Üniversite denildiğinde akla çoğu zaman öğrenciler, derslikler, akademisyenler ve bilimsel çalışmalar gelir. Oysa üniversitelerin görünmeyen fakat en önemli unsurlarından biri de idari personeldir.
Bir üniversitenin akademik hayatının sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi, yalnızca akademisyenlerin çalışmalarına değil, bu çalışmaların arkasındaki idari ve teknik organizasyonun etkinliğine de bağlıdır. Sabahın erken saatlerinden itibaren kampüslerde görev yapan, öğrencilerin işlerini çözen, akademik ve idari süreçlerin yürütülmesini sağlayan memurların emeği çoğu zaman görünmez. Ancak üniversitenin günlük işleyişi, büyük ölçüde bu emeğin üzerinde yükselir.
Tam da bu nedenle üniversitelerde çalışan idari personelin sorunlarını yalnızca bir personel meselesi olarak görmek eksik olacaktır. Bu sorunlar aynı zamanda üniversitelerin kurumsal verimliliğini, çalışma barışını ve akademik kalitesini doğrudan ilgilendirmektedir.
Görünmeyen Emeğin Değeri
Üniversitelerde akademik ve idari personel arasındaki ayrım, bazı durumlarda iş barışını zedeleyebilecek bir noktaya ulaşabilmektedir. Oysa üniversite, farklı görevleri yerine getiren insanların ortak emeğiyle ayakta duran bir kurumdur.
İdari personelin yaptığı işin değeri ve kuruma sağladığı katkı hissettirilmelidir. İdari emeği görmezden gelerek üniversitelerde gerçek anlamda bir kalite anlayışı oluşturmak mümkün değildir.
Üniversitede çalışan çok sayıda memur farklı kurumlara geçiş yapmak istemektedir. Bunun en önemli sebebi söz konusu kurumların çalışanlara ek mali imkanlar sunuyor olmasıdır. Başta belediyeler olmak üzere çok sayıda kurumun çalışanlarına daha iyi mali imkanlar sunuyor olması üniversitede çalışan memurların mağduriyet hissi yaşamasına neden olmaktadır.
Bunun yanında son yıllarda tartışılan 3600 ek gösterge meselesi de önemli bir mağduriyet alanı oluşturmaktadır. Birinci dereceye gelmiş memurlara yönelik verilen sözlerin hayata geçirilmemesi, çalışanların beklentilerini ve kuruma duydukları güveni olumsuz etkileyebilmektedir.
Emeklilik sistemi de ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biridir. 1 Ekim 2008 öncesinde göreve başlayanlarla sonrasında göreve başlayanlar arasında emekli aylığı bağlama oranlarında ortaya çıkan farklılık, çalışanların emeklilik kararlarını doğrudan etkileyen önemli bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Memurların emekliliği sürekli ertelemesine yol açan bu durum, yalnızca bireysel değil, kurumsal sonuçlar da doğurmaktadır. Ayrıca memurlara seyyanen verilen zammın emekliliğe de yansıtılmaması bu mağduriyetin nedenlerin biridir.
Liyakat Olmadan Kurumsal Huzur Olmaz
Üniversitelerde en fazla dikkat edilmesi gereken konulardan biri de görevde yükselme ve unvan değişikliğidir.
Bir çalışanın yıllarca emek verdikten, kendisini geliştirdikten ve kurumun işleyişine katkı sunduktan sonra önündeki kariyer imkanlarının açık ve öngörülebilir olması gerekir. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının düzenli aralıklarla yapılması ve kadroların hakkaniyetli biçimde dağıtılması bu açıdan önem taşımaktadır.
Sınavların yapılmadığı, bazı branşlarda kadro açılırken bazılarında açılmadığı veya mülakat süreçlerinin adalet tartışmalarına yol açtığı bir sistem, çalışanların kuruma olan güvenini zedeleyebilir.
Üniversite gibi bilginin ve liyakatin merkezinde olması gereken kurumlarda, personel yönetiminin de aynı ilkeler üzerine kurulması gerekir.
Öte yandan akademik alanda kendisini geliştiren, hatta doktora eğitimini tamamlayan idari personelin de sahip olduğu akademik birikimin değerlendirilmesi önemlidir. Bu kişilerin akademik kadrolara geçiş imkanlarının artırılması hem bireysel emeğin karşılığını bulmasına hem de üniversitelerin yetişmiş insan kaynağından daha etkin yararlanmasına katkı sağlayabilir.
Sosyal Haklar ve Günlük Hayat
Üniversitede memur olmak yalnızca maaş ve kadro meselesinden ibaret değildir. Lojman, izin, ulaşım, servis, yemek, kreş ve sosyal tesisler gibi imkanlar da çalışanların hayat kalitesini doğrudan etkiler.
Lojmanlardan yararlanma imkanlarının genişletilmesi ve bu konuda üniversiteler arasında eşitlik ve adalet temelinde uygulamaların geliştirilmesi gerekmektedir.
Memurların yıllık izinlerini kullandığı süre zarfında hafta sonu ve resmi tatillerin yıllık izin günü dışında tutulması gerekmektedir.
Ulaşım ve servis hizmetlerinde de üniversiteler arasında farklı uygulamalar görülmektedir. Bazı kurumlarda düzenli servis hizmeti sunulurken bazı kurumlarda personel bu imkanlardan yeterince faydalanamamaktadır. Aynı üniversite içerisinde dahi bazı birimlerin servis imkanlarından yararlanıp bazılarının yararlanamaması, çalışanlar açısından ciddi bir sorun oluşturabilmektedir.
Benzer bir durum sınav görevlendirmelerinde de karşımıza çıkmaktadır. ÖSYM sınavları gibi görevlendirmelerde bazı personelin sürekli görev alması, bazı personelin ise bu imkanlardan hiç yararlanamaması hakkaniyet tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Görevlendirmelerin daha dengeli ve şeffaf biçimde yapılması, çalışma barışına katkı sağlayacaktır.
Aile, Çalışma ve Yaşam Dengesi
Üniversitelerin çalışanlarına sunduğu imkanlar, onların yalnızca iş hayatını değil, aile hayatını da doğrudan etkiler.
Kreş ve sosyal tesis imkanlarının yetersizliği özellikle çalışanların günlük hayatında önemli bir yük oluşturabilmektedir. Bu nedenle üniversitelerde çalışanların ve ailelerinin ihtiyaçlarını gözeten sosyal imkanların geliştirilmesi gerekir.
Yemekhanelerin ve çalışma ortamlarının iyileştirilmesi, tüm personele mümkün olduğunca eşit standartlarda çalışma koşullarının sağlanması da kurumsal aidiyet açısından önemlidir.
Bunun yanında banka promosyonu süreçlerinin şeffaf yürütülmesi, çalışanların kuruma duyduğu güven açısından göz ardı edilmemesi gereken bir başka konudur.
Aile Birliği İçin Tayin ve Becayiş
Üniversitelerde çalışan idari personelin karşı karşıya kaldığı sorunlardan biri de kurumlar arası hareketlilik imkanlarının sınırlı olmasıdır.
Üniversiteler arasındaki tayin ve becayiş imkanlarının genişletilmesi, özellikle aile birliğinin sağlanması açısından önemli bir kolaylık sağlayabilir. Kurumlar arası geçişlerde gerekli kolaylıkların sağlanması ve bu süreçlerin ilan edilmiş, açık ve adil kurallar çerçevesinde yürütülmesi çalışanların mağduriyetini azaltacaktır.
Ayrıca geliştirme ödeneği ve üniversitelere sağlanan çeşitli ödeneklerden idari personelin de hakkaniyetli biçimde faydalanması, akademik ve idari personel arasındaki aidiyet duygusunun güçlenmesine katkı sağlayabilir.
Görev Tanımı Net Olmayan Çalışan
Bir başka önemli sorun ise idari ve teknik personelin görev tanımlarının her zaman yeterince açık olmamasıdır.
Görev tanımının belirsiz olduğu ortamlarda çalışanlara asli görevlerinin dışında işler yüklenebilmekte, bu durum zamanla çalışma koşullarının ağırlaşmasına ve çeşitli psikolojik baskıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
Oysa sağlıklı bir çalışma ortamında herkesin görev, yetki ve sorumluluklarının açık biçimde belirlenmesi gerekir. Çalışanın ne yapacağının kadar, neyi yapmakla yükümlü olmadığının da bilinmesi kurumsal düzen açısından önemlidir.
Üniversite, Sadece Akademisyen ve Öğrenciden İbaret Değildir
Üniversiteler toplumun en önemli kurumlarından biridir. Bilginin üretildiği, gençlerin yetiştirildiği ve geleceğin şekillendirildiği bu kurumlarda çalışan herkesin emeği değerlidir.
Akademisyenlerin bilimsel çalışmalarını sürdürebilmeleri, öğrencilerin eğitim süreçlerini sağlıklı biçimde tamamlayabilmeleri ve üniversitelerin günlük işleyişinin aksamaması için binlerce idari ve teknik personel büyük bir emek ortaya koymaktadır.
Bu nedenle üniversitelerde idari personelin sorunlarının çözülmesi yalnızca çalışanların taleplerinin karşılanması anlamına gelmez. Aynı zamanda kurumların verimliliğinin artırılması, çalışma barışının güçlendirilmesi ve üniversitelerin daha sağlıklı bir yapıya kavuşması anlamına gelir.
Üniversiteyi yalnızca kürsülerden, dersliklerden ve akademik unvanlardan ibaret görmemek gerekir.
Çünkü üniversiteyi ayakta tutan yalnızca bilim üretenler değil, o bilimin üretilebilmesi için her gün emek verenlerdir.
Ve üniversitede memur olmak, görünmeyen bir emeğin parçası olmak demektir.
Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı/TİMETÜRK