Alkış uğruna ağızdan çıktırıveren bazı cümleler, dinleyeni tarihin sayfalarını yeniden açmaya mecbur bırakıyor… Geçtiğimiz gün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Ekrem İmamoğlu’nu Fidel Castro’ya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ise dolaylı olarak Batista’ya benzetmesi, beni böylesi bir mecburiyete itti… Özgür Özel üstelik, Ekrem İmamoğlu’nun duruşma esnasında yargıca “Yargılanmaya gelmedim, yargılamaya geldim.” Sözüne binaen övgüyle; “Dünyada bundan daha güzel bir söz duymadım…” diye şeddeleyerek ve bu sözü; tarihin en büyük direnişlerinden biriymiş gibi sundu… Öyleyse; Önce tarihe bir bakalım. Çünkü tarih, slogan kaldırmaz. Tarih, alkışla değişmez. Ve tarih, siyasetçinin ihtiyacına göre yeniden yazılamaz… Erdoğan’a benzetilen Batista kimdi? Sandıktan çıkmış, seçilmiş bir siyasetçi miydi? Hayır… Silahlı darbeyle yönetime el koymuş bir askerdi… Seçimleri iptal eden… Muhalefeti susturan… ülkeyi silahlarının gölgesinde yöneten bir diktatördü… Peki O’na benzetilen Recep Tayyip Erdoğan nasıl iktidara geldi? Tankla mı? Topla mı? Darbeyle mi? Hayır… Defalarca sandığa giderek… Milletin oyuyla… Önce Başbakan, ardından Cumhurbaşkanı seçilerek… Bunlara itirazımız olabilir mi? Yine hayır… Sever ya da sevmezsiniz, kıyasıya eleştirebilirsiniz… Yargının işleyişini tartışılabilirsiniz… Bunların hepsi demokrasinin tabii sonucudur…. Ama sandıkla seçilmiş bir Cumhurbaşkanını, darbeyle ülkesini yöneten Batista’ya benzetmenin asla kabul edilir bir yanı yok… İşte tam o anda; insanın “durrrrrrrrr” diyesi geliyor… Çünkü siyasi hırsla tarihin gerçeklerinin ters düz edilmesi söz konusudur… Peki Fidel Castro; Özgür özel’in örnek göstermek istediği isim midir? Gerçekten ‘cukkk’ diye oturmuş mudur? Tabi ki, buna da hayır… Castro Batista’yı devirdikten sonra Küba’yı çoğulcu demokrasiye mi taşıdı? Muhalefeti serbest mi bıraktı? Basın özgürlüğünü mü büyüttü? Serbest seçimler mi yaptı? Yine hayır… Küba onlarca yıl tek parti yönetimiyle idare edildi. Muhalifler hapse atıldı. Basın susturuldu. yüz binlerce insan ülkesini terk etmek zorunda … Halbu ki! Fidel Castro’yu ve Batista’yı en iyi bilmesi gereken; Sosyalist Enternasyonal üyesi siyasi parti ve lideridir. Gel velakin, Özgür Özel alkış alacak bir cümle kurduğunu zannederken; tarihin yükünü hesap edemedi… Tarihi ve hatalı bir benzetmeye imza attı… Gözardı edilen bir gerçek var ki, Ekrem İmamoğlu hakkında açılmış herkesin malumu davalar… Bu davaların sonunda ne çıkacağını bugün hiç kimse kesin olarak bilemez. Hukukun temel ilkesi elbette sarihtir. Kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan hiç kimse suçlu ilan edilemez ama… Aynı şekilde… Hiç kimse de peşinen atılan sloganlarla kahramanı ilan edilemez… Mahkemelerin görevi slogan dinlemek değildir. Delil incelemektir… Hatalı veya hatasız teşbihler mahkemelere etki edemez… Üstelik ne konu tarih ne de mahkeme tarih mahkemesi değildir… İddialar orta da… “Teşbihte hata olmamalı…” Çünkü teşbihin de bir vicdanı vardır. Benzetmenin hedefe ulaşması ve bir etki oluşturması için, benzetilenle benzeyen arasında makul ve ortak bir zemin bulunmalıdır. Zira; Castro ile İmamoğlu arasında… Batista ile Erdoğan arasında… Tarihi şartlar bakımından da… Siyasi şartlar bakımından da… Hukuki şartlar bakımından da… Benzetmeyi taşıyacak ortak bir zemin yoktur. Bugün Türkiye’de iktidar da muhalefet de sandıkta yarışıyor… Belediyeler muhalefetin eline geçebiliyor. Cumhurbaşkanı seçimle belirleniyor. Partiler meydanlarda konuşabiliyor. Gazeteler her gün hükümeti eleştirebiliyor. Sosyal medya sabaha kadar iktidarı eleştiren paylaşımlarla doluyor. Bütün bunların yaşandığı bir ülkeye… Batista Küba’sı demek… Siyasi muhalefet yapmak değil… Tarihi zorlayarak kendini kandırmak demektir. Hülasa; Siyaset, alkışla yapılabilir. Ama tarih… Alkışla yazılamaz. Sloganlar kalabalıkları heyecanlandırabilir. Fakat hakikati değiştiremez. Çünkü gün gelir… Slogan unutulur. Konuşmalar unutulur. Mitingler unutulur. Ama tarih… Her zaman yerinde durur. Ve tarih, kendisine yapılan haksızlığı eninde sonunda mutlaka ortaya çıkarır.
Hakkı Balcı/TİMETÜRK