Bilindiği üzere UEFA Uluslar Ligi başlıyor ve A Milli Takımımız A Grubunda ilk maçını cuma günü Fransa ile Kocaeli Stadyumunda oynayacak. Öncelikle A Milli Futbol Takımımıza başarılar diliyorum.
Burada özellikle hem FIFA hem de UEFA için üzerinde durmak istediğim ve aslında dünyada da fazlasıyla konuşulan bir konu üzerinde duracağım futbol ve uluslararası ilişkiler.
Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika sadece siyasilerin ya da devletlerin içinde yer aldığı bir konu değildir. Aksine uluslararası ilişkilerde aktörlerin çeşitlendiği ve yumuşak güç kavramının küresel siyasete doğrudan yön verdiği bir dünyanın içinde yer alıyoruz. Kültür, sanat ve spor özellikle uluslararası sistemin en etkili sac ayaklarından birini oluşturuyor. Futbol bu noktada bir sporun ötesinde devletlerin meşruiyet aradığı ve kamu diplomasisinin yürütüldüğü devasa bir jeopolitik sahne üzerine kuruludur.
Futbolu aslında dünya siyasetinde önemli yere koyan noktada büyük bir endüstriye hitap etmesidir. Bunun örneklerine bakacak olursak Körfez ülkelerinin örnekle Katar’ın Paris Saint-Germain’i satın alması ya da 2022 tarihinde Dünya Kupasına ev sahipliği yapması. Suudi Arabistan’ın Newcastle United hamlesi bunların hepsi Körfez’in hem Avrupa içerisinde meşruiyet arayışı hem de Petro dolar bağımlılığını azaltma stratejisinin yani ekonomiksel birer ürünleridir ve futbol buna en uygun endüstrilerden biri konumunda yer alıyor. Bu noktada Futbol çerçevesinde Avrupa’nın önde gelen spor kulüplerinin sponsorları da küresel havacılık ve enerji devleri açısından görünürlük sağlamak adına en kritik endüstri diyebiliriz. Yukarıda bahsettiğim noktada özellikle Suudi Arabistan’ın petrol sonrası döneme hazırlık aşaması için oluşturduğu 2030 vizyonunda dahi futbol en önemli noktalardan birinde yer alıyor ayrıca 2034 Dünya Kupasının Suudi Arabistan’da yapılacak olması da Futbol Endüstrisini hazırlanan vizyon çevresinde Suudi Arabistan’ı dışa kapalı bir imajdan çıkarmak ve küresel eğlence ve finans merkezi bağlantısı oluşturabilmek adına da kullanmak istiyorlar.
Evet… Futbol sadece bir spor değil meşruiyet aracı ve endüstri demiştim. Bu noktada üstünde durmak istediğim ve İrlanda Teknik Direktörü Heimir Hallgrimsson’unda üstünde durduğu konu İsrail’in Uluslar Liginde mücadele edecek olması. Hallgrimsson’un sözleriyle “Biz soykırımla oynamıyoruz, soykırıma karşı oynuyoruz”
Burada önemli olan noktalardan biri de şu uluslararası ilişkiler spor hukuku ve jeopolitiğin kesişim noktasında en sıcak çifte standart tartışması… Bilindiği üzere Şubat 2022 tarihinde Rusya Ukrayna topraklarını işgal etmiş ve Avrupa’da bir savaş başlatmıştır. Rusya’nın bu hamlesinden yaklaşık dört gün sonra FIFA ve UEFA “Uluslararası Olimpiyat Ateşkesinin İhlali” ve en önemlisi “insani değerler” gerekçesiyle Rus Milli Takımlarını ve kulüplerini tüm organizasyonlardan menetti. Bu karar politik bir karardı ve işgal gerekçesiyle ve insani değerler açısından da doğru bir karardı.
Fakat mesele İsrail olunca FIFA ve UEFA olaylara daha farklı bir yaklaşım içerisinde yer alıyor. İsrail şu an tarihin gördüğü en ağır savaş suçlarından birini işliyor ve ateşkese rağmen Filistinliler üzerinde baskısını arttırıyor. Batı Şeria’da ve Lübnan’da ayrıca Suriye’de yayılmacı ve işgalci konumunda ama Rusya için dört gün içinde alınan karar senelerdir süren ve insani değerlere tamamen karşı şekilde hareket eden İsrail için alınamıyor bu tamamen çifte standart boyutunu ve insani değerlerin politize oluşunu ve politize bakışın Futbol endüstrisine nasıl sirayet ettiğini de gösteriyor.
Filistin Futbol Federasyonun defalarca kez yaptığı başvurulara ya da Birleşmiş Milletler Raporlarına ve Adalet Divanı kararlarına rağmen FIFA ve UEFA İsrail’e yaptırım uygulamaktan tamamen kaçtı. FIFA ve UEFA burada bahanelere sığınarak Batılı ülkelerin boykot kartını masaya koymamasını sundu yani alınan karar politik baskı gücüne dayanıyor.
Burada diğer bir kritik konu da Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve FIFA, Rusya Milli Takımına ve Kulüplerine yaptırım uygularken Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna’da spor kulüplerini kendi bünyesine katması üzerine de yaptırım uygulamıştı. İsrail Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim yerlerindeki kulüpleri İsrail liginde oynatabiliyor bu normal şartlarda FIFA tüzüğünün açık ihlali fakat yaptırım uygulanmıyor.
Spor noktasında politize bakış açısı ve sporculara bakış açısı açısından inceleme yaparsak 8 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail’in savaş suçları ve Gazze’ye saldırılarında 1.014 Filistinli sporcu hayatını kaybetti. Saldırılarda ayrıca birçok spor tesisi de zarar gördü. FIFA ve UEFA bunları dikkate almayarak tamamen politik güç karşısında hareket etmeye devam ediyor. Bu noktada futbol endüstrisi açısından bakarsak tamamen lobi kuvvetine ve politik güce göre hareket eden yapıların varlığını görmemiz açısından kritik bunlar olurken Gazze’de profesyonel ya da amatör branşlarda sporcular İsrail tarafından katledilmeye devam ediyor. Bu noktada İsrail’in Uluslararası Organizasyonlardan tamamen men ve ağır finansal/hukuki cezaların uygulanması şart.
Sonuç bazında Futbol bir endüstri ve bu endüstri doğrudan politik güce bağlı şekilde ilerliyor bunun en önemli örneği de şüphesiz İsrail’in hala uluslararası organizasyonlarda hala yer alması gösterilebilir. Bu organizasyonlarda hala devam ederken diğer bir çifte startı da görebiliriz. Bilindiği üzere UEFA Avrupa Liginde Temsilcimiz Beşiktaş’ın Lig Aşamasında bir rakibi İsrail temsilcisi Hapoel Beer Sheva olmuştu. UEFA bu noktada “güvenlik” gerçekçileriyle ve tamamen haksız şekilde tarafsız sahada oynamasına hükmetti. Bu daha önce de yaşanmış ve Beşiktaş iç sahada oynaması gereken bir maçı yine güvenlik gerekçesi gösterilerek tarafsız sahada oynamıştı. Bu karar dahi doğrudan politik bir karardır diye düşünüyorum zira tüzük maddeleri eşit uygulanmıyor.
Futbol Endüstrisi açısından şunu söylemek gereklidir. Bir dış politika analisti ya da akademisyen için futbolu takip etmek devletlerin stratejilerini, kurumların nasıl çalıştığını kamuoyu oluşturma biçimlerini ve küresel rekabet alanlarında ne yapmak istediklerini okumak adına ciddi veriler sunacaktır.
Mustafa Metin Kaşlılar/TİMETÜRK