Türkiye, "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan yeni bir dönemin eşiğinde. Bu sürecin en önemli hukuki adımını ise kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak konuşulan düzenleme oluşturuyor.
Peki bu yasa ne getiriyor? Kimleri kapsıyor? Herkes için af mı geliyor?
Bu soruların cevabı, kulaktan dolma bilgilerle değil, taslakta konuşulan hükümler üzerinden verilmelidir.
Öncelikle şunu belirtelim. Henüz yürürlüğe girmiş bir kanun yok. Ortada Meclis'te kabul edilmiş bir metin bulunmuyor. Kamuoyuna yansıyan bilgiler, üzerinde çalışılan taslağa ilişkin.
Taslağa göre ilk dikkat çeken adım, süreci yönetecek özel bir komisyon kurulması.
Bu komisyon, silah bırakma sürecini takip edecek, devlet kurumları arasındaki koordinasyonu sağlayacak ve örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasına yönelik çalışmaları yürütecek. Yani süreç kendi hâline bırakılmayacak; hukuki ve idari bir mekanizmanın denetiminde ilerleyecek.
Bir başka önemli düzenleme ise silah bırakmanın resmiyet kazanmasıdır.
Örgütün silah bıraktığı ve faaliyetlerini sona erdirdiği, Cumhurbaşkanlığı kararıyla kayıt altına alınacak. Böylece "silah bırakıldı mı, bırakılmadı mı?" tartışmasının da hukuki bir karşılığı oluşturulacak.
Vatandaşın en çok merak ettiği konu ise cezalar.
Burada bilinmesi gereken ilk gerçek şudur:
Bu düzenleme, herkesin cezaevinden çıkacağı anlamına gelmiyor.
Taslak, suçlar arasında açık bir ayrım yapıyor.
Kasten öldürme, işkence ve benzeri ağır suçlardan hüküm giyenler bu düzenlemeden yararlanamayacak. Bu suçlar kapsam dışında tutuluyor.
Buna karşılık, örgüt üyeliği veya örgüt propagandası gibi suçlardan yargılanan ya da hüküm giyen kişiler için denetimli serbestlik sistemi öngörülüyor.
Denetimli serbestlik ise "cezanın silinmesi" demek değildir.
Kişi devletin denetimi altında yaşamaya devam edecek. Belirlenen yükümlülüklere uyacak. Yeni bir suç işlemeyecek.
Taslağa göre cezası on yılın altında olanlar dört yıl, daha yüksek ceza alanlar ise altı veya yedi yıl denetimli serbestlik kapsamında tutulabilecek.
Bu süre sorunsuz tamamlanırsa cezanın infaz edilmiş sayılması planlanıyor.
Ancak bu süre içinde yeniden suç işlenirse tablo tamamen değişiyor.
Hem yeni suçun cezası uygulanacak hem de önceki dosyanın sonuçları devreye girecek. Yani ikinci bir şansın kötüye kullanılmasına izin verilmeyecek.
Taslakta dikkat çeken bir başka nokta ise Abdullah Öcalan hakkında özel bir düzenlemenin bulunmamasıdır. Bu konuda siyasi tartışmalar devam etse de kamuoyuna yansıyan taslakta böyle bir hüküm yer almıyor.
Yasa sadece örgüt mensuplarını ilgilendirmiyor.
Terör mağdurlarının tazminat haklarının korunacağı belirtiliyor. Ayrıca süreci yürüten kamu görevlileri için de hukuki güvence öngörülüyor.
Bir başka önemli ayrıntı ise bu düzenlemenin süresiz olmaması.
Taslağa göre çerçeve yasa üç ya da dört yıl uygulanacak. Gerek görülürse TBMM altışar aylık dönemlerle uzatma kararı verebilecek. Böylece uygulama sürekli denetlenebilecek ve gerektiğinde yeni düzenlemeler yapılabilecek.
Şunu unutmamak gerekir:
Terörle mücadele sadece güvenlik meselesi değildir. Aynı zamanda hukuk meselesidir.
Hazırlanacak her düzenleme, bir yandan devletin güvenliğini korurken diğer yandan adalet duygusunu da ayakta tutmalıdır.
Hukuk, intikam aracı değildir. Ama adaletten vazgeçmenin de adı olamaz.
İşte çerçeve yasanın başarısı da burada ölçülecektir.
Toplum vicdanını rahatlatan, mağdurun hakkını koruyan, hukukun üstünlüğünden taviz vermeyen ve yeni tartışmalar üretmeyen bir düzenleme yapılabilirse, Türkiye sadece yeni bir kanun değil, yeni bir dönemin de kapısını aralayabilir.
Yurdal Kılıçer/TİMETÜRK