$

Dolar

48,8091

Euro

55,9340

£

Sterlin

65,1862

Frank

59,5141

Gram Altın

6.841,5400

Bitcoin

4.207.541

$

Dolar

48,8091

Euro

55,9340

£

Sterlin

65,1862

Frank

59,5141

Gram Altın

6.841,5400

Bitcoin

4.207.541

Makale 23.09.2026 5 dk okuma

Üniversitenin nicelik tutkusu!

Paylaş:

Üniversite yönetimleri için çağımızın en kullanışlı sığınağı artık rakamlar. Kaç öğrencimiz var, kaç mezun verdik, kaç makale yayımlandı, kaç proje yapıldı, kaç atıf alındı, sıralamada kaç basamak yükseldik?

Excel tablosunda hücreler doluysa üniversite başarılıdır! Ne kadar kolay…

Öğrencinin ne öğrendiğini, akademisyenin ne ürettiğini, yapılan araştırmanın ne işe yaradığını ve toplumun üniversiteye neden giderek daha az itibar ettiğini sorgulamaya gerek kalmaz.

Çünkü bunların cevabı karmaşıktır; oysa sayılar son derece usludur.

Yönetimin önüne konulan tabloda yükselir, rapora girer ve başarının kanıtı olarak sunulurlar. Böylece üniversite yönetmek, giderek üniversitenin niteliğini yükseltmekten çok göstergelerini yükseltme sanatına dönüşür.

Elbette performans göstergeleri, KPI'lar, yayın ve atıf sayıları, proje bütçeleri ve üniversite sıralamaları gereksiz değildir.

Sorun, bunların üniversiteyi değerlendiren araçlar olmaktan çıkıp üniversitenin amacı hâline gelmesidir.

Akademisyene sürekli “Kaç yayın yaptın?”, bölüme “Kaç proje aldınız?”, fakülteye “Kaç etkinlik düzenlediniz?” diye sorarsanız sistem kısa sürede ne istediğinizi öğrenir: Sayı istiyorsunuz, sayı verir.

Bir araştırma üç makaleye bölünür, benzer çalışmalar çoğalır, toplantılar etkinlik olur, etkinlikler faaliyet raporuna dönüşür; sonunda herkes çok çalışmış, her şey artmış görünür. Tek bir sorun vardır: Nitelik aynı hızda artmamıştır.

Yönetim ise bunu görmek istemez; çünkü niteliğin ölçülmesi zordur, sayıların fotoğrafını çekmek kolaydır.

Bu nicelik tutkusu yalnızca bilimsel üretimi değil, eğitimin kendisini de aşındırıyor.

İyi ders veren, öğrencisine düşünmeyi öğreten, genç araştırmacıya yıllarca mentörlük yapan akademisyenin katkısını ölçmek zordur. Buna karşılık makale sayısını, proje bütçesini ve ders saatini saymak kolaydır.

Böylece üniversite yönetimleri, ölçebildiklerini önemli, ölçemediklerini tali görmeye başlıyor.

Öğrencinin zihninde oluşturulan dönüşümün puanı yokken, bazen kimsenin okumadığı bir makalenin puanı vardır. Akademisyen de sistemin mesajını gayet iyi anlar: İyi hoca olmaktan önce puanını tamamla, derinleşmekten önce yayımla, düşünmekten önce çıktını sisteme gir.

Sonra da üniversitenin neden eski entelektüel ağırlığını ve toplumsal saygınlığını kaybettiğine şaşırıyoruz.

Daha ironik olanı, nitelik kaybının sonuçları ortaya çıktığında çözümün yine nicelikte aranmasıdır.

Özellikle bazı sosyal bilimler ve eğitim bilimleri programlarında yüksek lisans ve doktoraya ilginin azalması ciddi bir uyarı olarak okunmalıdır.

Gençler neden akademik kariyer istemiyor?

Üniversitenin itibarı neden eskisi kadar çekici değil?

Doktora neden uzun ve zahmetli fakat karşılığı belirsiz bir yol olarak görülüyor?

Bu sorularla yüzleşmek yerine boş kalan lisansüstü programlara “bütünleşik program” adı altında lisans son sınıf öğrencilerini yönlendirmek daha kolaydır.

Elbette iyi tasarlanmış bütünleşik programların akademik gerekçesi olabilir. Ancak amaç gerçekten yetenekli öğrenciyi bilime erken kazandırmak değil de enstitünün öğrenci sayısını korumaksa, burada akademik olduğu kadar etik bir problem de vardır.

Talep azalıyorsa programın niteliğini ve akademinin cazibesini artırmak yerine yeni öğrenci kaynağı bulmak, hastalığı tedavi etmek yerine termometrenin göstergesini düzeltmeye benzer.

Asıl sorumluluk burada üniversite yönetimlerindedir.

Çünkü yönetim kendisine sunulan rakamlarla övünürken o rakamların arkasındaki niteliği sorgulamıyorsa, nitelik kaybının yalnızca seyircisi değil, kurumsal üreticilerinden biri hâline gelir.

İnsanlar hangi davranış ödüllendiriliyorsa onu üretir. Sayı ödüllendirilirse sayı, görünürlük ödüllendirilirse görünürlük, puan ödüllendirilirse puan üretilir. Nitelik isteniyorsa nitelik ödüllendirilmelidir.

Özgün araştırma, iyi eğitim, güçlü mentörlük, akademik özgürlük, liyakat, bilimsel cesaret ve toplumsal katkı yeniden üniversitenin temel başarı ölçütleri hâline getirilmedikçe sıralamalarda birkaç basamak yükselmenin akademik gerilemeyi gizlemekten başka anlamı kalmayabilir.

Üniversitelerin artık kendilerine daha rahatsız edici sorular sormaları gerekiyor: Kaç makalemiz var değil, kaçı gerçekten değerli?

Kaç öğrencimiz var değil, nasıl öğrenciler yetiştiriyoruz?

Kaç doktora öğrencimiz var değil, gençler neden burada doktora yapmak istiyor; daha önemlisi, neden artık istemiyor?

Üniversite yönetiminin görevi rakamları büyütmek değil, niteliği yükseltmektir. Metrikler yönetime yardımcı olabilir; fakat yönetimin arkasına saklandığı perdeye dönüşmemelidir.

Çünkü toplum üniversiteyi faaliyet raporlarından değil, yetiştirdiği insanlardan, ürettiği bilimden ve taşıdığı itibardan tanır.

Rakamları yükseltip niteliğin düşmesine göz yuman bir yönetim başarılı değildir; yalnızca başarısızlığını rakamlarla süslemiştir.

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Etiketler: