$

Dolar

47,8736

Euro

55,4701

£

Sterlin

64,8964

Frank

58,9141

Gram Altın

6.747,3800

Bitcoin

3.010.132

$

Dolar

47,8736

Euro

55,4701

£

Sterlin

64,8964

Frank

58,9141

Gram Altın

6.747,3800

Bitcoin

3.010.132

Makale 17.08.2026 4 dk okuma

Tarikat ve cemaatler üzerine

Paylaş:

Son günlerde gündemin başında yer alan Alihan Kuriş operasyonu üzerinden bir cemaat ve tarikat analizi yapmak faydalı olacaktır. Sorunu sadece belli cemaat ve tarikatlar üzerinden okumaya kalkmak bizi bir yere götürmeyecektir. Sorunun temeline inmek ve çıkış yolları önermek gerekmektedir.

Toplumsal, kamusal ve kurumsal boyutları olan cemaat ve tarikatlar kutsanarak veya şeytanlaştırılarak bir sonuç alınması mümkün olamaz. Eğer mümkün olsaydı, tekke ve zaviyelerin yasaklanması ile sorun çözülmüş olurdu. Halbuki yok saymak veya bastırmak ile tarihi ve dini boyutları olan yapıları yok etmek mümkün olamaz ve olamamıştır.

Söz konusu yasak ve baskılar tarikatların varlığını kamusal alandan gizleyerek sürdürmesini engelleyemedi. Daha da kötüsü, söz konusu yapıları denetimsiz bir alanda hareket etmeye yönlendirdi.

Çok partili dönemde adım adım varlıkları daha görünür hale gelmekle birlikte kamusal tanınırlıkları olmayan yapılar olarak devam ettiler. Devletin din ve dine ait hemen her şeye düşmanca bir tutum takınması, toplumun söz konusu yapılara daha da bağlanmasına neden oldu.

Özellikle 2000’li yıllar cemaat ve tarikatların olabildiğince rahat faaliyet gösterdiği dönem oldu.

Önemi bir bölümü resmi olarak tanınmasa da her geçen gün daha da güçlendiler.

Cemaat ve tarikatlar birer sivil toplum kuruluşu olarak konumlandırılabilirlerdi. Fakat durum onu aşan bir boyut kazandı.

Sivil toplum kuruluşları belli çıkarların mücadelesini verirler. Bunda yanlış bir durum yoktur. Kendi üyelerinin çıkarlarına hizmet eder hatta bazı durumlarda üyelerinin siyasette ve bürokraside etkili olmasını da isterler. Bu yönde faaliyet de gösterirler. Bütün bunlar demokratik toplumlarda olan ve hatta olması gereken şeylerdir. Fakat sivil toplum kuruluşları devleti ele geçirmek için mücadele etmezler. Böyle bir amaç güdemezler.

Türkiye’de sorun tam da burada başlıyor. Bazı cemaat ve tarikatlar ülkeyi kendi kontrolleri altına almak için her türlü kirli işi yapabiliyorlar. Bu durumun en net şekilde göründüğü olay FETÖ’ydü. Yaşanan onca acıya rağmen bir ders çıkartılmadı ve onun yerini doldurmak için başka yapılar mücadele etmeye başladılar.

Bu gelişmeler açık bir şekilde cemaat ve tarikatlar bağlamında ciddi sorunlarımız olduğunu ve bunun bir şekilde çözülmesinin zaruri olduğunu gösteriyor.

Yapılması gerekenlerin başında, inkâr politikalarını bir kenara bırakmak geliyor. Tarikatların tekrar hukuki bir kimlik kazanması gerekir. Kamu tarafından tanınmak beraberinde kamu tarafından denetlenmeyi de getirmelidir. Hemen her adımlarının şeffaf bir şekilde atılması sağlanmalıdır.

Tarikat ve cemaatlerin bağlı olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı içinde bir birim oluşturulmalıdır. Böylece bu yapıların sapkın söylem ve eylemlerinin önüne geçilmiş olabilir.

İslam, daha iyi bir şekilde topluma anlatılmalıdır. İslam’ın temel ilkeleri ile çelişen söylem ve eylemlere karşı net bir tutum ortaya konmalıdır.

Cemaat ve tarikat liderlerinin kutsanmasının önüne geçilmelidir. Kutsanan kişilerin sorgulanması mümkün olmuyor.

Tarikat ve cemaatlerin parasal işleri sıkı denetim altında olmalıdır. Birilerinin bu yapıları bireysel zenginleşme ve iktidar alanına döndürmelerinin önüne geçilmelidir.

En önemlisi ise; Müslümanlara, Allah’tan başka ilah olmadığını, hiçbir kulun kutsal olmadığını, sadece Allah’a tapmamız gerektiğinin anlatılmasıdır. Aksi takdirde Hindistan’da ineğe tapan ile bizde şeyhe tapan arasında bir fark olmayacaktır.

Kontrol etmediğin yapılar dış mihrakların kontrolüne girer ve ülkenin geleceğini karartır.

Tarikat ve cemaatlerin da kendilerini sorgulaması gerekir. Bu yapılar amaç değil araçtırlar. Bunları amaç haline getirmek ve İslam toplumu içinde ayrımcılık yapmak, yapılabilecek en büyük yanlışlardandır. Cemaat ve tarikatların bağnaz tutumlarından sıyrılması da bir şekilde sağlanmalıdır.

Zor bir alan. Sinekleri öldürerek veya sorunu görmezden gelerek Büyük Türkiye’yi inşa edemeyiz.

Prof Dr. Abdulvahap Akıncı/TİMETÜRK

Etiketler: