Zamanının büyük âliminden korsanlara dinî ve askerî öğüt
18 Yıl Önce Güncellendi
2009-08-26 12:20:00
TÜRK denizciliği, altın çağını 16. asırda yaşadı. Cezayir korsanları Osmanlı donanmasına katıldı, bazısına "Kapdan-ı Derya" unvanı verildi ve bunlar sayesinde Akdeniz, Türk gölü oldu.
Bu üstünlük, 1600'lü yılların ortalarına kadar devam etti... Okyanus şartlarına göre yapılmış İngiliz ve Hollanda kalyonlarının Akdeniz'de seyretmeye başlaması dengeyi değiştirdi ve üstünlük okyanusta sahili olan bu iki devlete geçti.
İşte, o devir Türk fikir hayatının ünlü isimlerinden biri, Kâtip Çelebi, o zamana kadar yazdığı cildler dolusu esere, bir yenisini ekledi: "Tuhfetu'l-Kibar fi Esfârü'l-Bihâr" yani "Devletin büyüklerine deniz savaşları hakkında bir armağan"...
Yıl 1656'ydı ve daha senelerce devam edecek olan Girid Savaşı başlayalı henüz on yıl olmuştu. Kâtip Çelebi, ilmî kitaplarının dışında, devletin geleceğine yönelik başka eserler de vermişti. Meselâ "Düsturu'l-âmâl"de devletin mâli durumunu anlatmış, yeni farkedilen çöküntüye karşı alınması gereken tedbirlerden söz etmiş, denizcilik kitabında da aynı yolda gitmiş ve zamanın levendlerine umut ve istek aşılamaya çalışmıştı...
Çelebi, kitabında, gemiler hakkında uzun uzadıya bilgiler veriyordu. Geçmişin büyük kaptanlarından söz ediyor, deniz zaferlerini anlatıyor ve deniz ve donanma işleriyle ilgili olarak "Korsanlara Öğütler" başlığı altında tam 40 "altın nasihat" sıralıyordu.
İşte, Kâtip Çelebi'nin bu öğütlerinden bazıları:
■ Boğaz'dan çıkıldıktan sonra, sabah namazını kılmadan bir işe girişilmemesi gerekir.
■ Kaptan eğer korsan değilse, deniz ve deniz savaşları konusunda korsanlarına danışmalı ve söylediklerini iyi dinlemelidir. Yalnız kendi bildiğini yapanların çoğu pişman olmuştur.
■ Gemilerdeki silâhlar eksik bulundurulmamalı, tam olmalarına çalışılmalıdır. Her işe vaktinde başlanmalı, gevşekliğe yer verilmemelidir.
■ Adalar arasında Rumeli ve Anadolu kıyılarında bir limana öğleden sonra girildiği takdirde oraya baskın yapıp gitmek yanlıştır. Rüzgâr çıkabilir, geceye kalınırsa perişan olunabilir veya enginde bir başka felâket çıkabilir.
■ Donanma giderken, baştarda kürekçileri kürekleri kartal kanadı şeklinde çekmeli, yani yap-yap çekip ayak-ayak gitmeli, ulak gemilerini taklid etmemelidirler.
■ Gemiler engine açılacağı zaman, fırtına ihtimaline karşı fener asılması gerektiği hatırlanmalı, bunun için önceden fener tedarik edilmelidir.
■ Gemilerin reisleri, deniz ilmini bilmeye önem vermelidirler. Pusula ve harita konularından haberdar olmalı, gaflet göstermemeli, bilenlere iltifat etmeli, bilmiyorlarsa heves gösterip öğrenmelidirler.
■ Denizde karşılaşılan düşman gemisi eğer kalyonsa, hemen muharebeye kalkışmamalıdır. Uzun bir mesafeden top atışlarıyla dümenleri ve direği kırıldıktan sonra saldırmak gerekir. Rüzgâr varsa, borda yelkeni ile ardına düşülüp limanlık bir yer aranmalıdır.
Osmanlı korsanlarının, bu nasihatlere uyup uymadıklarını bilmiyoruz. Ama Kâtip Çelebi'nin zamanından sonra, Osmanlı donanması için işlerin pek de iyi gitmediği muhakkak.
HATTIN ÜSTADLARI
Necmeddin Okyay (1883-1976)
DAHA ilkokulda yazıya merakı olan hattat, aklâm-ı sitte yazılarıyla birlikte nesta'lik yazıya büyük önem verdi. Önceleri okul hocası olan Tal'at Bey'den rik'a, divanî ve celî divanî yazdı. Daha sonra devrinin tanınmış hattatlarından Sami Efendi ile Bakkal Arif Efendilerden nesta'lik ve sülüs ile nesih yazılarını öğrenerek Sami Efendi'den 1905'te nesta'lik, Bakkal Arif Efendi'den 1906'da sülüs ve nesih
Necmeddin Efendi güzel sanatlara çok meraklı idi, okçuluk ve ebru sanatını da öğrenmişti. O zamana kadar pek denenmemiş olan çiçek motiflerini ebruya geçirdi, daha da ilerleyerek, hattı bile ebruya tatbik etti ve bu sanata bir başka anlam kazandırdı. Osmanlı ciltçilik sanatı üzerinde de çalıştı. Son devirde en iyi hat mürekkebinin yapılışını, merak edenlere o öğretti.
Büyük sanat aşkıyla geniş bahçesinde çeşitli renklerde, hatta siyah gül bile yetiştirdi. Hattatlıkta daha ziyade nestilik üzerinde durdu. Hattatı ve tarihi bilinmeyen bir yazının hangi yılda ve kimin tarafından yazıldığını anlayacak bilgiye sahipti. Yıllarca, Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler verdi.
İFTAR SOFRAMIZ
Baba tatlısı
MALZEME
■ Bira mayası
■ Süt
■ Un
■ Yumurta
■ Pudra şekeri
■ Tereyağı
■ Limon
■ Fıstık
■ Kaymak
BİRA mayası, ılık süt ve suyla yoğrulur. Elenmiş un ilâve edilir ve un çatlayıncaya kadar durdurulur. Elenmiş olan bir başka unun ortası açılır, yumurtalar ikişer ikişer kırılarak ezilir, 50 gram pudra şekeriyle süt ilâve edilir, yine karıştırılır ve tereyağı konur. Sonra hamur tahtaya vura vura yoğrulur, ılık bir yerde mayalanması için kabarıncaya kadar bekletilir ve orta hararette fırına yerleştirilir. Penbeleşince alınır ve üzerine şeker ve limondan sulandırılarak yapılmış ağda dökülür. Arzu edilirse fıstık rendeli kaymak da ilâve edilir.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER
Haber Ara
Yorum Yap