Bir devletin büyüklüğü, imzaladığı anlaşmaların sayısıyla değil; onun jeopolitik hafızasını, coğrafi hakkını ve gelecek vizyonunu ne ölçüde tahkim ettiğiyle ölçülür. Türkiye son on yılda tam da bunu yaptı; Sevr'in çizdiği sınırlara, vesayetçi zihniyetin dayattığı statükoya ve "Türkiye'yi bölgesine hapsetme" hesaplarına karşı, masaya diplomatik ve stratejik belgelerle cevap verdi. Bugün ki yazımda güncelden eskiye doğru Türkiye'nin attığı imzalardan beşini ele alacağım. Hepsinin ortak paydası bellidir; Mavi Vatan doktrininin, yani Türkiye'nin denizde ve karada "hakkını arayan, hakkını alan" devlet anlayışının farklı coğrafyalardaki tezahürleri.
1) Kerkük Petrol Sahaları Ortaklık Anlaşması (Temmuz 2026) Abdülhamid Han'ın Mirasına Dönüş
Temmuz 2026'da Ankara'da, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin ziyareti kapsamında imzalanan bu anlaşmayla TPAO, British Petroleum'un Kerkük'teki ana operasyonel şirketi BP ECKL'den yüzde 15 hisse aldı. Bu kağıt üzerinde bir "hisse devri" gibi görünse de aslında Türkiye'nin bölgesel enerji denklemindeki konumunu köklü biçimde değiştiren bir hamledir. Türkiye artık yalnızca "boru hattı işleticisi" değil, doğrudan "saha üreticisi" statüsündedir. Abdülhamid Han döneminden kalma bu tarihi mirasa yeniden sahip çıkılması, Kalkınma Yolu Projesi'ni de her zamankinden daha kritik hale getirdi ve Hürmüz Boğazı'na alternatif bir enerji güzergâhının önünü açtı.
2) Türkiye-Somali Savunma ve Ekonomik İş birliği Çerçeve Anlaşması (8 Şubat 2024) Mavi Vatan'ın Hint Okyanusu'na Açılan Kapısı
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Somali Savunma Bakanı Abdulkadir Muhammed Nur tarafından Ankara'da imzalanan bu on yıllık anlaşma, dünya kamuoyunda yeterince konuşulmasa da Türkiye'nin son dönemki en cüretkâr dış politika hamlelerinden biridir. On yıllık bu anlaşmayla Türkiye, Somali'nin deniz kuvvetlerini inşa edip eğitecek ve Somali'nin ekonomik olarak değerlendirilemeyen geniş deniz yetki alanlarında güvenliği tesis edecek.
3) Türkiye-BAE Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması / CEPA (3 Mart 2023) Körfez'in Ekonomik Gücünü Ankara'ya Bağlamak
Abu Dabi'de imzalanan bu anlaşmayla iki ülke arasındaki ticaret hacminin 5 yılda 25 milyar, uzun vadede 40 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor. Otomotivden tekstile, petrokimyadan makineye pek çok sektörde tarife avantajları sağlayan anlaşma, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadesiyle "Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya, Rusya'dan Körfez'e uzanan" bir ekonomik köprü kuruyor. Bu köprü, Mavi Vatan'ı ayakta tutacak ekonomik gücün de teminatı rolünü üstleniyor.
4) Karadeniz Tahıl Girişimi Anlaşması (22 Temmuz 2022)
İstanbul'da BM Genel Sekreteri Guterres'in de katılımıyla imzalanan bu girişimle Ukrayna'nın üç limanından 45 ülkeye 32 milyon tondan fazla gıda ürünü ihraç edildi, küresel gıda fiyat endeksi yüzde 23'ten fazla geriledi. Rusya ile Ukrayna'yı aynı masaya oturtabilen tek ülke olarak Türkiye, Boğazlar ve Karadeniz üzerindeki tarihi egemenliğinin 21. yüzyılda ne denli belirleyici olduğunu bir kez daha ispatladı.
6) Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları ve Güvenlik ve Askeri İş birliği Mutabakat Muhtıraları (27 Kasım 2019) Mavi Vatan'ın Kurucu Belgesi
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası. İstanbul'da imzalanan bu muhtıra, Yunanistan-GKRY-Mısır hattının Doğu Akdeniz'i paylaşma hesaplarını fiilen bozdu ve Mavi Vatan doktrininin uluslararası hukuk belgesine dönüştüğü kurucu an oldu. Kıbrıs'ın "Mavi Vatan'ın kilidi" olduğu gerçekliği ile birlikte düşünüldüğünde bu muhtıra, Türkiye'yi Akdeniz'in kaderini belirleyen aktörlerin başına yerleştirdi.
Bir Doktrinin Diplomasiye Yansıması
Bu beş anlaşmaya birlikte bakıldığında ortaya çıkan tablo nettir, Türkiye artık pasif bir bölge ülkesi değil, kendi coğrafi ve tarihi hakkını uluslararası hukuk belgeleriyle tescil ettiren bir güçtür. Libya'da başlayan Mavi Vatan'ın kurucu iradesi; Şuşa'da Kafkasya'ya, Karadeniz Tahıl Girişimi'nde Boğazların jeopolitik ağırlığına, BAE CEPA'sında ekonomik derinliğe, Somali'de Hint Okyanusu'na, Kerkük'te de tarihi bir mirasın enerji siyasetine dönüşmesine evrilmiştir. Bu, tesadüfi bir anlaşmalar dizisi değil, kadim devlet aklının 21. yüzyılın diplomatik dilinde yeniden kodlanmasıdır. Türkiye'nin önümüzdeki on yılda imzalayacağı yeni belgeler de büyük ihtimalle aynı doktrinin devamı niteliğinde olacaktır.
Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK