Medine’ye hicret eden Peygamber Efendimiz, mevcut pazarın bir köşesinde sığınacak yer aramak yerine alternatif kendi çarşısını kurmuştu. Amacı çatışma çıkarmak değil, adil ve sürdürülebilir bir düzen inşa etmekti. Çarşının kuralı ise son derece sadeydi: Erken gelen yerini alır; ne kayırma vardı ne de ayrıcalık. Bugün finans dünyasında sıkça tartışılan “İslami borsa” fikri veya sermaye piyasalarında yaşanan krizler karşısında soru hep aynı noktaya kilitleniyor: Kendi çarşımızı kurmak veya mevcut sistemi adil kılmak bir hayal mi, yoksa gerçek bir çıkış yolu mu?
Güvenin İstismarı ve Etiket Tuzağı
Finansal krizler sona erdiğinde geriye yalnızca kaybedilen para kalmaz; asıl kayıp zedelenen güvendir. 1982 Bankerler Krizinde vatandaşın elinde kâğıt makbuzlar vardı, bugün ise telefon ekranları... O gün yüksek faiz vaadi insanları cezbediyordu, bugün ise sosyal medyada parlatılan, mucizevi getiriler vaat eden fonlar ve hisseler. Araçlar ve zaman değişti ancak mantık aynı kaldı. Bernie Madoff’un yıllarca finans dünyasını "yakınlık dolandırıcılığı" ile kandırması ve "bizden biri" algısıyla denetimden kaçması, bir etiketin asla tek başına güven garantisi olamayacağını gösterdi. Sadece "helal" yazısı asarak veya dini duygulara hitap ederek kurulan sistemler, denetimden yoksunsa istismara en açık alanlara dönüşür.
Şeffaflık ve Çağdaş Muhtesip Düzeni
Bu noktada borsa ve fon piyasalarındaki şüpheli ortamdan çekinen yatırımcının sığınacağı liman, vitrine koyulan isimler değil; işleyişin kendisidir. İktisatçı Sabri Ülgener’in vurguladığı gibi iktisadi hayatı yalnızca rakamlarla değil, toplumun zihniyet ve ahlak dünyasıyla birlikte okumak gerekir. Mehmet Genç’in Osmanlı iktisat düzeninde anlattığı muhtesip kurumu, çarşının sonradan eklenmiş bir süsü değil, özüydü. Bugünün piyasalarında muhtesibin karşılığı ise şeffaflık, bağımsız denetim, gerçek serbest dolaşım oranı ve nihai sahipliğin netliğidir. Denetim, yangın çıktıktan sonra gelen itfaiye gibi geç kalmamalı; binanın neden bu kadar kolay tutuştuğunu önceden sorgulayan bir mekanizma olmalıdır.
Rakamlara Değil, Üretime Endeksli Piyasa
Gerçek bir çıkış yolu sunacak piyasa, değerin ekran görüntülerinde değil, tezgâhtaki üretimde oluştuğu bir yer olmak zorundadır. Bir şirketin kâğıdı, kaç lot el değiştirdiğine veya spekülatif hareketlere göre değil; ürettiği katma değere, ihracatına ve istihdamına göre değer bulmalıdır. Şirketlerin borç kapatmak için halka arz edildiği, kısa vadeli kazançların peşinde koşulduğu bir yapı yerine; halka arz şartlarının ağırlaştırıldığı ve 3-5 yıllık istikrarın arandığı bir düzen kurulmalıdır. Tıpkı Çiftlik Bank örneğinde olduğu gibi kötü tecrübelere bakıp üretimi reddetmek yerine; hayvancılık gibi reel alanlarda blokzincir ve yapay zekâ gibi teknolojiler kullanılarak paranın gerçekten üretime gittiği anbean şeffaflaştırılmalıdır.
İktisadi Zihniyet ve Küçük Yatırımcının Sınavı
Küçük yatırımcıya düşen en hayati ders ise kısa yoldan zenginleşme arzusu ile hareket etmemektir. Kedi ile fare hikâyesindeki gibi; mesafenin kısa, ödülün olağanüstü büyük olduğu durumlarda "Bu işte bir iş var" diyebilmek gerekir. Dün kazandıran bir yatırımın yarın da kazandıracağı garantisi yoktur. Piyasada balonu şişiren sadece büyük spekülatörler değil, "Herkes kazanıyor, ben niye kalayım?" diyen küçük yatırımcının hırsıdır. Mesele borsayı suçlamak ya da yatırımdan vazgeçmek değil; sermayenin üretime dönüştüğü kanalları güvenli tutmaktır.
Tabela Değil, Adaletli Tartı
Faizsizlik ve ahlaki ilkeler gereklidir ancak şeffaflık, üretim ve bağımsız denetimle desteklenmedikçe yetersiz kalır. Yüksek kazanç vaadi insanları aynı kapıya toplayabilir; fakat o kapının ardı boşsa kalabalık içeride sıkışır. Geçmişteki krizleri sadece ezberlemek yetmez; nedenlerini anlayıp aynı hatayı farklı isimler altında tekrarlamamak gerekir. Çünkü finans dünyasında ödenen en pahalı bedel, ders çıkarılmayan hataların bedelidir.
"İslami borsa mümkün mü?" sorusunun cevabı: İsimle değil, işleyişle mümkün. Faizsizlik ve haramdan uzak durmak gerekli, ama yetmez; şeffaflık, üretim, bağımsız denetim ve "bizden" deyip soru sormayı bırakmama cesareti de şart.
Nitekim ben de ayrı bir isme gerek olup olmadığından emin değilim; belki bu, sağlıklı bir borsaya geçişin bir aşaması olabilir. Çarşı kurmak kolaydır; çarşıyı temiz tutmak zor. "Erken gelen yerini alır" kuralı gibi: Herkese açık, kayırmasız, denetlenebilir. Yoksa etiket değişir, hikâye aynı kalır.
Velhasıl asıl iş, çarşıya tabela asmak değil; o çarşıda tartının şaşmadığını, kâğıdın arkasında gerçek bir emek durduğunu her sabah yeniden ispatlayabilmektir.
Selam ve Dua ile…
Yusuf Çelik/TİMETÜRK