$

Dolar

47,5887

Euro

54,9216

£

Sterlin

64,0511

Frank

58,8025

Gram Altın

6.224,1800

Bitcoin

3.043.362

$

Dolar

47,5887

Euro

54,9216

£

Sterlin

64,0511

Frank

58,8025

Gram Altın

6.224,1800

Bitcoin

3.043.362

Makale 05.08.2026 5 dk okuma

Türkiye’yi Tehditle Sınayacağını Sananların Yeni Konuğu: Konstantinos Floros

Paylaş:

Uluslararası politikada kullanılan ya da seçilen dil, çoğu zaman sahadaki askerî güç kadar belirleyicidir. Çünkü devletler arasındaki krizler, önce kelimelerle başlayıp akabinde diplomatik ilişkileri, kamuoylarını ve güvenlik politikalarını şekillendiren bir hâl alabilmektedir. Bu nedenle son günlerde Yunanistan’dan gelen ve Türkiye’yi hedef alan açıklamalar, sıradan bir siyasi polemik olarak görülemez.

Yunan basınına yansıyan açıklamalarda, Yunanistan Eski Genelkurmay Başkanı Konstantinos Floros, “Türkler adaya ayak basarsa yakacağız.” ifadelerini kullanması, bununla da yetinmeyerek “Türkiye beş dakika içinde müdahale edebilir.” sözleriyle yeni bir tehdit algısı inşa etmeye çalışması dikkat çekicidir. Bu söylemler diplomatik nezaketten ziyadesiyle uzak olmakla beraber, iki NATO müttefiki arasında yıllardır büyük çabalarla oluşturulmaya çalışılan diyalog zeminine de ciddi zararlar vermektedir.

Peki bu söylemler gerçekten güvenlik kaygısından mı kaynaklanmaktadır, yoksa daha farklı hesapların bir parçası mıdır?

Bugün Yunanistan’da Türkiye merkezli güvenlik söyleminin giderek daha fazla iç siyasetin malzemesi hâline geldiği görülmektedir. Savunma bütçelerinin artırılması, yeni silah alımlarının kamuoyuna anlatılması, Avrupa Birliği ve Batılı müttefiklerden daha fazla siyasi destek sağlanması gibi hedeflerde “Türk tehdidi” söyleminin önemli bir araç olarak kullanıldığı dikkat çekmektedir. Türkiye’nin attığı hemen her stratejik adımın tehdit olarak sunulması da bu yaklaşımın bir uzantısı olarak görülmektedir.

Oysa gerçekler çok daha farklıdır.

Türkiye, son yıllarda savunma sanayiinde önemli bir kapasite oluşturmuştur. İnsansız hava araçlarından deniz platformlarına, hava savunma sistemlerinden millî gemilere kadar geliştirilen projeler, Türkiye’nin caydırıcılık kabiliyetini artırmıştır. Lakin caydırıcılık ile saldırganlık aynı kavramsal yapıya sahip değil. Dahası güçlü olmak, savaşı istemek anlamına gelmez. Tam aksine savaşın maliyetini yükselterek barışı koruyabilmektir.

Bu nedenle “ayak basanı yakacağız” gibi ifadeler, askerî güç gösterisinden çok duygusal reflekslerin dışa vurumu olarak okunmalıdır. Devletler, öfkeyle değil; akıl, hesap ve stratejiyle yönetilir. Bugün Ege’nin ihtiyacı yeni tehdit cümleleri değil, tam aksine iki NATO müttefikinin, müttefiklik bilinci dahilinde güven artırıcı önlemler alması elzemdir.

Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikaya bakıldığında ise farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Karadeniz’de savaşın küresel bir felakete dönüşmemesi için yürütülen diplomatik girişimler, tahıl koridoru sürecindeki arabuluculuk rolü, esir takası görüşmeleri ve bölgesel krizlerde diyalog kanallarını açık tutma çabaları, Türkiye’nin sadece askerî kapasitesine değil, diplomatik kapasitesine de ciddi yatırımlar gerçekleştirdiğini açıkça göstermektedir.

Elbette Türkiye’nin egemenlik hakları tartışma konusu yapılamaz. Mavi Vatan’dan Ege’deki hak ve menfaatlerine kadar her konuda Ankara’nın kararlı duruşunu sürdürmesi son derece doğaldır. Ancak kararlılık ile kışkırtıcılık arasında da önemli bir fark vardır. Güçlü devletler, haklarını savunurken aynı zamanda kriz yönetme becerisini de sergileyebilen devletlerdir.

Bugün Yunanistan’dan yükselen sert söylemlere verilecek en doğru cevap, aynı sertlikte yeni tehditler savurmak olmamasıdır. Çünkü tehdit dili, kısa vadede algı üretirken, uzun vadede güvenlikli bir ortam üretmez. Aksine yanlış hesaplamalara, karşılıklı güvensizliğe ve krizlerin derinleşmesine de zemin hazırlar.

Ege’nin iki yakasında yaşayan halkların ortak tarihi, kültürel bağları ve ekonomik ilişkileri bulunmaktadır. Bu gerçek ortadayken toplumları birbirine düşmanlaştıran açıklamalar, siyasetçilere geçici kazanç sağlasa da bölgenin geleceğine zarar vermektedir.

Türkiye bugün ne eski Türkiye’dir ne de tehditler karşısında sessiz kalacak bir ülkedir. Millî güvenliğini koruyacak askerî kapasiteye, diplomatik ağırlığa, bölgesel ve küresel etki gücüne sahiptir. Ancak Türkiye’nin asıl gücü ise, askerî kabiliyetleriyle sınırlı kalmamakta, devlet geleneğinden ve stratejik aklından öte gelmektedir.

Özetle, eski Yunan Genelkurmay Başkanı’nın yakışıksız cümleleri, bir güvenlik ortamı kurulmasına engel olabilecek nitelikte olduğu aşikardır. Uluslararası siyasette gerçek güç, “yakarız”, “vururuz” ya da “beş dakikada müdahale ederiz” gibi cümleler kurmak değildir. Gerçek güç, bu cümlelere ihtiyaç duymadan caydırıcılık kapasitesini bünyesinde barındırmaktan ibarettir. Dolayısıyla da Türkiye’nin sürdürmesi gereken politika; haklarından taviz vermeyen, caydırıcılığını koruyan, fakat barışın dilini terk etmeyen bir dış politika olmalıdır.

Dr. Hüseyin Yeltin/TİMETÜRK

Etiketler:
Hüseyin Yeltin
Hüseyin Yeltin

Köşe Yazarı