$

Dolar

48,8091

Euro

55,9340

£

Sterlin

65,1862

Frank

59,5141

Gram Altın

6.841,5400

Bitcoin

4.207.541

$

Dolar

48,8091

Euro

55,9340

£

Sterlin

65,1862

Frank

59,5141

Gram Altın

6.841,5400

Bitcoin

4.207.541

Makale 23.09.2026 4 dk okuma

Üniversite kimin için üretiyor?

Paylaş:

Üniversiteler yüzyıllardır bilginin üretildiği, tartışıldığı ve aktarıldığı temel kurumlar olarak kabul edilmektedir. Ancak günümüzde bilgi üretmek tek başına üniversitenin başarısını göstermeye yetmemektedir.

Üniversiteler artık yalnızca kaç makale yayımladıkları, kaç proje yaptıkları veya kaç atıf aldıklarıyla değil; ekonomik, demografik ve toplumsal değişimleri ne ölçüde anlayabildikleri ve bunlara ne ölçüde katkı sağlayabildikleriyle de değerlendirilmelidir. Çünkü toplum değişirken üniversitenin yalnızca yayın, proje, kongre ve akademik unvan üretmeye devam etmesi, bilimsel üretkenlik görüntüsü altında toplumsal etkisizliği gizleyebilir.

Bu nedenle asıl soru artık “Ne kadar bilgi ürettik?” değil, “Ürettiğimiz bilgi ne işe yaradı, neyi değiştirdi?” olmalıdır.

Üstelik üniversiteler artık bilgi üretiminin tek merkezi değildir. Araştırma enstitüleri, teknoloji şirketleri, kamu laboratuvarları, düşünce kuruluşları ve özel araştırma merkezleri birçok alanda üniversiteler kadar, hatta kimi alanlarda daha hızlı bilgi ve teknoloji üretebilmektedir. Buna rağmen bazı üniversiteler hâlâ başarıyı makale sayısı, proje bütçesi, kongre katılımı ve akademik yükselme kriterleri üzerinden tanımlamaktadır.

Böyle bir sistemde araştırmanın amacı zamanla bir problemi çözmekten çok bir performans göstergesini tamamlamaya dönüşebilir.

Elbette temel bilimlerin ve kuramsal araştırmaların değeri kısa vadeli ekonomik faydayla ölçülemez. Fakat kamu kaynaklarıyla yürütülen akademik faaliyetlerin uzun vadede bilimsel, ekonomik veya toplumsal bir değer üretip üretmediğini sormak da üniversiteye karşı haksızlık değil, üniversitenin varlık nedenini sorgulamaktır.

Bu tartışma yalnızca fen, sağlık ve mühendislik bilimleriyle sınırlı değildir. Sosyal bilimler, beşeri bilimler ve sanat da toplumun kendisini anlamasına, eleştirmesine ve geleceğini düşünmesine katkıda bulunur.

Dolayısıyla “fayda” denildiğinde yalnızca patent, cihaz, ilaç veya ticari ürün anlaşılmamalıdır.

Göçün nedenlerini açıklayan bir sosyolog, eğitimde başarısızlığın kaynaklarını ortaya koyan bir eğitim bilimci veya yoksulluğun kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını inceleyen bir iktisatçı da toplumsal değer üretmektedir.

Üniversitenin görevi yalnızca kendisine sunulan problemlere cevap vermek değildir; toplumun henüz fark etmediği problemleri görmek, doğru soruları sormak ve gerektiğinde yerleşik kabulleri rahatsız etmektir.

Bunun için üniversitenin geleneksel bölüm ve fakülte sınırlarını da sorgulaması gerekir. Günümüzün büyük problemleri tek bir disiplinin sınırlarına sığmamaktadır.

İklim değişikliği yalnızca çevre mühendisliğinin, yapay zekâ yalnızca bilgisayar mühendisliğinin, yaşlanma yalnızca tıbbın, göç ise yalnızca sosyolojinin problemi değildir.

Öğrenci projeleri, lisansüstü tezler, ortak araştırma merkezleri ve gerçek anlamda disiplinlerarası çalışmalar bilgi üretiminin merkezine yerleştirilmelidir.

Fakülteleri birbirinden kalın idari duvarlarla ayırıp yılda birkaç ortak toplantı düzenlemek ve bunun adına “disiplinlerarası çalışma” demek ise kurumsal dönüşümden çok, üniversitelerin oldukça alışık olduğu iyi hazırlanmış bir faaliyet raporu görüntüsüdür.

Sonuçta bir üniversite yüzlerce proje yapabilir, binlerce makale yayımlayabilir ve tablolarını başarı göstergeleriyle doldurabilir.

Fakat ürettiği bilgi kendi koridorlarında dolaşıyor, kendi dergilerinde yayımlanıyor, yine kendi akademisyenleri tarafından okunuyor ve toplumun gerçek sorunlarına çok az temas ediyorsa, nicelik artarken nitelik ve anlam kayboluyor demektir.

Geleceğin üniversitesi yalnızca daha fazla bilgi üreten değil; daha anlamlı sorular soran, farklı disiplinleri buluşturan, ürettiği bilgiyi toplumla paylaşan ve gerektiğinde topluma, yönetime ve hatta kendisine eleştirel biçimde bakabilen üniversite olmalıdır.

Çünkü üniversitenin gerçek başarısı kaç satırlık faaliyet raporu hazırladığıyla değil, ürettiği bilginin bilimde, toplumda ve insan hayatında bıraktığı iz ile ölçülmelidir.

TİMETÜRK Genel yayın Yönetmeni/ Adem Şahin

 

Etiketler:
Adem Şahin
Adem Şahin

Köşe Yazarı