29 Temmuz 2026 itibariyle siyaseti bırakıp Gelecek Partisi’nin de kepenklerini indiren Ahmet DAVUTOĞLU, bir “ültimatom” (!) yayınlayıp arkasına da bakmadan partiyi feshedip gitti. “Hastayum dedum, dedum, inanmadunuz. Şimdi ne oldi, eldum (öldüm)!” diyen Temel gibi bizler de demedik mi; “Gelecekte “Gelecek” Görmüyorum” diye!..
Defalarca yazdık, söyledik; “Parçalı siyaset, siyaset değildir”, parti çöplüğü – enkazına dönen ülke siyasetimizi, parti çokluğundan ve kalitesizliğinden temizleyin. Ne oldu şimdi; Bir daha parti daha öldü, ruhuna el Fatiha!...
Neredeyse her gün bir parti kapatılıp diğeri açılıyor ama hepsinin “yol” ve siyaset tutuş şekilleri aynı olduktan sonra kurulan parti tabelalarındaki isim ve logoların farklı olması ancak ve ancak “bölünme” ve günün sonunda da “kapatılma” ya yarar, zaten yaşanılan gerçek de bu değil midir? Ancak mütedeyyin kesimin şiar edindiği ve slogan haline getirdiği “birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır!” gerçeğini siyasi partiler için de olmazsa olmazlardan biri haline getiremezsek çok daha parti açma – kapatmalardan bahsedeceğiz.
“Belki çözüm olur!” niyetiyle tekliflerimizi sıralayalım;
1 – Sağ ve merkez sağ partiler tek parti altında toplanmalıdır.
“Sağ” ın siyasetteki hikayesi millî – manevi değerler üzerinden başlayıp hedef kitlesinde genellikle “Anadoluluk” ve bilhassa “köylülük” üzerinden yapılan politikalar oturtulmuş, CHP’den ayrılıp çok partili siyasetin başlangıcından (1946’dan) bu yana kurulan partilerin temeli de böylelikle atılmış oldu.
Geçmişte “şehirli” (işçi – memur – sanayici – esnaf vb. kitle) ve “köylü” (gıda, tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar) nüfus oranlarıyla birbirleri arasındaki fark bugünkü gibi tehlike çanlarını çaldırmıyordu. Köylü nüfusu (%60-70) fazla, şehirli nüfusu (%30 - 40) azdı. Haliyle üretilen politikaların hedefinde de “tarım üreticileri” yani köylüler oturtulmuş, tarım ürünlerine ve bunlarla ilgili kurulan işletme – fabrikalara doldurulan kadrolar ile şehirlerde çalışan işçi – memur maaşlarına yapılan zamlarla “oy avcılığı” na çıkılmış, iktidar olmanın yolu aranılmıştı. Bu tarz politikalardan medet umularak yapılan siyaset bir zaman sonra inandırıcılığını kaybetmiş, AP (Adalet Partisi) ve DP (Demokrat Partisi) yanlarına aldıkları koalisyon ortaklarıyla birlikte tarihin dehlizlerine gömülmüştü. Çünkü er ya da geç yanlış hesabın bir gün Bağdat’tan döneceği gün gibi aşikardı.
“Sağ” siyaseti elindeki “darbe” sopası - kozuyla hizaya çekmeye çalışan ordu (TSK); alışılagelmiş huylarından vazgeçmediği için hayat pahalılığı – enflasyon ve huzursuzluğu bahane ederek iç karışıklıkların çıkmasına sebep olmuş, sözüm ona “bir sağdan, bir soldan asarak” adaleti (!) tesis etmeye çalışmış ve bunun için de birçok partiyi “siyasî yasak” getirterek kapatmış, “boru da borazan da benim!” diyerek “sivil irade” ye ipotek koymaya çalışmış ama bunda da başarılı olamamıştı. İşte ikinci çok partili hayatın başlangıcı sayılan 1983 seçimleri bir taraftan “sağ” ın zaferi ve “tek başına iktidar olma” yla sonuçlanırken diğer bir taraftan da 1983 seçimleri öncesinin aksine sağ siyaset yeniden şekillenmeye ve hedef kitlesi değişmeye başlamıştı. Bu seçim aslında sadece “sağ” olmanın zaferi değil aynı zamanda da “birleştirici” bir ruhla ortaya çıkan “dört eğilim” in de bir zaferiydi. Neydi bu dört eğilim, hatırlayalım; “Muhafazakârlık (İslâmî sağ - MSP)”, “Liberalizm (liberal sağ - AP)”, “Milliyetçilik - MHP” ve “Sosyal Demokrasi (Demokratik Sol - CHP)”.
1983 seçimlerinden sonra “İyi” şeylerin yanında “kötü” şeyler de olmadı değil. Yeni bir soluk – nefes getirten bu seçimle birlikte hem köylü – şehirli nüfusun arasındaki makas açılmış (yukarıda verdiğimiz oranların tam tersi bir durum yaşanmış), gıda – tarım ve hayvancılık alanında yapılan üretimler düşmüş tekdüze bir şehir yaşantısının önü açılmış ve hem de liberal politikalar yüzünden serbest piyasa adı altında “tröst zenginler” türeyerek kişi başına düşen Gayri Safi Millî Hasıla (GSMH)’nın adaletsiz bir şekilde dağıtılmasına neden olunmuştu. Bu da beraberinde ciddi sorunlar getirmiş adına “orta direk” denilen ve enflasyon altında ezilen bir kesimle tanışmış olduk.
Rahmetli ÖZAL, kendi iktidarının yolunu açmış olsa bile 1980 ihtilaliyle Türk siyasetinin bağrına kor ateş gibi düşürülen ve dört eğilimi temsil edenlere konulan “siyasi yasaklar” ın 1987 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumuyla birlikte kaldırılması sonucunda siyasi liderlere af getirilerek başta ANAP (Anavatan Partisi) olmak üzere “sağ siyaset” in parçalanmasına sebep olunmuş ve bu referandumla birlikte Alparslan TÜRKEŞ, Bülent ECEVİT, Süleyman DEMİREL, Necmettin ERBAKAN ve diğer eski liderlerin siyasi yasakları kaldırılmış ve böylelikle “çoklu siyaset” in önü de yeniden açılmıştı.
1987 referandumundan sonra siyasi yasakları kaldırılan liderler sahaya çıkmış ve 1991 seçimleriyle birlikte dört eğilim farklı farklı kanatlar halinde hem ANAP ve hem de diğer partiler (DYP, SHP, RP, MHP) altında temsil edilmeye başlanmış ve bir müddet böyle devam etmişti. Neden biliyor musunuz; Türk siyasetinin başta “sağ” kısmı artık bu tarihten sonra dikiş tutmamaya başlamış, liderlerin ölümü, o ya da bu sebepten dolayı Meclis dışında kalan partiler ile RP ve kurduğu diğer partilerin kapatılması ve sonrasında devam eden diğer partilerin başına gelenler iyice parçalanmaya sebep olmuş, bazıları siyaset sahnesinden tamamen silinmeye yüz tutmuş ve bazıları da parti genel merkezlerini “kanarya sevenler derneği lokali” gibi kullanmaya başlamış ve bu süreç 14 Ağustos 2001 yılında kurulan ve önümüzdeki günlerde 25. Kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan AK Parti’ye kadar devam etmişti.
Millî Görüş siyasetinin devamı olarak gözükse de 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AK (Adalet ve Kalkınma) Parti girdiği 03 Kasım 2002 seçimlerinde aynı ANAP gibi dört eğilimle yola çıkmış ve büyük bir başarı elde ederek muktedirliğini bugüne kadar sürdürmüştür. Sağ siyasetin yolundan gidip de kaderini paylaşmamak olur mu; AK Parti içerisinden de değişik tarihlerde farklı partiler çıkmış, bu partiler aldıkları ya da alamadıkları oylarla “parçalatmak” tan öte bir şey yapamamışlardır. İşte yazımıza Gelecek Partisi’nin kapatılma haberiyle başlama nedenimiz de buydu.
Şimdi gelgelelim ne yapılacağı konusuna;
ANAP, DYP, DP, AP gibi dört eğilimin içinden öyle ya da böyle bir şekilde günümüze kadar gelen sağ partiler, bunlar gibi oyları %1’in altında veya %3 – 5 bandında olanlar ile AK Parti’den ayrılıp kurulan ama kapatılan Gelecek Partisi’nin tabanı ve DEVA (Demokrasi ve Atılım) Partisi şartsız şurtsuz ve hızlı bir biçimde AK Parti veya kurulacak başka bir çatı partisi altında derhal toplanmalı ve parçalı sağ siyasete son verilmelidir. Böylelikle 2018’de tanıştığımız Başkanlık Sistemi’nin de bir sonucu olarak ortaya çıkan “ittifak” yapılanması ve bunlarla ilgili ortaya konulan – konulacak olan söylenti ve şaibeler de ortadan kalkmış ve parti mezarlığına yeni partiler gönderilmemiş olur.
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK