$

Dolar

46,6685

Euro

53,4115

£

Sterlin

62,0413

Frank

57,7795

Gram Altın

6.012,3900

Bitcoin

2.727.303

$

Dolar

46,6685

Euro

53,4115

£

Sterlin

62,0413

Frank

57,7795

Gram Altın

6.012,3900

Bitcoin

2.727.303

Makale 01.07.2026 6 dk okuma

“Sosyal” belediyecilik

Paylaş:

Yerel halkla partilerin buluştuğu belediyeler; aslında “siyasilerin rant kapısı” olmakla anılmamalı, hizmet kapıları olduğu bilinmelidir. Bu kurumlar, hizmetlerin bazılarını yaparken; yaptıklarını somut bir şekilde “proje” – “yatırım” ve “çalışma” adlarıyla ispatlar, bazıları da herhangi bir ispata gerek duymaz direkt olarak gönüllere dokunur, işte bunun adına da “sosyal belediyecilik” denilir.

Belediye başkanları adaylık ve seçim sürecini bitirip kazandıktan sonra partililik dosyasını rafa kaldırır, yakalarındaki parti rozetlerini bir sonraki seçime kadar takmamak üzere sumen altı eder, etmek zorundadır. Seçim öncesinde taahhütte bulunduğu proje ve hizmet listesini önüne alır, bir program ve bütçe dahilinde kolları sıvayarak işe başlar veya başlamalıdır. İşte bir taraftan projelerle alın teri döken başkan ve kadrosu diğer bir taraftan da kendi sınırları içerisinde yaşayan halkın; manevi beklentilerine çare, dertlerine derman olmaya çalışır, çalışmalıdır.

Belediye başkanlarının tek gayesi; seçim öncesi verdikleri söz ve taahhütleri yerine getirmek, gönüllere dokunmak, hizmet belediyeciliğini yapmak, halka hizmetin hakka hizmet olduğunu bilmek ve bir sonraki seçimlerde kazanabilmenin alt yapısını hazırlamak olmalıdır. Bunları yapan bir başkanın kazanamama gibi bir endişesi olmaz, olmamalıdır yoksa koltuğa oturup kendisini seçen halkı unutan başkanların sonunu zaten görüyor ve hallerine üzülüyoruz (!).

Sosyal belediyecilik, toplumun; maddi – manevi sorun ve sıkıntılarına çözüm bulmak, hasta ve hastalıklarına şifa bulmada yardımcı olmak, dertlerine derman ve beklentilerine çare olmaktır. Bunu biraz daha açalım mı;

Parti görüşünü, inancını, bölge ve hemşehriciliğini bir tarafa bırakıp etrafınızdaki tüm insanların düğününe, cenazesine, sünnet merasimlerine, mevlitlerine, hastasına koşmak,

Sanat, spor ve kültürel alanlarda başarılı olanlara burs vermek ve eğilimlerine göre yüksek öğrenim yapmalarına destek olmak,

Hasta, yaşlı, düşkün, bakıma muhtaç olanlara evde sağlık – yemek ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak,

Uyuşturucu, bağımlılık ve tiryakiliklerle mücadele konularında ilgili kurumlarla birlikte gerekli koordinasyonun sağlanması ve gençlere bu konuda panel, sempozyum ve konferanslar vererek yardımcı olmak ve teşvik etmek,

İşsiz gençlere iş ve umut kapısı olmak, mesleği olmayanlara meslekî kurslar açarak oralarda yetişmelerini ve iş sahibi olmalarını sağlamak,

Evlenemeyen gençlere çeyiz, düğün yardımı yapmak ve belediyelerin sosyal tesislerinde nikah ve düğün merasimlerini bedava olarak temin ettirmek,

Çağdışı kalmış aralarında kan davası, husumet, kavga, kırgınlık – kızgınlık – küskünlük olanları bir araya getirtip barıştırmak ve bu sayede toplumsal huzuru kalıcı kılmak,

Gastro (yemek) festivalleri düzenlemek, il günleri – hemşehri buluşmaları ve piknik günleri ve “konserlerin efendisi” (bu tabir bana aittir) olmadan yöresel ve ulusal konserler organize etmek,

Dinî ve millî günlerle ilgili panel – sempozyum – konferanslar düzenlemek, yöreyle müsemma olmuş sanat – spor – siyaset ve din adamlarını buluşturmak / ziyaret etmek ve bunlarla ilgili anma programları tertip etmek,

Şehit, gazi, aile ve yakınlarıyla ilgili yardımlaşma – dayanışma kampanyaları yapmak ve anma programları düzenlemek,

Bölgede hizmet veren belediye ve diğer kurumlarla halkları buluşturmak, sorunlarını dinleyip çözüm önerileri getirmek,

vesaire, vesaire, vesaire…

Bunların bazıları belki de fazlasıyla yapılmıştır, yapılıyordur ama ya yeterli olmadığı veya unutulduğu için tekrarlamakta fayda gördüm.

Sosyal belediyecilikte bütçesi yeterli olmayan ya da kısıtlı imkânlarla hizmet vermeye çalışan belediyeler, yapmak isteyip de yapamadıkları karşısında çaresiz – yetersiz kalıyorlar. Bu duruma ilaç olabilmenin çok basit bir yolu var; Başta İstanbul olmak üzere birçok büyükşehir bu tarz eksiklik ve sıkıntılara birebir ilaç olarak gelir. Nasıl mı;

Belediyelerin çoğunda ya sanayi – endüstri bölgeleri ya da ismiyle müsemma olmuş fabrikalar, ticari işletmeler var. Belediyeler, kuracakları sosyal – sanat – spor – kültür ve eğitim içerikli vakıf ve derneklere bu işletmelerden yardım – burs adları altında paralar (bağış) talep edebilir. Aynı zamanda esnaf diye tabir ettiğimiz küçük işletmeler de bu “hayır yarışı” na dahil edilebilir. Yine sanatta, sporda ve kültürel konularda başarılı olan gençleri kendi alanlarıyla ilgili olarak kulüp – şirket gibi yerlere tavsiye edilir, transferleri sağlanır ve bunların bonservisleri üzerinden aynı dernek ve vakıflara diğer gençlerin yetiştirilmesi için altyapı hazırlanır, öncülük edilebilir.

Belediyeler; sosyal hizmetler anlamında yatırımcı değil organizatör olurlar, olmaları da gerekir. Kendi uhdelerinde kurulan dernek ve vakıfların haricinde devletin diğer kurumlarıyla koordineli bir şekilde çalışmalara da girerler ve her şey göz önünde yapılırsa bugün vakıf – dernekler üzerinden dillendirilen söylenti ve şaibeler de ortadan kalkar, rüşvet – yolsuzluk gibi suç ve iddialar da ait oldukları çöplüğe gömülürler.

Belediyelerin öncülüğü ve organizatörlüğünde spor müsabakaları, halk konserleri, yarışma ve kampanyalar düzenlenir, buralardan elde edilecek olan gelirlerle belediye kapılarından manevi anlamda beklenti içerisinde olanların tüm dertlerine derman olunur ve bunlar için de ek bütçeye ihtiyaç duyulmaz. Yardımlaşma – dayanışma – kaynaşma ve el uzatma konusunda takdire şayan birlikteliğin içerisinde olan aziz – asil milletimiz bu konuda da her zaman hassasiyet göstermiş, gösterir ve göstermeye de devam edecektir. Yeter ki yaptıklarının ulaşması gereken yerlere iletildiğini bilsin ve kafasında da “acaba” yla başlayan şüpheler olmasın, oluşmasın!...        

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

          

Etiketler: