$

Dolar

46,2874

Euro

53,6017

£

Sterlin

62,1538

Frank

58,0786

Gram Altın

6.277,0800

Bitcoin

2.978.567

$

Dolar

46,2874

Euro

53,6017

£

Sterlin

62,1538

Frank

58,0786

Gram Altın

6.277,0800

Bitcoin

2.978.567

Makale 14.06.2026 5 dk okuma

“Ütopya ve aile”

Paylaş:

Geçen hafta köşe yazımda bir alıntı ile andığım Merhum Aliya İzzet Begoviç’in Doğu ve Batı Arasında İslam isimli eserinde yer alan “Ütopya ve Aile” konusunu gündeme taşımak istiyorum. Özellikle Batı’da yıllar önce yaşanan Ailesiz toplum ve bireyin kutsanması anlayışının Batı’ya neye mal olduğunu bu kitaptan alıntılarla sunmak istiyorum. Çünkü bizde de maalesef bu yıkım hızla ilerliyor. Hükümetimiz Aile ve Nüfus On Yılı ilan etse de, nüfusun yaşlandığını beyan etse de, doğum oranlarının düştüğünü ısrarla ortaya koysa da pek çok cazip mevzuatla evliliği ve doğurganlığı desteklese de sorun büyümeye devam ediyor.

Yazar uygarlık ve kültür kavramlarını karşılaştırıyor ve uygarlığın aileyi bitirdiğini söylüyor. “Uygarlık aileyi sadece nazari olarak değil, tatbikatta da ortadan kaldırmaktadır. Aile içinde evvela erkek dışarı çıkmıştır, sonra kadın sonra da çocuklar Çıktı.” Bir başka tespitte de:  “ Fransız ortaokul kız talebeleri arasında yapılan bir araştırmada bağımsız olma ve rahat hayat yaşama hevesi ilk sırada yer alırken aile kurma arzusu ise son sırayı almıştır”(a.g.e: S. 206) Bu durum ülkemizde de böyle algılanmıyor mu acaba? Doğrusu herhangi bir araştırma yapıldı mı bilmiyorum fakat evlilik yaşının yükselmesi, boşanmaların yaygınlaşması, kadınların ev hanımlığından çok işçi de olsa dışarıda çalışmaya heveslenmesi sonuçta yeni nesilde nasıl bir etki bırakıyor acaba? Araştırmaya değer bir konudur doğrusu.

Bu bağlamda 6284 sayılı Kadına Karşı Şiddet ve Ailenin Korunması hakkındaki kanun epey zamandır uygulanıyor. Bu yasanın sadece kanun koyucular tarafından değil psikologlar, sosyologlar ve uzmanlarca masaya yatırılıp güncellenmesi gerekir. Bazı âfakî konuşmalar yapılıyor. Hatta ilgili kanunu okumadan önce ben de bazı konuşmalar yaptım. Yanlışımı düzeltiyorum. Bu kanunda “kadının beyanı esastır” diye bir hüküm yoktur. 8/3. Maddede “koruyucu tedbir kararı verilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz.” Denmektedir. Yani şiddet olduğunu ispatla denmez. Can tehlikesi olur diye konuyu hemen değerlendirmeye almaktır mesele. Ancak hüküm konu kesinleşince verilmektedir. Bunu tespit edelim. Ama bu da kendi içinde risklidir. Buna rağmen uygulamada acaba şiddete uğrayan kadın veya erkeği korumuş mudur bu yasa? Boşanmayı azalttı mı, çoğalttı mı? Cinayetin artmasında bu kanunun etkisi nedir? Şiddete uğrayan kadına Kadın Sığınma Evleri düşünülüyor da, kapı dışarı edilen erkek için neden tedbir düşünülmüyor? Otuz senelik evinden kabahatli de olsa sokağa atılan, kelepçe takılan erkek acaba neden fırsatını bulur bulmaz cinayete koşuyor? Bunların hepsinin masaya yatırılması lazımdır.

Bu bağlamda kadına tır şoförlüğü imkânı sunmak marifet değildir. Bu zaten kendi normal seyrinde bazı kadınlarca yapılmaktadır. Ama bunu genelleştirmek anlamsızdır. “Bütün dinler aileyi insanın yuvası, anneyi de ilk ve yerine kimsenin geçemeyeceği bir mürebbi (eğitimci) olarak telakki edip yüceltmeğe devam edecektir.” (a.g.e. S.207) Bununla birlikte uygarlığın doğal sonucu olarak ütopya ise “ sosyal eğitim, gündüz bakımevleri, kreşler ve çocuk bahçelerinden heyecanla söz edecektir. Bütün bu müesseselerin, adları ne olursa olsun, müşterek bir tarafı vardır: Annenin yokluğu ve çocukların ücretlilere terk edilmesi.” (a.g.e.S. 207) Nihayet İsveçli bir bilim adamı Dr. Hans Loman,” Çocuklarımız için fevkalade soğuk, çocuğa düşman bir toplum meydana getirmeyi başarmışız.” İtirafında bulunuyor. (a.g.e.S..210)

“Çocuk bakım evlerinde anne-babasız çocuklar; huzur evlerinde ise çocuksuz anne-babalar. Her ikisi de uygarlığın “harikulade!” ürünü ve her ütopyanın idealidir.” (a.g.e.S..211)

Bu durumda aile ile ilgili ciddi çalışmalara, projelere, özendirici mevzuatlara devam edilmelidir. Medeniyetimizin en sağlam kalesi aileye savunma sanayiindeki çabalardan daha fazla çaba gösterilmesi gerekir. Aileyi yıkıcı yapıtlar, kadın programları var. Yani yıkım çok, onarım az ve kifayetsiz. Reklamlar dahi aileye darbe vurur nitelikte. Yasak ilişkiler uluorta evlerin içine sorgusuz sualsiz giriyor. Olmadık pislikler mahremimize servis ediliyor. Lokal olaylar, genelleştiriliyor. Bu yıkıma fırsat vermeyen çözümler üretilmelidir.

Özetle evinin hanımı, çocuklarının anası, eşinin en büyük varlığı çocuk yetiştiren kadınlarımız için evli kaldığı sürece sosyal güvence sağlanmalıdır. Yani emekli ev hanımları olmalıdır. Bir sürü erkek arasında, geceleri uykusuz, çocuğuna yeterince annelik yapamayan, fabrikalarda asgari ücretle çalışan hanımefendilerden daha az değerli değildir ev hanımlarının yaptıkları.

Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK

Etiketler:
Yusuf Sarıkaya
Yusuf Sarıkaya

Köşe Yazarı