20’inci yüzyılın sonlarında Sırplar soykırımcı bir topluluk olarak tanındılar. Birçok vahşet irtikap ettiler. Bosna’da çok mezalim işlediler. Tarihe vahşiler ve barbarlar olarak geçtiler. 21’inci yüzyılda ise bu unvanı onlardan Yahudiler ya da İsrail halkı devraldı, kaptı! Ortadoğu’da Sırplara benzeyen iki milletten söz edilebilir. Bunlardan birisi Nuseyrilerdir. Sırp-Nuseyri karşılaştırmasını yapanlardan birisi de Burhan Köroğlu olmuştur. Şam’ın kurtarılmasından sonra Türkiye’yi Şam’da temsil eden kadro içindedir. Sırpları andıran ikinci topluluk ise Yahudilerdir. Hem Şam yönetiminin hem de İsrail’in Belgrad rejimi ve Sırplarla sıkı fıkı ilişkileri olmuştur. Zira karakterleri benzerdir. Mıknatıs gibi birbirlerini çekerler. Müslümanlara ve İslami kesimlerle düşmanlıkta sınır tanımıyorlar. Hafız Esat, Gazi Kenan’a ‘ülke yönetiminde Sünnilere yer vermeyin’ diye tembihte bulunmuştur. Baba Esat’ın Yunanistan, Fransa ve Belgrad’la istisnai ilişkileri vardı. Şimdi de İslam dünyasında nerede ayrılıkçı hareketler varsa orada İsrail’in parmağı vardır. Şam’da Hikmet Hecri’nin başı çektiği Dürziler bunlar arasındadır. Keza PYD unsurları ve Suriyeli Kürtlerle en fazla içli dışlı olan ülkelerin başında İsrail gelmektedir. Yine ayrılıkçı Somaliland diyarıyla İsrail diplomatik bağlantı kurmuştur.
İsrail’ın Boşnakların hesabına Sırplarla senli benli ilişkileri bulunmaktadır. En son Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp üyesi Cvijanovic İsrail’i ziyaret ederek burada Netanyahu ile aynı kareye girmiştir. Bu buluşmadan önce bir konuşmasında ‘dünya giderek daha adaletsiz bir yere dönüşüyor’ demiştir. Belli ki bu konuşmayı aynaya baktıktan sonra yapmış olmalı. Bayan Zeljka Cvijanovic’in ilginç bir fiziki görünümü var. Sanki yüzündeki kan çekilmiş gibi. Adeta mutant gibi duruyor. İslam kültüründe bu duruma mesh, mutant, insana da memsuh denilmektedir. Kur’an bazı dönemlerde Yahudilerin fiziki görünümlerini kaybettiklerini ve insan görüntüsünden çıktıklarını haber verir. Başkalaştıklarını, maymun ve domuza benzediklerini ifade etmektedir. Bunun tam tersine müminleri ‘simahum fi vucuhihi min eseri’s sucud’ diye selamlar, tanımlar. Secdelerinin izlerinin yüzlerine yansıdığını, vurduğunu beyan etmektedir. Secdenin etkisinin yüzlerine aksettiğini ifade etmektedir. Sırp başkanlık konseyi üyesi bembeyaz bir kadın olmasına rağmen beyazlığında nurdan bir eser yok ve ona ürkütücü bir şekil ve akis veriyor. Yaptıklarının izi adeta yüzlerine yansımış bulunuyor. Yine bazı ayetlerde Müslümanların nuraniliğine atıfta bulunulmaktadır. ‘Nuruhum yes’a beyne eydihim’ bu ayetlerden birisidir. Yani nurları önlerinden gitmekte ve arkalarına ışık tutmakta ve yansıtmaktadır. Nurları çığır gibi izlek gibi peşlerinden gitmektedir.
Bazı Sırplar veya Yahudilerin ise Suratlarına yansıyan değişim zamanla mutant bir hale dönüşebilir. İnsanlıktan çıktıkça başka yaratıklara benzemektedirler. İnsan insanlığından uzaklaşarak bir nevi yaratık derekesine düşmektedir. Kendisine önce metafiziki boyutta yabancılaşmakta sonra da fiziği metafiziğine paralel hale gelmektedir. Mesh veya mutant zaten iki şekilde anlaşılmaktadır. Manevi dönüşüm ve fiziki dönüşüm. Yaşadıkları sonuçta insanın yüzüne yansımaktadır. Sadece Sırp lider değil aynı zamanda ağırlayıcısı Netanyahu da mutasyona uğramış tiplerden birisidir. Mutantlaşma eğilimini yansıtmaktadır.. Aksine bazı İsrailli yetkililer Filistinliler için benzeri iddialarda bulunmuşlardır. Sözgelimi eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 9 Ekim 2023 tarihinde yaptığı bir açıklamada Filistinlileri hedef alarak "insansı hayvanlarla savaşıyoruz" ifadelerini kullanmıştır.
Mutantlaşma beyaz perdeye de aktarılmıştır. Guillermo del Toro’nun yönettiği 2025 yapımı Frankenstein, Mary Shelley'nin klasik gotik romanına sadık kalarak, kibirli bilim insanı Victor Frankenstein'ın ölü bedenlerden hayat yaratma deneylerini ve bunun sonucunda ortaya çıkan trajik varlığın insanlığın acımasızlığıyla yüzleşmesini konu alır. Gerçek dünyada da ruhları ölmüş bedenler Frankenstein’ı temsil etmektedir.
Zulüm insanın kendisine yabancılaşmasıdır, cinnetini ve ahmaklığını artırır. İnsanlığı ayakta tutan adalet ve merhamettir.
Mustafa Özcan/TİMETÜRK