$

Dolar

47,5833

Euro

55,1341

£

Sterlin

64,2619

Frank

58,9851

Gram Altın

6.520,2400

Bitcoin

3.076.144

$

Dolar

47,5833

Euro

55,1341

£

Sterlin

64,2619

Frank

58,9851

Gram Altın

6.520,2400

Bitcoin

3.076.144

Makale 06.08.2026 5 dk okuma

Terörsüz Türkiye Çerçeve Yasa teklifi üzerine…

Paylaş:

Terörsüz Türkiye söylemi üzerinden önce ülkemizi sonra da bölgemizi terör tehdidinden arındırmak ve barışı tesis etmek için ciddi bir mücadele verildi. Teröre karşı oldukça başarılı olundu. Teröristler sahada hezimete uğratıldı. Olayın askeri boyutu halledilmiş olması, sorunun bittiği anlamına gelmemekteydi. Toplumsal olarak da barışı hâkim kılmak gerekmekteydi.

Diyarbakır Annelerinin bize gösterdiği şey, çok sayıda gencin ailesinden koparılarak dağlara kaçırıldığıydı. Aileler evlatlarına kavuşmanın hayalini kurmaktaydılar. Dağa çıkmış olanların bir şekilde topluma entegre edilmesi sağlanmadan, duygusal olarak sorunun sonuçlanması sağlanamazdı.

Fakat burada çok çetrefilli bir durumla karşı karşıyayız. Ülkenin batısı ile doğusunun beklentilerinde önemli farklılıklar vardı. Bir tarafı memnun ederken diğer tarafı gücendirmemek gerekiyordu. Toplumsal barış olması için hemen her kesimin bir ölçüde içine sinmesi gerekecekti. Böyle bir formül üretmek hiç de kolay değildi. Siyasi çıkar sağlamak için birileri toplumsal kesimleri farklı yönlendirebilirdi.

Herkesin cevaplaması gereken soru, derdimizin üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi olduğuna karar vermekti. Herkes farklı hissiyatlara sahip olabilir. Fakat ortada ciddi bir sorun olduğunu görerek yapıcı davranmamız gerekmektedir.

Uzun müzakereler sonucunda ortaya bir metin çıkmış oldu. Bu metnin içeriği ile ilgili farklı spekülasyonlar vardı.

"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" adıyla TBMM’ye sunulan yasa teklifinde 12 maddeye yer verilmiş bulunuyor.

Tasarıya göre 2005 öncesinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olanlar düzenlemeden faydalanamayacak. Dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın durumunda bir değişiklik olmayacak.

Yasanın yürürlüğe girmesi için PKK’nın kendini feshetmesi ve bunun MİT tarafından takip edilmesi, süreç tamamlandığında ise Milli Güvenlik Kurulu toplanarak yasanın yürürlüğe girmesi için nihai kararı vermesi gerekecek.

Yasanın yürürlüğe girmesi ile PKK’ya dair suçlarda, kovuşturmalar suçun niteliğine göre 5 veya 10 yıl süreyle erteleniyor. Fakat söz konusu kişilerin erteleme sürecinde terör bağlamında bir suça bulaşmaları durumunda ertelemeler kaldırılacak. Kasten öldürme ve bazı ağır suçlar ise bunun dışında bırakılıyor.

Yasa teklifine AK Parti, MHP, DEM, CHP, HÜDA PAR imza atarken Yeni Parti henüz bu noktada karar vermediğini belirtti. Yasa teklifine İyi Parti imza atmayacağını belirtirken, YRP teklifin referanduma götürülmesini talep etti.

Yeni Parti’den Sezgin Tanrıkulu Meclis’te “evet” oyu vereceğini ilan ederken Yeni Parti’nin hayır deme şansı yok gibi görünüyor. Dolayısıyla konuyla ilgili siyasi partiler arasında çok büyük oranda konsensus olduğu söylenebilir.

Benim açımda söz konusu tasarı hiç şaşırtıcı olmadı. Tam tersine, anlaşılabilir bir düzenleme olmuş. Çerçeve tasarı vatandaşları kaygılandıracak düzenlemeler içermemektedir. Bu tür süreçlerde olması gerekenlerle sınırlı tutulmuş.

Benim açımdan bu tasarı sorun oluşturmamakla birlikte daha sonra atılması düşünülen adımların olup olmaması ve bunun çerçevesi çok daha önemlidir. Muhtemelen bunun için anayasa değişikliği gerekecektir.

Yapılacak anayasa değişikliği kesinlikle halkın oluruna sunulmalıdır. Mecliste yeter sayının sağlanması, alınacak kararlara toplumsal meşruiyet kazandırmaya yetmeyecektir. Yapılacak anayasa değişikliğinde kesinlikle olması gereken noktaları bir akademik sorumluluk gereği dillendirmekte fayda vardır:

1)      Resmi Dil. Ülkede Türkçe dışında bir dilin resmi dil olarak yer alması kabul edilemez. Ulus devlet anlayışıyla inşa edilmiş bir devlette bu durum farklı aidiyetlerin daha net bir şekilde ortaya çıkmasına ve bölünmeye hizmet eder.

2)      ) Anadilde Eğitim: Türkçe dışında bir dilde zorunlu eğitim yapılmamalıdır. Bir başka dilin zorunlu olarak eğitim diline dönüştürülmesi ülkede ayrışma ve bölünmeyi getirir. Seçmeli olarak farklı diller öğretilebilir. Bunda herhangi bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum.

3)      Milletin Adı: Türk kavramını etnik bir çerçeve olarak değil üst kimlik olarak görmek gerekir. Dolayısıyla Türk milleti kavramına dair bir değişiklik yapılması uzun vadede olumsuz etkilere sebebiyet verebilir.

4)      Yerel Yönetim Özerklik Şartı: Avrupa istiyor diye böyle bir düzenlemeye gidilmemelidir. Mevcut haliyle bile yerel yönetimler ellerindeki yetkileri çok kötü bir şekilde kullanıyorlarken, bunu daha geniş bir çerçeveye kazandırmak asla kabul edilemez. Yerel yönetimlerin özerk birimler olarak hareket etmeleri hem personel, güvenlik hem de idari olarak ayrışmaya sebep olabilir. Özerk yerel yönetimlerde yapılan yanlışlara müdahale imkânı daha kısıtlı olacaktır. Dolayısıyla böyle bir duruma fırsat verilmemelidir. Türkiye gerçeğini gözden kaçırarak adımlar atılması hepimizin felaketine neden olabilir.

Sürecin sabote edilmesine fırsat verilmeden, şeffaf bir şekilde yürütülmesinin önemli olduğu kanaatindeyim.

Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı/TİMETÜRK

Etiketler: