$

Dolar

48,8831

Euro

56,0117

£

Sterlin

65,2572

Frank

59,6208

Gram Altın

6.841,0500

Bitcoin

4.209.228

$

Dolar

48,8831

Euro

56,0117

£

Sterlin

65,2572

Frank

59,6208

Gram Altın

6.841,0500

Bitcoin

4.209.228

Makale 23.09.2026 5 dk okuma

Para var, peki güven nerede?

Paylaş:

1982 yılının bir sabahında İstanbul sokaklarında ellerinde makbuzlarla dolaşan binlerce insan vardı. Yüksek faiz vaadine güvenip bankerlerin kapısını çalan bu insanlar, kısa sürede acı bir gerçekle karşılaştı: Kâğıt üzerindeki kazanç, kasadaki parayla aynı şey değildi.

Aradan kırk yılı aşkın zaman geçti. Makbuzların yerini ekranlar, bankerlerin yerini fonlar ve yatırım platformları aldı. Fakat insan davranışı pek değişmedi. Fiyat yükseldikçe güven arttı, güven arttıkça yeni para geldi; ta ki bir gün herkes aynı anda çıkmak isteyene kadar.

Kâğıt Üzerindeki Servetin Gerçek Yüzü

Son günlerde Borsa İstanbul ve bazı yatırım fonlarında yaşanan gelişmeler, finans dünyasının en temel kavramlarından birini yeniden gündeme taşıdı: likidite.

Bir varlığın değerli görünmesi, ihtiyaç anında o varlığı makul bir fiyattan nakde çevirebileceğiniz anlamına gelmiyor. Özellikle piyasada az miktarda dolaşan hisselere yoğun para girdiğinde fiyatlar hızla yükselebiliyor. Fiyat yükseldikçe getiri cazip görünüyor, getiri cazip göründükçe yeni yatırımcı geliyor. Böylece kendi kendini besleyen bir döngü kuruluyor.

Fakat çıkış kapısı giriş kapısı kadar geniş değilse, ilk panikte sistemin zayıf noktaları ortaya çıkıyor.

Bunu günlük hayattan düşünelim. Mahalle bakkalının veresiye defterinde herkesin alacağı vardır. Rakamlar büyüktür; fakat kasadaki nakit aynı hızla büyümemiştir. Bir gün herkes aynı anda parasını isterse, defterdeki rakamlarla kasadaki para arasındaki fark ortaya çıkar.

Finansal sistemde de benzer bir durum yaşanabilir: Bilançoda varlık vardır, fakat ihtiyaç anında nakit yoktur.

Asıl Mesele Borsanın Düşmesi Değil

Meselenin özü aslında basit: Bazı fonlar, piyasada çok az hissesi dolaşan küçük şirketlere yoğun biçimde para yatırdı. Az miktarda alım bile bu hisselerin fiyatını uçurdu; fiyat yükseldikçe fonun “getirisi” göz kamaştırıcı göründü, yeni yatırımcı hücum etti, gelen para yine aynı hisselere gitti.

Bir fon, bir yılda yüzde 4.468 getiri gösterdi; yani 10 bin lira, 450 bin liraya çıkmış gibi göründü. Sıradan bir faktoring şirketi, bir anda Türk Hava Yolları'nı, Koç Holding'i geride bırakıp Borsa İstanbul'un en değerli ikinci şirketi oldu. Ama bu servet ekranda vardı, kasada yoktu.

Herkes aynı anda çıkmak istediğinde alıcı bulunamadı, fonlar likit hisseleri satmaya başladı, fiyatlar çöktü, panik büyüdü. 16 Eylül'de Borsa İstanbul tek günde yüzde 5,5 kaybetti; 131 fon tasfiyeye gönderildi, 353 bin yatırımcının parası askıya alındı. Bu, klasik bir balonun ders kitabı gibi anlatılabilecek anatomisiydi; sadece rakamlar bu kez trilyonlarcaydı.

Borsanın birkaç gün gerilemesi tek başına ekonominin çöktüğü anlamına gelmez. Asıl kritik soru, bir kurumun likidite sıkıntısının başka fonlara, bankalara veya kredi piyasasına sıçrayıp sıçramayacağıdır.

 

Hyman Minsky’nin “İstikrar istikrarsızlaştırıcıdır” sözü tam burada anlam kazanıyor. Uzun süre sorunsuz yükselen piyasalarda risk unutuluyor; risk unutuldukça daha fazla risk alınıyor. İnsanlar bazen bir varlığı gerçek değerine inandıkları için değil, yarın daha yüksek fiyata satabileceklerini düşündükleri için satın alıyor.

 

Türkiye’de yüksek enflasyon ve negatif reel faiz dönemlerinde vatandaşın tasarrufunu koruma arayışı da yatırım davranışlarını değiştirdi. Döviz, altın ve gayrimenkulün yanında borsa da geniş kitlelerin ilgi alanına girdi. Ancak piyasanın büyümesi, aynı ölçüde derinleştiği anlamına gelmiyor. Gerçek halka açıklık, şeffaf sahiplik, güçlü denetim ve yeterli kurumsal yatırımcı tabanı olmadan büyüyen bir piyasa, küçük bir dalgada büyük bir sarsıntı yaşayabiliyor.

 

Güven Kaybolursa Kriz Büyür

 

Mahfi Eğilmez’in sermaye piyasalarında kurumsal altyapı ve güvenin önemine yaptığı vurgu, tartışmanın merkezine oturuyor. Düzenleyicinin görevi her hissenin fiyatını belirlemek değil; aşırı yoğunlaşmayı, manipülasyonu ve piyasanın kırılgan noktalarını zamanında görüp önlemek.

Çünkü yatırımcının zihnindeki en önemli soru aslında çok basit:

 

“Paramı gerektiğinde alabilecek miyim?”

 

Bu sorunun cevabı belirsizleştiğinde mesele artık yalnızca bir fonun veya birkaç hissenin meselesi olmaktan çıkar. İnsanlar tasarruflarını piyasadan çekip daha güvenli gördükleri alanlara yönelir. Böylece finansal bir sorun, giderek güven sorununa dönüşür.

 

Bediüzzaman’ın iktisat anlayışında öne çıkan kanaat ve ölçülülük fikrini bugüne taşıdığımızda da mesele yalnızca “çok kazanmak” değildir. Kazancın nasıl elde edildiği kadar, hangi zeminde tutulduğu ve o zeminin ne kadar sağlam olduğu da önemlidir.

 

Velhasıl; banker krizinden bugünün dijital yatırım dünyasına uzanan hikâyede araçlar değişti, ekranlar değişti, isimler değişti; fakat insanın hızlı kazanç karşısındaki zaafı değişmedi.

Kâğıt üzerinde zenginleşmek kolay olabilir. Asıl mesele, o zenginliğin gerçeğe dönüşmesini sağlayacak güveni, şeffaflığı ve kurumsal yapıyı inşa edebilmektir.

Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:

Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğunda, biz yine seyretmeyi mi seçeceğiz?

Selam ve Dua ile…

Yusuf Çelik/TİMETÜRK

Etiketler:
Yusuf Çelik
Yusuf Çelik

Köşe Yazarı