$

Dolar

48,6910

Euro

55,9709

£

Sterlin

65,2956

Frank

58,9622

Gram Altın

6.672,1400

Bitcoin

3.700.667

$

Dolar

48,6910

Euro

55,9709

£

Sterlin

65,2956

Frank

58,9622

Gram Altın

6.672,1400

Bitcoin

3.700.667

Makale 17.09.2026 4 dk okuma

Üniversitenin asıl sınavı

Paylaş:

Türkiye’de yükseköğretimin temel meselesi artık kaç üniversitemiz olduğu değil, bu üniversitelerin öğrencisine ne vaat ettiği ve bu vaadin ne kadarını gerçekleştirebildiğidir.

Uzun yıllar “Kaç üniversite açtık, kaç bölüm kurduk, kaç öğrenci yerleştirdik, kontenjanların yüzde kaçı doldu?” diye sorduk.

Yükseköğretimin yaygınlaşması kuşkusuz önemli bir kazanımdır. Fakat bugün üniversitenin kapısında başka sorular soran bir öğrenci ve arkasında başka kaygılar taşıyan bir aile var.

Öğrenci, “Dört yılımı burada geçireceğim; bana ne katacaksınız?” diye soruyor.

Veli ise daha yalın bir sorunun peşinde: “Çocuğumu size emanet ediyorum; dört yıl sonra nasıl bir insan ve nasıl bir meslek sahibi olacak?

Yükseköğretimin asıl meselesi artık bu iki soruya verebildiği cevaptır.

2026 YKS tercihleri de gençlerin beklentilerini açık biçimde yansıtıyor.

Tıp, diş hekimliği, eczacılık, hukuk ve mühendislik gibi geleneksel meslek alanlarına ilginin sürmesi; yapay zekâ, veri bilimi ve siber güvenlik gibi yeni programların hızla dolması tesadüf değildir.

Genç artık yalnızca “Neyi seviyorum?” diye sormuyor. Gerçekçi, hayata dair sorular var:

Bu bölümden mezun olunca iş bulabilecek miyim?

Mesleğim on yıl sonra da değerli olacak mı?

Yabancı dil öğrenebilecek miyim?

Teknolojiyi kullanabilecek miyim?

Dünyayla rekabet edebilecek miyim?

Aldığım diploma başka ülkelerde karşılık bulacak mı?

Bunlar gençlerin fazla pragmatikleştiğini değil, belirsiz bir geleceğin karşısında daha hesaplı davranmak zorunda kaldıklarını gösteriyor. Unutmayalım ki üniversiteye giren genç yalnızca dört yıllık bir eğitim değil, hayatının sonraki yılları için bir başlangıç arıyor.

Velinin soruları ise daha somut, hatta daha kaygılıdır:

Çocuğum nerede kalacak?

Güvenli bir ortamda okuyabilecek mi?

İyi hocalardan ders alacak mı?

Yabancı dil öğrenecek mi?

Staj yapabilecek mi?

Mezun olduğunda iş bulabilecek mi?

Yıllarca verdiğimiz emeğin ve yaptığımız harcamanın sonunda kendi ayakları üzerinde durabilecek mi?

Özellikle orta ve alt gelir gruplarında üniversite eğitimi artık yalnızca bir eğitim tercihi değil, aile bütçesini yıllarca etkileyen ciddi bir karardır. Kira, yurt, ulaşım, beslenme ve eğitim giderleri düşünüldüğünde velinin “Bu diploma çocuğuma ne kazandıracak?” sorusu basit bir ekonomik hesap olarak görülemez.

Aslında veli üniversiteden iş garantisi değil; çocuğunun emeğinin, zamanının ve yeteneğinin boşa harcanmayacağına dair makul bir güven beklemektedir.

Üstelik her öğrenci bu soruları aynı imkânlarla sormuyor. Sınav sistemi herkese aynı tercih formunu verir; hayat herkese aynı tercih özgürlüğünü vermez.

Öğrenci, “Puanım yetiyor ama başka şehirde okuyacak maddi gücüm var mı?” diye düşünüyor.

Veli, “Çocuğum istediği bölümü kazandı ama onu dört yıl orada okutabilir miyim?” hesabını yapıyor.

İşte üniversitenin toplumsal sorumluluğu burada başlıyor. Öğrenciyi kaydetmek yetmez; nitelikli akademik danışmanlık, burs ve barınma imkânı, yabancı dil, dijital yetkinlik, laboratuvar ve araştırma ortamı, gerçek staj olanakları ve işlevsel kariyer danışmanlığı sunmak gerekir.

Üniversite her öğrencisine iş garantisi veremez; zaten vermemelidir. Fakat öğrenci dört yıl sonra “Diplomam var ama ne yapacağımı bilmiyorum” diyorsa, üniversitenin de kendisine sorması gereken sorular vardır.

Belki de yükseköğretimde başarı ölçütlerini tam burada değiştirmeliyiz.

Üniversite yönetimi “Kontenjanımız yüzde yüz doldu” dediğinde öğrenci “Peki bana ne öğreteceksiniz?” diye sorar.

Veli “Çocuğuma nasıl bir gelecek hazırlayacaksınız?” sorusunu sorarken toplum ise “Bu üniversite ülkeye ne katacak?” diye sormalıdır.

Üniversite yalnızca meslek öğreten bir kurum değildir; insanın düşünme, sorgulama, üretme ve kendi ayakları üzerinde durma kapasitesini geliştiren bir kurumdur.

Bu nedenle üniversitenin başarısı kaç öğrenciyi içeri aldığıyla değil, o öğrencilerin birkaç yıl sonra hangi bilgiyle, hangi beceriyle, hangi düşünme kapasitesiyle ve hangi gelecek umuduyla dışarı çıktığıyla ölçülmelidir.

Kontenjan doldu; güzel.

Ama öğrenci hâlâ soruyor: “Beni neye hazırlayacaksınız?”

Veli de arkasından ekliyor: “Çocuğum dört yıl sonra ne olacak?”

İşte üniversitenin asıl sınavı, bu iki soruya verebildiği cevaptır.

TİMETÜRK Genel Yayın Yönetmeni/ Adem Şahin

Etiketler:
Adem Şahin
Adem Şahin

Köşe Yazarı