$

Dolar

48,0658

Euro

56,1971

£

Sterlin

65,8064

Frank

60,0829

Gram Altın

6.981,4600

Bitcoin

3.491.221

$

Dolar

48,0658

Euro

56,1971

£

Sterlin

65,8064

Frank

60,0829

Gram Altın

6.981,4600

Bitcoin

3.491.221

Makale 21.08.2026 9 dk okuma

Ebu Zuhur’un ardındaki büyük hesap ne?

Paylaş:

Ortadoğu’da bazı saldırılar vardır ki; hedef aldığı bina kadar, verdiği mesaj da büyük önem taşır. Hatta kimi zaman bombaların düştüğü yer, asıl hedefin yalnızca başlangıç noktası olabilmektedir. İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na düzenlediği son saldırıya da bu gözle bakmak gerekiyor.

İdlib’in doğusunda bulunan havaalanına düzenlenen saldırıda pist ve bazı tesisler İsrail tarafından hedef alındı. Suriye kaynakları sekiz hava saldırısından söz ederken, saldırıda can kaybı yaşanmadığı bildirildi. Türkiye ise İsrail’in saldırısını güçlü şekilde kınadı ve bunu Suriye’nin egemenliği ile toprak bütünlüğüne yönelik bir ihlal olarak değerlendirdi.

Lakin meselenin asıl dikkat çekici tarafı, İsrail’in saldırıya ilişkin yaptığı açıklamadır.

Tel Aviv, Suriye’nin Türkiye’ye askeri konuşlanma imkânı sağlamaya hazırlandığını ve bunun İsrail açısından kabul edilemez bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu ileri sürdü. Türkiye ise bu iddiaları reddetti. Dahası, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Ebu Zuhur’da Türk askeri yığınağı yapılmasının planlanmadığını, üssün Suriye Hava Kuvvetleri tarafından kullanılabilmesi için rehabilite edildiğini açıkladı.

İşte burada sorulması gereken soru şudur:

İsrail gerçekten bir Türk askeri varlığını mı engellemek istedi, yoksa Türkiye’nin Suriye’de giderek artan etkisine daha geniş bir mesaj mı vermek istedi?

Bence ikinci ihtimali göz ardı etmek büyük hata olur. Çünkü Suriye’de dengeler değişti. Eski Suriye düzeninin ortadan kalkmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni denklemde Türkiye, yalnızca sınır güvenliğini korumaya çalışan bir komşu ülke olmamakla beraber, Suriye’nin yeniden yapılanmasında, güvenlik kapasitesinin geliştirilmesinde ve devlet kurumlarının ayağa kaldırılmasında etkili olan başlıca aktörlerden biri haline geldi.

İsrail’in rahatsızlığı da tam burada başlıyor.

Tel Aviv, Suriye’nin yeniden askeri kapasite kazanmasını istemiyor. Daha doğrusu, kendi güvenlik anlayışının dışında şekillenen bir Suriye askeri kapasitesini istemiyor. Ebu Zuhur saldırısı da bu politikanın yeni bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim bazı analizlerde saldırının yalnızca belirli bir askeri tesisi hedeflemekten ziyade Şam’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik bir uyarı niteliği taşıdığı değerlendiriliyor.

Burada Türkiye açısından kritik nokta ise şudur:

Suriye’nin yeniden ayağa kalkması ile Türkiye’nin güvenliği birbirinden ayrı düşünülemez.

Türkiye’nin güney sınırında güçlü, istikrarlı ve kendi topraklarına hâkim bir Suriye’nin bulunması Ankara’nın çıkarınadır. Suriye’nin yeniden parçalanmış, farklı silahlı grupların ve yabancı güçlerin nüfuz alanlarına ayrılmış bir ülke haline gelmesi ise Türkiye açısından doğrudan güvenlik riski anlamına gelir.

Dolayısıyla Türkiye’nin, Suriye’nin güvenlik kapasitesinin yeniden oluşturulmasına katkı sağlaması şaşırtıcı değil, aksine olması gereken bir politik tutumdur.

Fakat İsrail’in buna bakışı farklıdır.

İsrail, Suriye’de kendisine yönelik potansiyel askeri kapasitenin oluşmasını engellemek istiyor. Türkiye ise Suriye’nin sonsuza kadar savunmasız, parçalı ve dış müdahalelere açık bir ülke olarak kalmasını istemiyor. Böylelikle iki yaklaşım arasındaki çatışma giderek daha görünür hale geliyor.

İsrail’in asıl korkusu hava savunması mı?

Bana göre meselenin en önemli başlıklarından biri burası.

Türkiye’nin Suriye’de hava savunma kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik çalışmaları, Tel Aviv açısından son derece önemli bir değişiklik anlamına gelebilir. Çünkü İsrail uzun yıllardır Suriye hava sahasında geniş bir operasyon serbestisine sahip oldu. İstediği zaman, istediği noktaya hava saldırısı düzenleyebildi. Suriye’nin zayıf hava savunma kapasitesi, İsrail açısından önemli bir avantaj oluşturdu.

Şimdi ise Türkiye’nin de devreye girdiği, Suriye ordusunun yeniden yapılandırıldığı ve hava savunma kapasitesinin güçlendirilmesinin gündeme geldiği bir Suriye ortaya çıkıyor. Bu tablo İsrail açısından eski hesapların bozulması demektir.

İsrail’in sorunu tam da burada ortaya çıkıyor: Türkiye’nin Suriye’de kuracağı savunma mimarisi, İsrail’in bugüne kadar alıştığı hareket alanını daraltabilir. Dolayısıyla Ebu Zuhur’a atılan bombaları yalnızca bugünün operasyonu olarak okumak eksik kalacaktır. Bu saldırı, geleceğin Suriye’si üzerinde yürüyen güç mücadelesinin bir işaret fişeğidir.

Türkiye çatışmaya çekilmemeli

Tam da bu noktada Türkiye’nin çok dikkatli olması gereken bir başka husus var.

İsrail’in Suriye’deki saldırganlığı Türkiye’yi doğrudan bir askeri çatışmanın içine çekmemeli.

Çünkü İsrail açısından Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ile doğrudan karşı karşıya gelmek, bölgedeki dengeleri tamamen değiştirecek bir sonuç doğurabilir. Türkiye açısından ise böyle bir çatışma, Suriye’nin yeniden inşası için oluşturulmaya çalışılan zemini de ciddi biçimde bozabilir.

Bu nedenle Ankara’nın cevabı öfkeyle değil, stratejiyle verilmelidir. Türkiye, İsrail’in çizdiği çatışma sahasında hareket etmek yerine kendi güvenlik mimarisini kurmalı, diplomasi yürütülmeli, Suriye ile askeri koordinasyon güçlendirilmeli, hava savunma kapasitesi artırılmalı, istihbarat ve erken uyarı mekanizmaları geliştirilmelidir.

Ve en önemlisi, Türkiye’nin Suriye’deki varlığının temel amacının başka bir ülkeyi tehdit etmek değil, Suriye’nin istikrarına ve Türkiye’nin ulusal güvenliğine katkı sağlamak olduğu açık biçimde ortaya konulmalıdır.

Aslında Washington’ın son gelişmeler karşısındaki tutumu da meselenin ne kadar hassas bir noktaya geldiğini gösteriyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirdi. ABD ayrıca Türkiye, İsrail ve Suriye arasında yanlış anlamalardan kaynaklanabilecek askeri çatışmaları önlemek amacıyla bir iletişim mekanizması oluşturulması için çalışıyor.

Bu bile başlı başına önemli bir göstergedir. Demek ki artık mesele yalnızca İsrail ile Suriye arasındaki bir gerilim değildir. Türkiye de denklemin önemli aktörlerinden biri haline gelmiştir.

Ankara’nın önündeki asıl mesele

Türkiye’nin önünde iki seçenek var:

Ya İsrail’in Suriye’de attığı her adımı takip ederek reaksiyon veren bir politika izleyecek ya da Suriye’de uzun vadeli bir güvenlik ve siyasi düzenin kurulması için kendi stratejisini uygulayacak.

İkinci seçenek Türkiye açısından daha makul olanıdır.

Çünkü Türkiye’nin çıkarı İsrail ile savaşmak değildir. Türkiye’nin çıkarı, sınırının hemen güneyinde başka devletlerin istediği zaman müdahale edebildiği, hava sahasının kontrol edilemediği, silahlı grupların cirit attığı ve devlet otoritesinin zayıf kaldığı bir Suriye’nin bulunmamasıdır.

İsrail’in çıkarı ise bundan farklı olabilir.

İsrail, kendisine tehdit oluşturabileceğini düşündüğü askeri kapasitenin Suriye’de yeniden ortaya çıkmasını istemiyor. Bu nedenle Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin önümüzdeki dönemde yalnızca söylem düzeyinde kalacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır.

Ebu Zuhur saldırısı bunun en somut işaretlerinden biridir.

Üstelik saldırıdan yalnızca birkaç gün önce Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani arasında Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının da gündeme geldiği bir telefon görüşmesinin yapıldığı bildirildi. Bu görüşmenin saldırıdan hemen önce gerçekleşmiş olması, Türkiye’nin Suriye dosyasındaki ağırlığının İsrail tarafından ne kadar yakından izlendiğini gösteriyor.

Dolayısıyla artık soruyu doğru sormamız gerekiyor.

İsrail Suriye’de neyi bombalıyor?

Bir havaalanını mı?

Bir pist ve birkaç hangarı mı?

Yoksa Türkiye’nin Suriye’de kurulmasına katkı sunduğu yeni güvenlik düzenini mi?

Cevap ne kadar açık…

Türkiye seyirci olamaz

Türkiye, Suriye’de yaşanan gelişmelere elbette seyirci olmamalıdır. Ankara’nın yapması gereken, İsrail’in provokasyonlarına kapılmadan fakat kendi güvenlik çıkarlarından da geri adım atmadan hareket etmektir.

Güçlü diplomasi, güçlü savunma kapasitesi ve güçlü siyasi irade aynı anda yürütülmelidir.

Çünkü Türkiye’nin Suriye’deki varlığı bir macera değildir.

Türkiye açısından Suriye, güney sınırının ötesindeki herhangi bir ülke değildir.

Suriye, Türkiye’nin güvenliğinin başladığı yerdir.

Ebu Zuhur’a düşen bombalar belki bir havaalanının pistini tahrip etmiş olabilir, lakin o bombaların ortaya çıkardığı gerçek var ki, o çok daha büyük: Suriye’nin geleceği üzerinde yeni bir güç mücadelesi başlamış ve Türkiye de bu mücadelenin dışında kalmayacak bir ülkedir.

Dr. Hüseyin Yeltin/TİMETÜRK

Etiketler:
Hüseyin Yeltin
Hüseyin Yeltin

Köşe Yazarı