Dünya finans sistemi son yirmi yıldır sessiz ama kararlı bir dönüşüme sahne oluyor. Faize dayalı geleneksel modelin krizlere karşı kırılganlığı her seferinde daha net görülürken, riskin paylaşıldığı, reel varlığa dayanan ve borç sarmalı yaratmayan bir alternatif artık marjinal bir niş olmaktan çıkıp küresel finansın ciddiye alınan bir bileşeni haline geldi.
20. yüzyılın başından bugüne yaşanan krizlerin tamamının alt yapısı eksik kurgulanmış, sınırları çizilememiş ve beşerî insan doğasının kar maksimizasyon algısına dayanan finansal ve ekonomik sistemin kaçınılmaz sonuçları olduğunu iktisat bilimi bizlere gösterdi. Mevcut finans sisteminin değişmemesi ve insan doğasının rasyonel olmayan varsayımlarına dayanan ekonomi modellerinin sorunlu yapılarının devam etmesi bizleri çok yakın zamanda global ölçekte yeni krizlere sürükleyeceğini biliyoruz.
İslami Ekonomi Modeli ise global ekonomi sistemi içerisinde yer alan ve tüm bu sorunların temelindeki beşerî düzenlemelerin üzerinde konumlanan bir ekosistem. Biraz daha açıklayıcı olmak gerekirse İslami Ekonomi Modeli iç içe geçmiş üç kavramı ve katmanları ifade ediyor:
· İslami bankacılık (katılım bankacılığı), en dar kapsamlı olanı: faizsiz mevduat toplama ve murabaha, müşareke gibi sözleşmelerle finansman sağlayan banka türü kurumları kapsar.
· İslami finans, bankacılığı da içine alan daha geniş bir şemsiye: katılım bankalarının yanı sıra sukuk (kira sertifikası) piyasasını, tekafül (İslami sigortacılık) sektörünü, katılım endeksli yatırım fonlarını ve sermaye piyasası araçlarını kapsar.
· İslam ekonomisi ise en geniş çerçeve: yalnızca finansal araçları değil, zekât, vakıf, adil bölüşüm, israfın önlenmesi ve helal üretim-tüketim zincirini de içeren, iktisadi hayatın tümüne dair bütüncül bir değerler sistemidir.
Dünyada tablo: 6 trilyon dolardan 9,7 trilyon dolara
Küresel İslami finans varlıkları 2024 itibarıyla yaklaşık 6 trilyon dolara ulaştı; 2018'den bu yana neredeyse iki katına katlanan bu büyüklüğün 2029'da 9,7 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Sektörün can damarı konumundaki sukuk (kira sertifikası) piyasası da 2025'te tarihi bir eşiği aştı: tedavüldeki toplam sukuk hacmi 1 trilyon doları geçerken, yıllık ihraç hacmi 265 milyar dolarla rekor kırdı. Sektörün ağırlık merkezi hâlâ net biçimde Körfez ve Güneydoğu Asya'da. Suudi Arabistan aktif büyüklükte açık ara lider konumdayken, İran ve Malezya onu izliyor; Londra, Dubai ve Kuala Lumpur ise uluslararası sukuk ihraçlarının toplandığı üç ana merkez olarak öne çıkıyor.
Türkiye: yüzde 9-10 bandında, hedef yüzde 15
Türkiye'de katılım bankacılığının toplam bankacılık sektörü içindeki payı 2025 sonu itibarıyla yüzde 9-10 bandında seyrediyor; kamu sermayeli katılım bankalarının payı ise yaklaşık yüzde 4,3 seviyesinde. Sektörün aktif büyüklüğü 2025'te 4,3 trilyon TL'ye ulaşırken, küresel İslami finans piyasasındaki payımız ise ilk kez ilk on ülke arasına girecek şekilde yaklaşık yüzde 3'e çıktı. Bu, sevindirici bir ilerleme olmakla birlikte, Malezya ve Körfez ülkelerinin gerisinde kalan bir tablo. 2015'ten bu yana resmî strateji belgelerinde tekrarlanan hedef değişmiyor: katılım bankacılığının toplam bankacılık pazarında yüzde 15'lik paya ulaşması. Bu hedefe ulaşmak için üç kamu katılım bankasının (Ziraat Katılım, Vakıf Katılım, Emlak Katılım) birleştirilerek sektörün tek başına en büyük oyuncusu haline getirilmesi gündemde; Fitch Ratings'in Haziran 2026 değerlendirmesine göre bu birleşme, yeni kurumu katılım bankacılığı segmentinde yaklaşık yüzde 36 paya taşıyacak güçte.
Siyasi irade: Erdoğan'ın vizyonu ve Bilal Erdoğan'ın katkısı
Bu tablonun tesadüfen oluşmadığını, tepeden inen güçlü bir siyasi iradeyle desteklendiğini de görmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2026'da İstanbul Finans Merkezi'nde düzenlenen 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi'nde küresel finans mimarisine sert eleştiriler yöneltti; faizin ve ahlak dışı rekabetin bereketi ortadan kaldırdığını vurgulayarak mevcut sistemin köklü biçimde değişmesi gerektiğini söyledi. Aynı konuşmada iki kritik adımı da duyurdu: kamu sermayeli Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım bankalarının tek çatı altında birleştirilmesi ve hızla büyüyen Emlak Katılım'ın halka arz edilerek vatandaşların sektörün büyümesine ortak edilmesi.
Bu siyasi vizyonun kurumsal ve akademik ayağında ise İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan'ın ismi öne çıkıyor. Mayıs-Haziran 2026'da düzenlenen AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu ve 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi'nde aktif rol alan Bilal Erdoğan'ın katılımıyla, İbn Haldun Üniversitesi ile Malezya Menkul Kıymetler Komisyonu arasında İslami finans, sermaye piyasaları, eğitim ve araştırma alanlarında iş birliği anlaşması imzalandı. İbn Haldun Üniversitesi akademik altyapısı, sektörün nitelikli insan kaynağı ihtiyacına doğrudan cevap üretme çabasının bir parçası. Bu yönüyle Bilal Erdoğan'ın çabaları, katılım finansı yalnızca bir bankacılık ürünü olmaktan çıkarıp, eğitim, araştırma ve uluslararası akademik iş birliğiyle beslenen bütüncül bir "İslam ekonomisi ekosistemi" inşa etme hedefine hizmet ediyor.
Türkiye ne kazanır?
Katılım finansın büyümesi Türkiye için soyut bir "İslami kimlik" meselesi değil, somut bir kalkınma stratejisi. Üç kazanım öne çıkıyor:
Atıl tasarrufun sisteme kazandırılması. Faiz hassasiyeti nedeniyle bugüne kadar bankacılık sistemi dışında, "yastık altında" kalan ciddi bir tasarruf potansiyeli var. Katılım bankacılığının derinleşmesi bu kaynağı üretken yatırıma dönüştürerek dış kaynak bağımlılığını azaltır ve bu durum doğrudan makroekonomik istikrara hizmet eder.
Körfez sermayesi ve bölgesel merkez olma fırsatı. Türkiye, güçlü bankacılık altyapısı ve coğrafi konumu sayesinde Londra, Dubai ve Kuala Lumpur'un yanına bölgesel bir katılım finans merkezi olarak eklenme potansiyeline sahip. Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi'nin son açıklamaları da bu yönde: İngiltere, Azerbaycan, Malezya ve Endonezya'ya yapılan resmî heyet ziyaretleri, uluslararası iş birliği yoluyla hem sektörü büyütme hem de Türkiye'nin küresel pastadan daha büyük pay alma hedefini yansıtıyor.
KOBİ finansmanı ve finansal kapsayıcılık. Katılım finansın kâr-zarar ortaklığına dayalı modelleri, özellikle teminat yetersizliği nedeniyle geleneksel bankacılıktan dışlanan KOBİ'ler için alternatif bir finansman kanalı sunuyor. Bu, istihdam ve üretim tabanını genişleten bir etki yaratır.
Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK