$

Dolar

47,4234

Euro

54,5127

£

Sterlin

63,5464

Frank

58,2862

Gram Altın

6.219,5100

Bitcoin

3.034.234

$

Dolar

47,4234

Euro

54,5127

£

Sterlin

63,5464

Frank

58,2862

Gram Altın

6.219,5100

Bitcoin

3.034.234

Makale 30.07.2026 7 dk okuma

“Seçim vaatleri ve ekonomisi” üzerine

Paylaş:

Siyaset; Dava ve ideolojilerin partiler vasıtasıyla tatbik edildiği, vaatlerin icraata dökülebilmesi için hitabet ve ikna yoluyla oy ve destek istenildiği, “seçilmişlik” statüsü ve “dokunulmazlık” vasfının kazanıldığı, plan – proje ve yatırımların hayata geçirildiği, devlet – millet ve vatan yararına radikal kararların alındığı en önemli mecralardan biridir. Siyasî alanda vaat – taahhüt ve yaptıklarınız, sizin; önünüzdeki ilk seçimlerde kazanmanızı, muhalefetteyseniz iktidara taşınmanızı ve iktidarda iseniz de  birkaç dönem daha orada kalmanızı sağlar, sağlayacaktır.

Ülke siyasetimiz; “tek partili hayat” ta zulüm altında, 1946 yılındaki “çok partili hayat” a geçiş başlangıcından itibaren köhnemiş zihniyet ve vesayet odaklarıyla, 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra askerlerin gölgesinde girilen 06 Kasım 1983 seçimleriyle birlikte “sivil irade” nin yansıtılmaya çalışıldığı “sağ” (kimilerine göre de “dindar”) ANAP iktidarıyla, 1990’lı yılların başından 03 Kasım 2002 seçimlerine kadar geçen süreç içerisinde “parçalı bulut” u andıran ve koalisyonla yönetilen bir seçmen iradesiyle tanışmıştı.

1983 öncesi ve 1990 sonrası dönemin iktidar (koalisyon) ortakları yer yer antidemokratik ayarlarla hizaya getirilmeye / dizayn edilmeye çalışılmıştı. O dönemlerde yapılan zulüm ve uygulamaları unutmadığımız gibi bunlar halen daha hafızalarımızdaki tazelik ve diriliğini de korumaktadır. O zamanın siyasi partileri koalisyon ortakları olmadan önce miting meydanlarında yüksek perdeden vaatlerde bulunuyor ve bunların birçoğunu da yerine getirmiyorlardı. Bunun içindir ki halkın inanmadığı ya da karşılık bulmadığı boş vaatlerden dolayı iktidarlar uzun soluklu olamamış, partilerin halk ve seçmen nezdinde bir karşılıkları kalmamış ve ÖZAL, YILMAZ, DEMİREL, ERBAKAN, ECEVİT gibi liderlerin ölmesiyle birlikte de dönemin partileri ya parçalanmış veyahut esameleri okunmadan unutulmaya yüz tutmuş ve bunlar rüzgâr önünde savrulan bir yaprak gibi siyasi hayatımızdan da süpürülüp gitmişti.

1990’’lı yıllardan sonraki seçimleri hatırlayanlar çok iyi bilirler;

ANAP, DYP, SHP, CHP, DSP, MHP ve RP gibi dönemin siyasi partilerinin seçimler öncesi miting meydanlarında havada uçuşturdukları vaatleri unutmadık;

 İki anahtar (ev, araba) verenini mi ararsınız (iktidar olamayıp koalisyonun bir parçası haline gelen DYP ve başındaki Tansu ÇİLLER sonraki günlerde “tek başımıza iktidar olamadık, koalisyon ortaklık anlaşmamızda bu yok!” demişti),  

Çay – fındık – pamuk – zeytin – buğday gibi stratejik ürünlere fahiş zam oranlarını vermeyi taahhüt edenini mi ve bunlarla ilgili ÇAYKUR – FİSKOBİRLİK – TARİŞ – MARMARABİRLİK - ÇUKOBİRLİK gibi kamu / yarı kamu kuruluşları tıka basa kendi partilileriyle doldurup kadro şişkinliklerinden sonra zarar ettirenleri ve hatta “ÖZELLEŞTİRME” adı altında yok pahasına sattıranları mı,

“Enflasyonu düşüreceği” ni  açıklayıp iktidara geldiklerinde geçmiş dönem krizlerine rahmet okutturan yüksek enflasyonlara milleti mahkûm edenleri mi, gecelik – günlük repo faizleriyle % 300 – 500 faiz oranlarıyla esnafa kan ağlatanları – intihara sürüklenenleri mi (Başbakan ECEVİT’e başbakanlık binasının önünde yazar kasa fırlatan esnafın görüntüleri halen daha gözümüzün önünde dünkü canlılığını koruyor),   

Vergi ve SGK prim borçlarının silineceği ve genel af çıkartılacağını mı,

Teröristbaşı APO’nun asılacağını ve terörü bitireceğini iddialı sözlerle vaat edenini mi (MHP lideri BAHÇELİ, seçim meydanlarında APO’yu idam edeceklerini (!) bas bas bağırırken sonrasında kurulan ANAP – DSP – MHP (ANASOL – M) koalisyonun ortağı olduktan sonra bu vaadini unutmuş, 2007 genel seçimlerinde 30 Haziran 2007 tarihinde Erzurum’da düzenledikleri miting sırasında seçim otobüsünden “Asacak ipin mi yok?” diyerek ERDOĞAN’a ip atmıştı. Aynı BAHÇELİ, şimdi “çözüm” – “açılım” sürecinin bir parçası olmuş ve APO’ya “Sayın” diyecek ve Meclis’te konuşmasını isteyecek kadar “barış” (!) yanlısı olmuş, laf cambazı merhum DEMİREL’in deyimiyle “Dün dündür, bugün bugündür!” sözünün en canlı örneğini sergilemiştir),

03 Kasım 2002 seçimlerinden önce kurulan koalisyon hükümetlerinde sadece merhum ERBAKAN’ın başbakanlığı – kaldı ki bu görev süresi 28 Şubatçıların zulmü ve baskısından dolayı ancak 1 yıl 2 gün sürmüştü - sırasında yaptıkları çay – fındık – pamuk – zeytin gibi stratejik gıda ve tarım ürünleri ile hayvancılık ürünlerine hak edilen zamların verilmesi”, “havuz sistemi” ve “denk bütçe”, işçi ve memurlara verilen hakkaniyetli zamlar gibi cebe ve gönüllere dokunan hizmetlerden dolayı hayırla yad edilmiş, milletimiz ERBAKAN  Hoca’nın değerini ancak ölünce anlamıştı. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra nalını….

Hem tek başına ve hem de uzun süreli olarak 03 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana iktidar ve neredeyse “çeyrek asırlık iktidar” olacak olan AK Parti de seçim vaatlerinin birçoğunu yerine getirmiş ancak seçimler öncesi yapılması gerekenler son birkaç seçimdir “seçimlere yakın” yapılınca bunların milletimizde bir karşılığı olmamış, inandırıcı bulunmamış, “bunlar boş seçim vaatlerinden başka bir şey değildir!” denilmiş ve böylelikle AK Parti’nin oyları da günden güne / seçimden seçime erimeye başlamıştır. AK Parti iktidarı;

  EYT’nin geç ve eksikli çıkartılması, ekonomiye canlılık kazandırmak amacıyla hazırlanan ama hiçbir işe yaramayan “uzun vadeli program (UVP)” ların iş dünyasında bir karşılık bulmaması, yüksek faiz oranlarının düşürülememesi, asgari ücrete ve emeklilere verilmeyen zamlar, geçim sıkıntısının had safhada olması, SGK prim ve vergi borçlarıyla ilgili “yapılandırma” dan başka bir şeyin yapılmaması ve yapılanın da yüksek faiz oranlarıyla yapılması, devlete karşı işlenilen cezalar dahil olmak üzere toplum vicdanını yaralamayan cezaların affa uğratılmaması, sicil afların çıkartılmaması, “KPSS sınavıyla alınıyor!” denmesine rağmen ortaya konulan birçok haksızlık ve birçok meslek de olmaması gereken mülakat hazretlerinin sürüncemede bırakılması, APO’ya karşı gösterilen hassasiyetin milletin – bilhassa şehit ve gazi yakınlarının - vicdanını kanatması, gıda – tarım ve hayvancılık ürünlerine verilmeyen zamlar ve verilenlerin de bir karşılık bulmaması (üreticilerin “toprak ana” ya küstürülmesi), üretilen ve üretilebilecek olan tarım ve sanayi ürünlerinin halen daha ithal ediliyor olması, iflas eden – kapatan ve gelecek endişesi taşıyan köklü firma ve şirketlerin yaşadıkları malî durumlara seyirci kalınması, vesaire, vesaire, vesaire…

Millet, devlet ve vatan geleceğimizi tehdit edecek ve tehlikelere düşürecek tüm vaatlerden uzak durmamız lazım. Ancak birileri gününü gün ederek yaşarken, “seçim ekonomisi uygulamayacağız!” diyerek insanlarımızı küstürmememiz ve rahat – huzurlu – mutlu ve umutlu yarınları yaşatmamız gerekmez mi, aksini bile düşünmek istemiyorum!...

 Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

  

Etiketler: