$

Dolar

47,1825

Euro

53,9130

£

Sterlin

63,4603

Frank

58,2724

Gram Altın

6.090,0700

Bitcoin

3.068.062

$

Dolar

47,1825

Euro

53,9130

£

Sterlin

63,4603

Frank

58,2724

Gram Altın

6.090,0700

Bitcoin

3.068.062

Makale 20.07.2026 5 dk okuma

Kıbrıs Mavi Vatan ve Brüksel'in iki yüzü

Paylaş:

Kıbrıs bizim için Mavi Vatan'ın kilidi konumundadır. Sadece bir ada değil; Kuzey Afrika'yı, Ortadoğu'yu, Anadolu'yu ve Avrasya'yı aynı anda kontrol edebilen stratejik bir mihenk taşıdır.

Temmuz ayı, Kıbrıs Türkü için hem bir zaferin hem de bir uyanışın ayıdır. 1974'te bu topraklara adalet götüren Barış Harekâtı'nın yıldönümünde, bugün adaya baktığımızda görüyoruz ki mücadele hiç bitmemiş; sadece cephe değişmiş. Silahların sustuğu yerde şimdi diplomasinin, hukukun ve algının savaşı sürüyor. Karşımızda gördüğümüz tablo, Batı'nın Kıbrıs Türküne yönelik elli yıllık önyargısının hiç değişmediğinin, aksine kurumsallaştığının ve yeni bir cephe açmaya çalıştığının ispatıdır.

Avrupa Birliği Komisyonu Kıbrıs için yeni bir özel temsilci atadı, Raffaele Fitto. Üstelik bu atama, Von der Leyen ve Costa'nın Ankara'daki NATO Zirvesi'nde Cumhurbaşkanımız Erdoğan'la aynı masada oturup "Türkiye ile ortaklığımız her zamankinden daha kıymetli" dedikleri günlerin hemen ardından geldi. Demek ki Brüksel'in bir yüzü Ankara'ya gülümserken, öteki yüzü Rum Yönetimi'nin elini güçlendirmeye devam ediyor. Ya da samimiyetten yoksun bu çıkarcı dış politika anlayışı Avrupa Birliği Karar alıcıları içinde de paralel bir yapının olduğunun açık bir delili olarak önümüzde duruyor. Türkiye'yi NATO'nun vazgeçilmez müttefiki, savunma sanayisinin stratejik ortağı ilan eden aynı Avrupa Parlamentosu, birkaç hafta önce kabul ettiği 2025 Türkiye Raporu'nda Kıbrıs'ta "işgal" ifadesini kullanmaktan, iki devletli çözüm gerçeğini "çok zararlı" diye yaftalamakta ve aynı belge içinde hem Türk savunma sanayisinin Avrupa için ne denli değerli olduğunu yazıp hem de Kıbrıs Türkünün var oluş hakkını yok saymaktır.

Kıbrıs Türkü, 1963'teki Kanlı Noel'den 1974'e kadar tehcire, ambargoya, katliama maruz kalmış; 103 köyü boşaltılmış, Muratağa'da, Sandallar'da, Atlılar'da soykırım seviyesinde vahşetlerle yüzleşmiştir. Avrupa Parlamentosu'nun raporlarında bu gerçeklerden tek bir satır yoktur. Lozan Barış Antlaşması'nın 16. maddesi dahi, eski Osmanlı topraklarında Türkiye'nin rızası olmadan statü değişikliği yapılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Kıbrıs meselesi Türkiye'nin başına 1974'te çıkmamış, bizzat İngiltere tarafından Lozan'ın bu hükmüyle Türkiye'ye hatırlatılmıştır ve Türkiye 1974’te Garanti Antlaşması'ndan doğan hukuki hakkını kullanmıştır.  Bugün bu hukuki ve tarihi zemini yok sayanlar, meseleyi yalnızca "Rum tezleri" üzerinden okumaya devam eden soykırım yanlılarıdır.            

Dahası, Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Schengen bölgesine teknik olarak hazır ilan etmesi de manidardır. Adanın bölünmüşlüğünü, Kıbrıs Türkünü dışarıda bırakan bir yapıyı, AB'nin en hassas güvenlik ve sınır rejimine dahil etmeye çalışmak, "federasyon" söylemiyle iki devletli fiili gerçekliği aynı anda örtük biçimde kabul etmek demektir. Brüksel bir yandan bize "tek çözüm federasyondur" derken, öte yandan adanın güneyini AB'nin en içine, kuzeyini ise en dışına yerleştirerek sorunu kalıcılaştırmaktadır.

Bu tabloya bir de askeri boyutu eklemek gerekir. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi geçtiğimiz aralık ayında üçlü bir askeri iş birliği planı imzaladı; ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve hatta hızlı konuşlanma gücü tartışmaları masaya yatırıldı. Fransa ise haziran ayında imzaladığı Kuvvetler Statüsü Anlaşması'yla Güney Kıbrıs'ta kalıcı askeri varlık kazanma yolunu açtı; Baf'taki üsleri, Larnaka ve Limasol limanlarını kullanma hakkı elde etti. Ancak Doğu Akdeniz’de bir harekat anlaşması gibi duran bu durum, bu ittifakı oluşturan unsurlar içinde dahi güç birliği sağlayamamıştır, Kıbrıs Rum solunda dahi İsrail ile bu denli iç içe geçmenin riskleri tartışılmakta, Doğu Akdeniz'in bir barış havzasından bir çatışma arenasına dönüştürülmesinden duyulan rahatsızlık dile getirilmektedir.         

Türkiye'nin tavrı nettir ve net kalmaya devam edecektir: Kıbrıs Türkünün egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü teslim edilmeden hiçbir müzakere masasına oturulmayacaktır. Ellinci yılını geride bıraktığımız bu davada statüko değil, hakkaniyet esas alınmalıdır. Brüksel'in atadığı temsilciler, kaleme aldığı raporlar, kurduğu ittifaklar bu gerçeği değiştiremez. Kıbrıs Türkü bugün de dünkü kadar kararlı, Ankara bugün de dünkü kadar Kıbrıs Türkünün yanındadır. Barış Harekâtı'nın mirası, tam da bu sarsılmaz duruşta yaşamaya devam etmektedir.

Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK

Etiketler: