$

Dolar

47,3794

Euro

53,9466

£

Sterlin

63,2658

Frank

57,9281

Gram Altın

6.168,0600

Bitcoin

3.045.969

$

Dolar

47,3794

Euro

53,9466

£

Sterlin

63,2658

Frank

57,9281

Gram Altın

6.168,0600

Bitcoin

3.045.969

Makale 26.07.2026 6 dk okuma

“İYİ” demekle iyi, “YENİ” demekle yeni olunmaz!

Paylaş:

Ebeveynlerin çocukları üzerindeki hak ve sorumluluklarından bir tanesi de “çocuklara kitabî isimlerin verilmesi” dir. Ha diyeceksiniz ki ismini Muhammet verdiğiniz bar – pavyonlardan, Cenk verdiğiniz de cami – cemaat ve tarikatlardan ayrılmıyorsa buna ne diyeceksiniz!... El cevap; bazen kitabî isimler vermek de yeterli olmuyor, demek ki kitabî isimlerin verilmesinin haricinde yetiştirmek de çok önemlidir.

Antropolojik, sosyolojik, psikolojik olarak incelenen insanoğlunu artık tanımaya – tanıtmaya ve tanımlandırmaya ne bilim ve ne de ilimler yetiyor. Şairin “kelimeler bile kifayetsiz kalıyor” dediği cinsten artık bizler de bir şey diyemiyor, eksikliğimizi (!) kabul edip boynumuzu büküyoruz.

Karakter – duruş – edep ve ahlâk üzerinde o kadar çok mücadele ettik, eğitimle birlikte birçok şeyin yetersiz kaldığını ve bir an önce bunların düzeltilmesinin gerekliliğini dile getirdik, bir şeyleri düzeltmeye çalıştıkça başka şeylerin de bozulduğunu - elimizde kaldığını ve deprem – sel – yangın - salgın hastalık gibi yaşanılan insanı ve toplumu hizaya çekecek daha ne tarz musibetleri yaşamamız ve nelerden ders çıkartmamızın gerektiğini söyledik, söyledik, söyledik!...

Mevki, makam, idare, yönetim, ideoloji, sanat – spor – siyaset – camia – cemaat - tarikat gibi gözlerimizin önünde olan her alandan pis kokular geldi - geliyor, kirlendi – kirletildi.

Toplumumuz Ad, Semud, Lut kavimlerine rahmet okutacak derecede yozlaştı, edepsizleşti, ahlâktan bihaber yaşayan gençlik türedi, geleceğimiz “kaygılanmak” tan öteye götürülmeyip laf salatalığından başka bir şey yapılmadı, at izi it izine karıştı.

Adına “Toplumsal barış” dedikleri her şey yerini savaşa bıraktı, hoşgörü, komşuluk ilişkileri rafa kaldırıldı, selamlaşma – hat / hatır sorma geçmişe gömüldü.  

Ahlâkî – ticarî – siyasî – idarî tüm alanlarda kurtarıcı – çözüm olarak gösterilen siyasi partilerin sayıları arttıkça kaliteleri daha da düştü.

Bir taraftan cemaat ve tarikat gibi etkili – baskın grupların elinden kurtarılmaya çalışılan devlet, diğer bir taraftan da liyakatsiz insanların elinde kaldı ve devlet kurumlarındaki her bir “görevli” kendini devlet sandı. Devlet ve kurumlarının bunlardan temizlenebilmesi için canhıraş bir şekilde çalışıldığını görsek de toplum içerisindeki kirlenme – yozlaşmanın ulaştığı boyut bizleri derinden üzmekte ve kara kara düşündürmektedir.  

“Din” adına “bizden” diye gözüken cemaat ve tarikatların bizden olmadığı ve başkalarının değirmenlerine su taşıdığının ortaya çıkması ve manevi dünyamızı şekillendirmesi gereken bu grupların en büyük ticarî oluşumlar olarak hayatımızı esaret altına almasından ne zaman ders çıkartacağız. Müslüman oldukları halde sırf cemaat – tarikat ayrışmalarından dolayı kimse kimseye selam vermiyor, “bizden değil!” deyip herkes kendine yeni bir din icat ediyor, dindar neslin yerini züppe bir nesil aldı ya da alıyor, Kur’an – ı Kerim “dinimizin kutsal kitabı” olmaktan çıkartılıp hayatımıza tatbik edilmedi – edilmiyor ve Allah’ı Allah’la kandıranlar çoğaldı.

Herkesin elinde adına “cep telefonu” denilen iletişim aracından ziyade bir “kıyamet alameti” var ve 7’den 77’ye herkes bunun esiri olmuş. İnternet, sanal – sosyal medyadan kopuk yaşamak neredeyse imkânsız hâle geldi. Teknoloji karşısındaki esaret ve manevi çöküş farklı bir hâl aldı. Nereden gelip nereye doğru gittiğimiz unutuldu, iki dünyamız berbat edildi.

“Evleniniz, çoğalınız. Ben ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim!” diyen Peygamberimizin yolundan ayrılıp bekarlık – nikahsız yaşam / komün hayatı özendirildi. Evlilik rafa kaldırılıp boşanmalar arttı, çocuk sahibi olmak maliyet – yük ve külfet olarak görülmeye başlandı. Yüksek maliyetlerle yapılan evlilik ve düğünler; kısa bir müddet sonra aşırı borç yükü, boşanma, intihar ve cinayetlerle sonuçlandı, sonuçlanmaya da devam ediyor.

“İstanbul Sözleşmesi” yle birlikte pozitif ayrımcılığın zirvesi yaşatıldı, kadın “tabu” laştırıldı. “Kadın beyanı esastır” denilen çirkefliğin arkasına saklanılarak kadın – erkek birbirine düşman edildi, kadın cinayetleri arttı, bir türlü çözülemeyen “süresiz nafaka yasası” bir sonraki bahara pardon bir sonraki seçime bırakıldı. “Eşit miras hakkı” ndan dolayı Anadolu’nun birçok yerinde kardeşler birbirlerine düşürüldü – düşman edildi, İslam fıkhı rafa kaldırıldı. Eş – dost - akrabalık ilişkileri ve “kan bağı” yla birbirlerine bağlı olması gerekenler, yanlış kanun ve içtihatlarla birbirlerine küstürüldü.

İmam hatip okulları, ilahiyat fakülteleri, Kuran kursları, camiler, vakıf – dernek – cemaat ve tarikatlar – hocalar – dinî eğitim / öğretim konusunda her türlü imkân arttıkça deist – ateist sayılarının düşmesi ve manevi dünyamızın huzura kavuşması gerekiyordu. Tam tersi bir durum oldu ve kirlenme – yozlaşma daha çok arttı. “Dindar bir nesil yetiştireceğiz!” derken dinsiz bir nesil, edep ve ahlâktan yoksun bir toplum peydahlandı.

“Faiz günahtır, haramdır!” dendikçe faizi “tek geçim – geçinme kaynağı” olarak gören, bankaların kapılarından ayrılmayan bir toplum türedi. Dünyadaki en yüksek faizin işletildiği, sözüm ona Müslüman bir ülke olduk. Hıristiyan, Yahudi ve Budist diye aşağıladığımız devletlerden daha çok faiz alıyor, veriyor, yiyor ve şairin de “Helal, haram ver Allah’ım! Fakir kulun yer Allah’ım!” diye diye haramlarımız helalleri geçti ve haramlar da artık helal (!) olmaya başladı. Kursaklara haram lokma girince “niye bu kadar bozulduk?” sorusuna ahmakça bir şekilde cevap aramaya başladık ve bunları da “bizden olanlar” yaptı, yapmaya da devam ediyor.

Toparlamaya çalışalım;

Merhum Mehmet Âkif’in “Eski, eski olduğu için değil kötü olduğu için atılır. Yeni, yeni olduğu için değil iyi olduğu için alınır.” sözüne istinaden bizler de diyoruz ki;

“İyi” demekle iyi, “yeni” demekle yeni olunmaz!...       

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Etiketler: