Çocuğun üstün yararı, Türk Medeni Kanunu’nda tek bir maddede tanımlanmış olmasa da 'velayet, kişisel ilişki, bakım, eğitim ve koruma' hükümlerinin temel ölçüsüdür. Mahkeme, anne veya babanın taleplerinden önce kararın çocuk üzerindeki etkisini değerlendirmek zorundadır.
Başlıca somut yansımalar
- TMK m. 182: Boşanma hâlinde hâkim, çocukların velayetini ve velayet kendisine verilmeyen ebeveynle kişisel ilişkiyi düzenler. Karar verilirken çocuğun bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimi gözetilir.
- TMK m. 335 ve devamı: Kural olarak çocuk ergin oluncaya kadar anne ve babasının velayeti altındadır. Ebeveynler velayeti çocuğun bakım, eğitim ve korunma ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kullanmalıdır.
- TMK m. 339:Anne ve baba, çocuğun menfaatini gözeterek onun bakımını, eğitimini ve gelişimini sağlamakla yükümlüdür.
- TMK m. 346 ve 348: Çocuğun menfaati ciddi biçimde tehlikeye girerse hâkim uygun koruyucu önlemler alabilir ve gerekli şartlarda velayeti kaldırabilir.
Velayet davalarında uygulama
Velayet kararı verilirken yalnızca anne veya babanın ekonomik durumu dikkate alınmaz. Mahkeme genellikle şu hususları değerlendirir:
- Çocuğun yaşı, sağlık durumu ve gelişim ihtiyaçları,
- Ebeveynlerin bakım ve eğitim kapasitesi,
- Çocuğun alıştığı yaşam düzeni ve okul durumu,
- Kardeşleriyle ilişkisi,
- Ebeveynler arasında şiddet, tehdit, bağımlılık veya ağır geçimsizlik bulunup bulunmadığı,
- Çocuğun diğer ebeveynle ilişkisini engelleme veya çocuğu diğer ebeveyne karşı kullanma davranışı,
- Çocuğun yaşı ve olgunluğu ölçüsünde görüşü,
- Sosyal inceleme raporu ve gerektiğinde uzman görüşü.
Çocuğun görüşü önemlidir ancak çocuk, anne veya babası arasında seçim yapmaya zorlanamaz. Mahkeme, çocuğun gerçekten ne istediğini ve bu isteğin baskı altında oluşup oluşmadığını değerlendirmelidir.
Velayet kendisine verilmeyen ebeveynle kişisel ilişki kurulması kural olarak çocuğun aile bağlarını korumaya yöneliktir. Ancak şiddet, istismar veya ciddi güvenlik riski varsa bu ilişki sınırlandırılabilir, uzman gözetiminde düzenlenebilir veya çocuğun güvenliği için kaldırılabilir.
Anayasa Mahkemesi de velayet davalarında temel amacın, ebeveynlerin talepleri arasında tercih yapmak değil, ''çocuğun üstün yararına en uygun çözümü belirlemek'' olduğunu vurgulamaktadır. Mahkemelerin çocuğun ve ebeveynlerin şartlarını yeterince araştırması, gerektiğinde uzman görüşüne başvurması ve kararını somut gerekçelere dayandırması gerekir.
Kısaca, velayet davalarında ölçü “anne mi, baba mı?” sorusu değil, ''çocuğun hangi ortamda daha güvenli, istikrarlı ve sağlıklı biçimde gelişebileceği'' sorusudur.
Yurdal Kılıçer/TİMETÜRK