$

Dolar

48,6791

Euro

56,0226

£

Sterlin

65,1826

Frank

59,0479

Gram Altın

6.803,4100

Bitcoin

3.727.480

$

Dolar

48,6791

Euro

56,0226

£

Sterlin

65,1826

Frank

59,0479

Gram Altın

6.803,4100

Bitcoin

3.727.480

Makale 18.09.2026 6 dk okuma

Üç günlük dünya ve Rizelilik üzerine

Paylaş:

Başlığı okuyunca “üç günlük dünyayla Rizeliliğin ne alakası var?” diye aklınızdan bir soruyu geçirebilirsiniz. Yazıyı okudukça sizler de bana hak verecek, zamanını “dün – bugün – yarın” ve “üç gün” olarak tayin ettiğimiz bu dünyada kırıcı olmanın – insanları hor görme - küçük düşürme ve hakaret etmenin hiç kimseye bir faydasının olmayacağını da anlamış olacaksınız.

Ulusal medyamızda yer almayan, yer alsa da cılız bir şekilde sesi çıkartılıp el çabukluğu marifetiyle örtbas edilen bir “hakaret” ve üst üste “üç gün” süren haber silsilesine şahit oldum. Bahsedelim;

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz KÖKTAŞ, 26 Ağustos 2026 tarihinde kendi sosyal medya (X - Twitter) hesabı üzerinden şöyle bir paylaşım yapmış;

“Eskiden Türkiye’nin İslam devleti olmasa da İslam ülkesi olduğu kanaatini taşıyordum. Bugün gördüğüm Rize sokaklarından sonra buranın İslam ülkesi değil gavur ülkesi olduğu kanaati bende perçinleşiyor. Amerika neyse Türkiye de o… Minarelerden ezan okunması işi değiştirmiyor.”

İslam’ın kabul etmediği bir dil, nezaketten uzak bir üslup, tebliğe uymayan bir metot şekliyle üstelik de “ilahiyatçı” unvanıyla ortalıkta dolaşan Trabzonlu hemşehrimiz Rize özeli üzerinden “ayrıştırıcı” - “ötekileştirici” bir dil kullanarak hem Rize’yi ve hem de Türkiye’yi “gavur” ilan etmiş. Sormazlar mı adama; “İlahiyatçı olarak siz ne yaptınız, ne işe yarıyorsunuz?”

Eleştirilen ve hatta hakaretlere varan ifadelere muhatap olmak zorunda kalan KÖKTAŞ, bir gün sonrasındaki paylaşımında yaptığı açıklamayla;

“Dünkü paylaşımım üzerine zaruri bir açıklama yapmam gerekiyor; Öncelikle ifade edeyim ki, paylaşımım tamamen şahsi bir kanaatten ibaretti. Ancak bunun kurumuma mal edilmesinin iyi niyetle bağdaşır bir tarafının olmadığını belirtmeliyim.

“Gavur” kelimesini kullanmakla dinden çıkmayı değil de dinden uzaklaşmayı – o da sadece bir açıdan – ve neredeyse bütün aklı başında kadınların şikayetçi olduğu çıplaklaşmayı kastetmiş olsam da maksadını aşan bir ifade olduğu veya yanlış anlaşılmaya müsait olduğu açıktır.

Twitter’da kısa açıklama ve genelleme yanlışına ister istemez biz de düşmüş olduk. Maksadını aşan bir ifade olsa da bununla özellikle Rize’yi kastetmediğim yazıda çok belirgindi. Zira yanlış anlaşılmaya müsait olan o kelimenin çıplaklaşma şeklindeki içeriği Türkiye’nin her sathında bulunmaktadır. Ömrümün 30 yılını Rize’ye verdim. Rize’nin 30 yıl öncesi ile şimdiki halini çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bahse konu sorun tüm ülke sathında aynı şekildedir. Bu durumun salt siyasetle de bir alakası yoktur. Siyasetçiler kendine düşeni yapar. Sorun esasen toplumun sorunudur. Bu durum Müslüman bir birey olarak içimi kanatmaktadır. Ne yapılacağını da doğrusu bilmiyorum. En azından bunu dile getirme hakkımızın korunması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada kullandığım dilin daha makul olması gerektiği konusunda.”

Özür dileme erdemliğini gösteremeyen, kendi deyimiyle “maksadını aşan ifade” yi kullandığını dile getiren, ömrünün 30 yılını Rize’ye vermekle Rize ve Rizelilere ne hizmetler yaptığını bilmediğimiz, “30 yıl önce Rize neydi, 30 yıl sonra nasıl oldu?” sorusunun cevabını muhatabından beklediğimiz ve finalde de Rizelileri ve bu da yetmezmiş gibi tüm Türkiye’yi “gavur” lukla suçlayan, tavır ve anlamsız kibrini beğenmediğimiz bir “din adamı” na bizim de şarkı sözüyle bir cevabımız olacak; “Ağır ol, ağır ol, sana molla desinler. Ufak at, ufak at civcivler de yesinler!...”

RTEÜ Rektörlüğü tarafından bir açıklama yapılarak “KÖKTAŞ hakkında idari soruşturma” nın başlatıldığı ifade edilmiş, Rizeli hemşehrilerimizin bazıları KÖKTAŞ’ı desteklediğini açıklarken bazıları da “üslup” ve “Trabzonluluk” üzerinden Rizelilerin karşı karşıya getirilmek istendiği de dile getirilmişti.

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” atasözünden hareket ederek diline ve kalemine (ya da tuşuna) sahip olmayı beceremeyenlere bizlerin de birkaç cevabı olacaktır;

İnsanların yaşam tarzını, toplumsal yozlaşmayı, “özgürlük” ve “modernizm” adları altında Afrika’daki çıplaklara şapka çıkartırcasına yaşanılan teşhirciliği – “çıplaklık” ı “kültür” olarak görme alışkanlığını, aşırı tüketim – israf ve ahlâkî erozyonun pik yapmasını eleştirir ve bir “ilahiyatçı” olarak da çözüm önerilerinizi sıralarsınız. İlim - din adamı ve Karadenizli olmak da bunu gerektirir. Bunun tersini yaptığınız ve insanları “gavur” yaftasıyla eleştirdiğiniz zaman sizin ne ilminiz, ne adamlığınız ve ne de Karadenizli (Trabzonlu) olmanız kalır, hak ettiğiniz cevapları da alırsınız. Meramınızı anlatmayı bilmiyorsanız bari “dil” ve “üslup” la ilgili biraz ders alın. En azından “kalp kırmak” zorunda kalmaz, hedef tahtasına da oturtulmazsınız.

Bir şey daha ekleyelim;

“Gavur” lukla suçlanan ilimiz ve ülkemiz de bunca Kur’an kursları, imam hatip okulları, ilahiyat fakülteleri, cami – cemaat ve tarikatlar olduğu halde toplum bu seviyeye gelmişse bunların da sebeplerini biraz özeleştiri yaparak kendi içinizde arayın. O sokak ve caddelerde dolaşan gençler arasında sizlerin de öğrencileri veya mezunları var. Demek ki “konuşmak” – “yazmak” veya “suçlamak” la olmuyormuş!...

Toplumu germek ve patlamaya hazır bir bomba haline getirmek isterseniz bir kelime bile yeterli olur, yapmayın bunu. Rize özelinde meydana gelen bu “üç günlük” gelişme bu dünyanın boş olduğunu, kırma – incitmenin kimseye faydası olmayacağını bilmemiz gerekir. 30 yılını Rize’de ama boş geçirmiş olan bir akademisyenin yaşadığı ili ve insanını tanımamasını da kendi şahsının bir eksikliği olarak görürüm.

Şunu da unutmamak gerekir ki;

Rizelilerin sabır ve ayarlarıyla oynamak, boş tüpü çakmakla kontrol etmek gibidir; Ne zaman ve nasıl patlayacağı belli olmaz. Hele hele dinî – millî – manevî değerlere bağlılığıyla bilinen ve tanınan Rizelilere “GAVUR” demek; pimi çekilmiş bombanın üstüne oturmak gibidir. Biz Rizeliler olarak bu yakıştırma ve suçlamaları kabul etmiyor, o kelimeyi aynen sahibine iade ediyoruz!...       

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Etiketler: