SSCB’nin tehditlerine karşı durma gücü olmayan Türkiye’nin sığındığı savunma şemsiyesi olarak NATO Türkiye’nin iç ve dış politikasında temel eksen olarak işlev gördü. Girmek için bedel ödediğimiz (Kore Savaşı) NATO ihtiyaç duyulduğunda hiçbir zaman yanımızda olmadığı gibi kontrolü elden kaybetme ihtimali doğduğunda bazen tehditler yoluyla bazen de yaptırdığı darbeler ile ülkeye rota belirledi.
Kıbrıs konusunda karşımızda yer alan NATO, bununla da yetinmeyerek Türkiye’ye ambargo uygulamaktan geri durmadı. Çekiç Güç üzerinden Türkiye’yi kuşatma ve parçalama politikasını hayata geçirmeye çalıştı. Körfez Savaşı’nda beklentilere cevap almak bir tarafa ciddi mali kayıplar yaşamamıza neden oldu. Irak’ı parçalayarak ve bölgeyi istikrarsızlaştırarak ülkeyi maddi ve manevi olarak oldukça yıprattı.
Üyesi olduğumuz NATO Türkiye’yi korumaktan öte İsrail’in ve ABD’nin çıkarlarını geçekleştirmek için mücadele etti. PKK’nın ve Suriye kolunun Türkiye’ye saldırılarının arkasında hep NATO’nun dost ülkeleri! vardı.
Suriye’de yaşanan onca olumsuzluk ve İsrail’in yayılmacı ve saldırgan politikalarının arkasında hep NATO desteğini gördük. Savaş simülasyonlarında bile Türkiye’yi düşman ülke olarak konumlandırmaktan kaçınmadılar. 15 Temmuz sürecinin baş aktörü ve hamisi yine NATO idi. Yetmemiş gibi ülkeyi karıştırmaya yönelik her girişimin arkasında NATO ülkeleri yer aldı. Müttefiki oldukları Türkiye’ye askeri ve ekonomik yaptırım yapmaktan hiç geri durmadılar.
Bütün bu gerçekleri ve daha fazlasını bir kenara koyarak ülkemizde yapılmış olan NATO Zirvesi’ni nasıl okuduğumu kısaca özetlemek istiyorum:
1) Bölgemizde ciddi çatışma ve savaşların olduğu, NATO’nun ne olacağı, Avrupa’nın savunmasının nasıl sağlanacağı tartışmalarının yaşandığı bir dönemde zirvenin Türkiye’de yapılmış olmasını önemli buluyorum. NATO üyesi ülkeler ile ABD arasında sorunların yaşandığı bir süreçte çözüm adresi olarak Türkiye’nin ortaya çıkması ülkemiz için artı bir değerdir. Herkesle konuşulabilen ve vazgeçilmez olarak ön plana çıkan bir ülke konumuna gelmiş bulunuyoruz.
2) Trump’ın zirveye katılması ve bunu sırf Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın daveti nedeniyle gerçekleştirdiğini defaatle dillendirmiş olması da değerlidir. Türkiye’nin ne kadar güçlü olduğuna dair vurguları uluslararası arenada da yer buldu. Tavırları, sıcak temaslar ve söylemler güçlü Türkiye vizyonunu ve Türkiye’siz bir Avrupa ve NATO güvenliğinin olamayacağını ortaya koydu. Fakat Türk basınında müstemleke kafasıyla Trump aşağı Trump yukarı habercilik yapılmasını da üzülerek takip ettiğimi belirtmek zorundayım. Müstemleke olmadığımızı yerli ve milli olduğunu sandığımız basının dahi kavramamış olduğunu görmekten fazlasıyla utandım.
3) Ankara’da alınan önlemler vatandaşların hayatını kısmet zorlaştırsa da çok sayıda memur için bir tatil fırsatı oldu. Belediyenin yıllardır yapmadığı altyapı yatırımlarının merkezi yönetim tarafından kısa süre içerisinde yapılabilmiş olması hükümete artı yazarken belediyelere eksi olarak yazdı.
4) Toplantı mekânı ve merasimler oldukça yerindeydi. Gerek kütüphanesi gerekse diğer donatıları ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin yapılmış olmasının ne kadar anlamlı olduğu bir kez daha görülmüş oldu. Liderlerin karşılanmasında Mehter Marşı’nın çalınmış olması, Türkiye’nin tarihi ile barıştığını ve aynı ruhu hala taşıdığını tüm dünyaya göstermesi bakımından değerli bir adım oldu.
5) Toplantılar için gelen konuklara ve basın mensuplarına Türk misafirperverliğinin en iyi şekilde gösterilmiş olması da kıymetliydi. Türk mutfağı iyi bir şekilde tanıtılmış oldu. Konuklara alkollü içecek ikramı yapılmamış olması da bir özgüven göstergesidir. Bütün dünyaya kendi kimliğimizle hitap etme yolunda iyi bir adım oldu.
6) Türk savunma sanayiinin geliştirmiş olduğu silahların sergilenmesi de Türkiye’nin heybetini ortaya koyması ve silah ticaretinde pastadan daha fazla pay alması için gerekliydi. Nitekim bu süreçte çok yüklü miktarda anlaşmalar imzalandı.
7) NATO liderlerine yerli üretim tabanca hediyesi de oldukça yerinde olmuştur. Batılı bazı liderlerin şok geçirircesine tavırları ikiyüzlülüklerinin görülmesi açısından anlam ifade etmektedir. Sanki çevre ve doğa ile ilgili bir toplantıya katılmışlar gibi söylem geliştirmelerinin bir anlamı yoktur. Söz konusu ülkelerin dünü ve bugünü katliamlarla doludur.
Türkiye NATO’da yer alarak fakat ona bel bağlamadan kendi politikalarını hayata geçirmek zorundadır. Ülkenin yöneticileri bu konularda yeterince deneyimlidir. Yüz akı ile gerçekleştirdiğimiz bir zirve sonrasında ülkeyi bu noktaya getirenleri tarih iyi bir şekilde anacaktır.
Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı/TİMETÜRK