Trafik kazası geçiriyorsunuz.
Daha yaşadığınız şoku atlatamamışsınız. Ambulans yeni gelmiş, polis tutanak tutuyor, yakınlarınızı aramaya çalışıyorsunuz. Tam o sırada telefonunuz çalıyor.
"Geçmiş olsun. Kaza dosyanız bize ulaştı. Hastane raporlarınızı gördük. Hiçbir ücret ödemeden tazminatınızı alalım."
İnsan ister istemez durup düşünüyor.
Daha polis tutanağı tamamlanmadan, hastane işlemleri bitmeden bu kişiler benim telefon numarama, kimlik bilgilerime, hangi hastanede olduğuma ve hatta yaralanma durumuma nasıl ulaşıyor?
İşte asıl konuşmamız gereken konu tam da burasıdır.
Türkiye'de yıllardır "hasar danışmanlığı" adı altında faaliyet gösteren bazı yapılar, trafik kazalarını adeta ticari kazanca dönüştürmüş durumda. Bir insanın en zor anı, bazıları için pazarlama fırsatı haline geliyor.
Kişisel Veriler Kimlerin Elinde Dolaşıyor?
Ortada sadece etik olmayan bir durum yok. Çok ciddi bir hukuk ihlali var.
Vatandaşın kişisel verileri, hastane kayıtları, kaza bilgileri ve iletişim bilgileri bir şekilde el değiştiriyor. Bu bilgilerin nereden sızdığı her olayda ayrıca araştırılması gereken ciddi bir meseledir.
Oysa Kişisel Verilerin Korunması Kanunu bu konuda son derece açıktır. Türk Ceza Kanunu'nun 136'ncı maddesi de kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesini ve yayılmasını suç olarak düzenlemiştir.
Bir vatandaşın yaşadığı acının pazarlama listesine dönüşmesi kabul edilemez.
İkinci Mağduriyet İşte Burada Başlıyor
Kazanın ardından sizi arayanlar genellikle kendilerini "hasar danışmanı", "tazminat uzmanı" veya "hasar takip merkezi" olarak tanıtıyor.
Ancak büyük çoğunluğunun avukatlık yapma yetkisi bulunmuyor.
Vatandaşın önüne çeşitli belgeler konuluyor. Ne imzaladığını tam olarak bilmeyen insanlar, bazen haklarının önemli bir kısmını daha en baştan kaybediyor.
Sonrasında ise tablo ağırlaşıyor.
Yüzde 30, yüzde 40 hatta yüzde 50'lere ulaşan komisyonlar kesiliyor.
Sigorta şirketleriyle erken yapılan sulh ve ibra sözleşmeleri nedeniyle ileride doğabilecek maluliyet, sürekli iş göremezlik, bakıcı gideri ve diğer tazminat hakları tamamen ortadan kalkabiliyor.
Bir trafik kazası, tek mağduriyetle başlamıyor. Hukuk dışı aracılar devreye girdiğinde ikinci mağduriyet başlıyor.
Bu Faaliyet Hukuken de Sorunludur
1136 sayılı Avukatlık Kanunu son derece nettir.
Kanunun 35 ve 63'üncü maddeleri uyarınca hukuki danışmanlık vermek, hak takibi yapmak ve hukuki temsil faaliyetinde bulunmak yalnızca avukatlara tanınmış bir yetkidir.
Bu yetkiyi bulunmadığı halde kullanan kişiler hakkında hukuki ve cezai sorumluluk doğabilir.
Dolayısıyla mesele sadece haksız kazanç değildir. Aynı zamanda hukuk düzenini ilgilendiren ciddi bir sorundur.
Vatandaş Ne Yapmalı?
Öncelikle kazadan hemen sonra sizi arayan, hastane koridorlarında kartvizit dağıtan veya "dosyanız elimizde" diyerek ulaşan kişilere karşı son derece dikkatli olunmalıdır.
Kişisel bilgiler paylaşılmamalı, aceleyle hiçbir belge imzalanmamalıdır.
Vatandaş, kazaya neden olan aracın sigorta şirketine doğrudan başvuru yapabilir. Uyuşmazlık halinde ise Sigorta Tahkim Komisyonu hızlı ve etkili bir çözüm yoludur.
Hak kaybı yaşanmaması için sürecin, baroya kayıtlı ve tazminat hukuku alanında çalışan bir avukat aracılığıyla yürütülmesi en güvenli yoldur.
Son Söz
Hukuk, çaresiz insanların üzerinden para kazanma aracı değildir.
Trafik kazası geçiren bir vatandaşın ilk karşılaştığı şey ambulans değil de telefonla pazarlama yapan aracılar oluyorsa, burada yalnızca bireysel bir sorun değil, kamusal bir güvenlik ve hukuk sorunu vardır.
Kişisel verileri pazarlayanlardan, vatandaşın mağduriyetini kazanca dönüştüren yapılara kadar uzanan bu zincirin üzerine kararlılıkla gidilmelidir.
Çünkü adalet, kazazedelerin acısı üzerinden kurulan rant düzenine teslim edilemeyecek kadar değerlidir.
Yurdal Kılıçer/TİMETÜRK