$

Dolar

47,3462

Euro

53,9014

£

Sterlin

62,9983

Frank

57,7957

Gram Altın

6.206,0500

Bitcoin

3.071.834

$

Dolar

47,3462

Euro

53,9014

£

Sterlin

62,9983

Frank

57,7957

Gram Altın

6.206,0500

Bitcoin

3.071.834

Makale 28.07.2026 6 dk okuma

Devrin değil davanın adamı olun

Paylaş:

“Siyasi konjonktür böyle istiyor!” diye yalpa yalpa yalpalayanlar topal ördeğe rahmet okutacak hâle geldiler. Bazı kelimeler, onları yapıştıracağınız insanlara az bile gelse ve bu yüzden kelimelere de haksızlık yapılmış olsa da artık siyasi yavşaklık (döneklik) kurumsallaştı, “arkadan hançerleme” kelimesi hafif kaldı ve “bakacağın yüze utanacağın söz söyleme!” atasözü bile yetersiz kalmaya başladı. Merhum Mehmet Âkif böyleleri için “Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne!” demekte ve ne yazık ki milyon kere haklı çıkmaktadır.

İnsanoğlu yaşadığı sürece amaçladığı tek hedef “manevi anlamda rahatlık – huzur” olmalıdır ama maddiyatı “tek geçerli akçe” olarak kabul eder ve buna göre bir hayat yaşamaya – tercih etmeye devam ederse, günün sonunda o et yığınına dönmüş yaşayan bir ceset haline gelir. “Ceset nasıl yaşar?”, “ölüler konuşur mu?” sorularına cevap bulabilir misiniz? Bunun cevabını beden – ruh ilişkisi üzerinden de verebilirsiniz. Bedene girmiş ruh, beyne girmiş ideoloji ve dava gibidir. Bu yüzden davası – ideolojisi olmayan bir beden; tabirimiz caizse ortalıkta ruh ruh dolaşır. İnsanı, hayvanlardan ayıran en belirgin özellik de işte bu “ruh” tur. “İnsan maneviyatının ruhu da ideoloji, davadır!” diyelim ve devam edelim;

Yaş ve yaşamışlık itibariyle, bizler; bazen klasik, bazen demode ve bazen de nostaljik insanlar olarak görülüyoruz. Zamane gençliğinin yaşadığı ve yetiştiği ortam – imkânların birçoğunu zamanında bizler elde edemediğimiz, ulaşamadığımız ve yaşayamadığımız için sürekli olarak yeni kuşak tarafından “bizleri anlamıyor ya da anlamak istemiyorsunuz?” sorusuyla karşılaşıyor ve hatta bir adım ötesinde acımasız bir şekilde eleştiriliyoruz. Halbuki “ortam, zaman, şart ve imkânlar aynı olsaydı herkes birbirini anlardı!” demek de düpedüz düz mantık olurdu. Aslında sahip olunmak istenilen maddi – manevi her şeye emeksiz ve zahmetsiz bir şekilde ulaşıldığı – edinildiği için günü sonunda ortaya konulan tecrübe “emeksiz yemek olmaz!” gerçeğini yaşatmaktan ileri gitmiyor, gidemiyor.

Çocukluk ve gençlik zamanımızda manevi eğitimimiz öncelikle “din” le başlar ve süreç ilerleyip sonrasında da “dava” yla devam ederdi. Davanın önünde olmayan din eğitiminizi ve dolaylı olarak da maneviyatınızı şekillendirmezseniz, davanız; ideolojilerin kurbanı olur, dinsiz bir hayat yaşar, herhangi bir “izm” – rahmetli Cemil MERİÇ’in de deyimiyle – “deli gömleği” olarak üzerinize yapışır ve günün sonunda bir “ist” olarak piyasada dolaşıp durursunuz. İşte; bizi diğerlerinden, davayla ideolojileri birbirinden ayıran da hiçbir “ist” in ferdi veya kurbanı olmamamızdır.

İdeoloji uğruna koşan ve başta “din” olmak üzere birçok maneviyattan yoksun bir şekilde yaşayan “ist” lerin hayatları boyunca odaklandıkları tek hedef; “dünyalık” tan öteye gidememeleri ve yukarıda da bahsettiğimiz gibi maneviyat ve vefa duygularının eksik ya da hiç olmamasıdır. İdeoloji sahibi “ist” lerde bunlar oluyor da dava sahibi neferlerde olmuyor mu zannediyorsunuz, el cevap; dik âlâsı oluyor!...   

Okuduğumuz gazete – dergi – kitap ve manevi dünyamızı şekillendiren dava insanlarının panel – sohbet – konferans – sempozyum – miting – yürüyüş gibi toplu etkinliklerdeki önderlerin seve seve peşlerinden koşuyor ve dava anlamında bir şeyler koparmaya çalışıyorduk. O dönemlerde bilgiye ve dava dünyamızdaki erbaplara ulaşmak – bugün ki gibi “bir tık” la değil - o kadar çok zordu ki günün sonunda elde ettiklerimiz susuzluğumuzu ve açlığımızı giderirdi. Bu yüzden harcanılan emek sonunda yapılan her türlü yemeğin tadı oluyordu. Çünkü bilgiyi “değerli bir hazine” olarak kabul ettiğimiz için alın teri döküyor ve emek sarf ediyorduk, böyle bir şey “değersiz” olur muydu? Alınan eğitim ve öğretimlerle birlikte temelimiz de çok sağlam atılmış, yapı da o sağlam temeller üzerine inşa edilmişti.

Devir ve imkânlar değiştikçe manevi dünyamızda da bir haller olmaya başladı. Emeksiz, ilgisiz, bilgisiz ve zahmetsiz elde edilen her şey çabuk kaybedildiği için dava geri plana atılıp devir de öne alındı. Her devrin adamı olan herkesin de adamı olur, davanın neferi olmayan – olamayanlar yalpa yaptıkça günün sonunda onu bekleyen tek şey; gülistanlık değil, bataklık olur. “Yolların kralı değil kuralı olur!” diye bir söz vardır, biz de; Sinek olup bataklığa düşmemek adına davanın adamı olmalı devrin adamı olunmamalıdır, diyoruz.            

Her şeye kolay ulaşıldığı doyumsuz bir zamanda yaşadığımız için o yüzden hiçbir şeyin kadir kıymeti bilinmiyor ve bunları da çok çabuk bir şekilde harcıyoruz. Dava, ideoloji, maneviyat, vefa ve bunlar gibi birçok “değer” de çok çabuk harcanıyor, israf ediliyor. Bunların çok yoğun bir şekilde yaşanıldığı alanlardan biri de “siyaset” ve bunun kurumsal yapısı olan “partiler” olduğu için son zamanlarda bu alanlarda büyük bir vefasızlık, adam – lider satma olaylarını görüyor ve duyuyor, bunlar nereye varacak çok da merak ediyoruz.

Parti sayılarının her geçen gün daha fazla artmasının sebebi; bu devleti – vatanı çok sevmekten, demokrasiye bu kadar çok âşık olmaktan değil aslında davayı – hayra doğru olması gereken gidişatı çoktan kaybetmekten kaynaklandı, kaynaklanmaya da devam ediyor.

Yılan gibi omurgasız ve kıvrıla kıvrıla bir hayatı yaşamaktansa bırakın davanız, parti olarak muhalefette kalmaya devam etsin. En azından itibarınız yaşar ve maneviyatınız da yok olmamış olur!...            

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

   

 

Etiketler: