kendisini yeniden keşfedebilir.

Belki de boşanmanın ardından yapılması gereken ilk şey, hemen yeni bir hayat kurmaya çalışmak değildir.

Önce kaybedilen hayatın yasını tutmaktır.

Çünkü insan kaybettiğini kabul etmeden, yenisini gerçekten kuramaz.

Boşanan erkek de özler.

Çocuklarını özler.

Evini özler.

Eski düzenini özler.

Bazen eşini, bazen geçmişini, bazen de artık geri gelmeyecek olan hayatını özler.

Bütün bunların arasında kendisine şu soruyu sormaya başlar:

“Ben şimdi nasıl bir hayat kuracağım?”

Belki cevap hemen gelmez.

Ama zamanla insan şunu öğrenir:

Bazı hayatlar biter.

Bazı hayaller yarım kalır.

Bazı insanlar hayatımızdan çıkar.

Fakat insan, kaybettiklerinin içinde sonsuza kadar kalmak zorunda değildir.

Boşanmak bir hayatın sonu değildir.

Ama eski hayatın yasını tutmadan, yeni hayatın kapısını açmak da kolay değildir.

Çünkü bazen insanın yeniden başlamadan önce yapması gereken şey, arkasına dönüp sessizce şunu söylemektir:

“Evet… Ben bir hayat kaybettim.”

Sonra başını kaldırıp devam etmektir.

“Şimdi kendime yeni bir hayat kuracağım.”

Ayşegül Sert/TİMETÜRK

Etiketler:
Ayşegül Sert
Ayşegül Sert

Köşe Yazarı