$

Dolar

48,6580

Euro

55,8188

£

Sterlin

65,1289

Frank

58,9202

Gram Altın

6.661,7900

Bitcoin

3.703.285

$

Dolar

48,6580

Euro

55,8188

£

Sterlin

65,1289

Frank

58,9202

Gram Altın

6.661,7900

Bitcoin

3.703.285

Makale 17.09.2026 8 dk okuma

Sosyolojik felaket kapımıza kadar dayandı

Paylaş:

“Tarihte ilk kez 65 yaş ve üstü insanların sayısı 5 yaş ve altı çocukların sayısını geçti” ve “ülkemizde 56 yıl sonra eğitime – öğretime başlayan ilkokul öğrenci sayısı ilk kez 1 milyonun altına düştü”  manşetleri bazı kişiler fenomenlerin yaptıkları kadar ilgilendirmese de aslında bizim için bu ne demektir biliyor musunuz; Nüfus artış hızımız düştüğü gibi baş döndürücü bir hızla da yaşlanıyoruz, geleceğimiz tehlike altına girmiş ve düşman kapımıza kadar da dayanmıştır.

Evlilik; Nesli koruyan en önemli müessesedir. Aile olmak; hem soy – nesep, hem asalet, hem millet ve hem de devlet için olmazsa olmaz sosyolojik kurumların başında gelir. Aile olmakla; bir taraftan kendi geleceğinizi teminat altına alırken diğer bir taraftan da genç nüfusunuz sayesinde ülkenizi iri ve diri tutar, “asker millet” olmakla övündüğünüz geleneğinizle de dosta güven düşmana da korku salmış olursunuz.

(Toplum; hiçbir zaman sosyolojik olarak bu kadar bozulmadı. Helal – haram, suç – ceza, iyi – kötü, ayıp / sevap – günah aralarındaki uçurum bu kadar olmamış, gelecek endişesi zirve yapmamıştı. Suçlu aramak ya da bulduğunuza suçlu damgası vurmak çok kolaylaştı. Peki bunları yapanlar “suçlu” da onları bu seviyeye getirenlerin hiç mi suçu / günahı yok, çok mu masumlar?!...)

Anlatmak, yazmakla olmuyor ama birileri sorunları dile getirirken konunun etkili ve yetkilileri bu sorunlara çözüm bulmak yerine yetersiz kalıp kulaklarını da tıkıyor üç maymunu oynuyor ve hiçbir şey olmamış gibi sorunlardan şikâyet ediyorsa işte o zaman başta da belirttiğimiz üzere nüfusumuzla ilgili tehlike çanları çalmaya başlar, felaket de kapımıza kadar dayanmış olur.

“Gaybı ancak Allah bilir!”, “müneccimlik” yönümüz de yok ama bundan tam 33 yıl önce (1993 yılında) henüz 20 yaşında iken “Nüfus Planlaması ve Ardındaki Gerçekler” adlı araştırma yazısını yazmış ve bu tehlikeye dikkat çekmişken, üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen halen daha tedbir alınmaması oldukça düşündürücü olmalıdır. Geç kalıyoruz, geç!...

Devlet; genç, dinamik ve üretken nüfusuyla iri ve diri kalıp haklı olarak da bununla övünür. Avrupa ve Rusya’nın düştüğü duruma bizler de düşmek üzereyiz. Vakit “çok geç” olmadan evlilik ve çocuk sahibi olmak konusunda alınması gereken maddi / manevi tedbirleri bir an önce almamız gerekir. Bu konudaki tekliflerimizi sıralamaya çalışalım;

1 – Evlilik ve aile yapısını temelden sarsan dizi ve filmler, LGBT +’yi teşvik eden programlar yasaklanmalı, RTÜK gibi kurumlar daha aktif hâle getirilmelidir. Nikahsız bir arada yaşamayı özendiren programlar yasaklanmalı, her türlü zararları konusunda tüm kanallarda kamu spotları yayınlanmalıdır. Adalet Bakanı Sayın Akın GÜRLEK’in 14 Eylül 2026 tarihinde 81 ildeki 175 ağır ceza cumhuriyet başsavcılığına “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlâka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” konulu genelgenin gönderilmesi geç kalınmış olsa da yerinde bir hamle olmuştur. Ayrıca 15 ilde düzenlenen “Ailem Güvende” operasyonlarıyla LGBT + ‘yi özendiren – teşvik eden 180 hesaba erişim engelinin getirilmesi, LGBT + derneklerine yapılan 32 milyon TL’lik yardımların (!) Avrupa menşeli olmasının ortaya çıkması ve geleceğimizin teminatı olan genç nüfusumuzu her türlü tehlikeden korumak amacıyla operasyonların devam etmesi toplumdaki güven, huzur ve sükûneti de arttırmış olacaktır.

2 – “Evlilik kredileri uygulaması” doğru ama verilen miktarlar hiçbir ihtiyaca cevap vermemektedir. Faizsiz kredi ve uzun taksitler sağlanmalı, aynı zamanda âtıl durumda olan “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma” vakıfları daha aktif hâle getirilmelidir. Belediyelerde verilen yapı – imar – iskân ve işyeri ruhsatlarından alınan harçların en az 1/4 ‘i bu vakıf veya derneklere aktarılmalıdır. Özel sektör temsilcilerinden bu konuda yardım etmek isteyenlerin yaptıkları her yardım vergiden muaf tutulmalı veya vergi – SGK prim borçlarından mahsul edilmelidir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nca hayata geçirilen “Evlenecek Gençlerin Desteklenmesi Projesi” kapsamında evlenecek gençlere “indirim” desteği sağlayan firma sayılarının yerel düzeyde 1147, ulusal düzeyde 44 olmak üzere 1191’e ulaşması oldukça sevindirici bir gelişmedir. Bu firmaların sayısının artması ve arttırılması konusunda hükümetin daha radikal kararlar alması gerekmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin, Türkiye’de düşen nüfus hızı ve yaşlanan nüfus yapısına karşı hazırladığı “Türkiye’nin Nüfus Vizyonu” araştırma raporunda önerdiği 11 maddelik teklifi buraya aktaralım;

a – Analık sigortasının uzun vadeli sigorta kolu kapsamına alınması,

b – Annelerin emeklilik prim günü ve yaş şartının çocuk sayısına göre düşürülmesi,

c – Çocuk sayısına göre gelir vergisi indirimi, 3 ve üzeri çocukta tamamen kaldırılması,

d – Kamuda annelere 12 ay, babalara 2 ay ücretli doğum izni verilmesi,

e – Üçüncü çocuktan itibaren eğitim ve gıda ödeneği verilmesi,

f – 3 ve daha fazla çocuklu ailelere sıfır faizli uzun vadeli konut ve taşıt kredisi verilmesi,

g – 3 ve daha fazla çocuklu ailelere elektrik, doğalgaz, su ve internette yüzde 50 indirim sağlanması,

h – Anneler için esnek ve uzaktan çalışma modellerinin yaygınlaştırılması,

i – Çocuk bezi ve mamanın ihtiyaç sahibi ailelere ücretsiz sağlanması,

j – Kırsala taşınmak isteyen genç evli çiftlere konut, tarım ve hayvancılık desteğinin verilmesi,

k – Köylerde internet, eğitim, sağlık ve sosyal imkanların geliştirilmesi.

3  - “Evlen, doğur!” demek çok kolay. Evlilik sürecinin maddi ve manevi ağırlığını sırtlanmanın oldukça zor olduğu bir dönemden geçiyoruz. Hamilelik ve sonrasındaki lohusalık süresinin ne olduğunu en iyi kadınlarımız, genç annelerimiz bilir. Bu sürecin atlatılması zannedildiği gibi kolay değildir. İşte bir taraftan çocuk doğurmayı teşvik ederken diğer bir taraftan da genç anneleri takip altında tutmak, süreç ve sağlıklarıyla ilgilenmek de gerekir. Hem Rize’den ve hem de İstanbul’dan hemşehrim olan İstanbul Sağlık Müdürü olduğu dönemden beri de tanıdığım Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Kemal MEMİŞOĞLU tarafından geliştirilen ve “X” hesabından paylaşılan tedbirleri de buraya not edelim;

Gebelik ve lohusalık süreçlerini daha güvenli bir hâle getirmek için Riskli Takip Sistemi (RİTAS) uygulaması 81 ilimizde başlamıştır. Bununla birlikte anne ve bebek sağlığının korunması amacıyla “koordinatör ebeler” devreye girmiş ve bunları takip etmek için de özel bir telefon hattı tahsis /tesis edilmiştir.

4 – Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bütçesi arttırılmalı ve yardım kolları genişletilmelidir. Evde bakım desteği, sosyal ve ekonomik destek, koruyucu aile ödemeleri, doğum yardımları, engelli ve yaşlı destekleri, eşi vefat eden kadınlara yönelik yapılan yardımlar, çocuklara yapılan ödemeler gibi kapsamlarda hizmet veren bakanlık daha aktif ve işlevsel hâle getirilmelidir.

5 – İnşa edilen konutlar eski sosyolojik düzene göre inşa edilmelidir. Aileleri parçalamak maksadıyla yapılan 1+0, 1+1 şeklindeki konut tiplerini inşa etme uygulamasından artık vazgeçilmelidir. Adeta kümesi andıran bu evler, aileleri bir arada tutmaktan aciz ve yetersizdirler. Avrupai yaşam tarzını teşvik eden bu inşa tipi yerine uygulamaya konulan “sosyal konutlar” ın daha aktif ve işlevsel hâle getirilmesi gerekir. Nüfusu fazla olan ailelere faizsiz beş yıla yayılan taksitli evler tahsis edilmeli, bunların ekonomiye kazanımı sağlanmalıdır.

6 – Politika, öneri, tedbir ve uygulamalarla bir taraftan “doğum” teşvik edilirken diğer bir taraftan da yasak olan “kürtaj” özendirilmemelidir. Kürtaj yapan başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık personelinin görevleri ellerinden alınmalı, diplomaları iptal edilip deşifre edilmelidirler. Kürtaj yapan ve yaptıranlar “kasten adam öldürme” yle yargılanmalıdır. Sağlık sorunları nedeniyle yapılan kürtajlara zaten diyecek bir lafımız yoktur, olamaz da…

Bu ve bunlara benzer tedbirleri almadığımız takdirde hem sosyolojik bir felaket yaşayacak ve hem de bugün göç gönderdiğimiz o ülkelerin durumuna düşmüş olacağız, vakit geç olmadan kolları sıvamamız ve önümüzdeki yılları “aile” yılları olarak ilan etmemiz gerekir.

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Etiketler: