Devrimin ilk yıllarında İran'da kapalılık veya tesettür zorunlu hale getirilmişti. Bu hususta zaman zaman kantarın topuzu kaçırıldı. Şimdi toparlamak istiyorlar ama nafile! İnkilap karşıtları arasında ise bazı
kaçamaklar göze çarpıyordu. Kadınlar kıyısından köşesinden bu talimatı aşındırıyor ve çiğniyordu. Bu da içeride devrimin enerjisini tüketiyor, alıp götürüyordu. Bu tarza 'bed hicap' yani kötü veya açık tesettür zamanla yaygınlaştı. Önü alınamaz hale geldi. Şah döneminde seküler hayat tarzı maya tutmuştu. Bunu sökmek hiç de kolay değildi. İran'da devrim güçlerinin yanlış müdahaleleri de işin tuzu biberi oldu. Tesettür karşıtlığı isyana dönüştü. Başörtüsünün fazilet olduğu pek anlaşılamadı ve anlatılamadı. Mesele tıkandı. Mahsa Amini olayı sonrasında kadınlar kazan kaldırdı ve mesele meydan okumaya kadar vardı. Bunun üzerine rejim sıkı kuralları gevşetmek zorunda kaldı. Artık kadınlara dokunulmuyordu. Tercihlerinde serbest idiler. Ne tarz giyinirlerse giyinsinler ilişemiyorlardı. Belki farklı bir tarz denenseydi daha başarılı
olur en azından bu kadar tepki çekmeyebilirdi . Lakin durum o aşamayı geçmiştir.
Hukukçu Kezban Hatemi, katıldığı Ekol TV yayınında toplumda giderek yaygınlaşan çıplaklık ve edep eksikliği konusuna değinmiştir. Bizdeki durumu da tasvir etmiştir. Globalleşmenin etkisiyle çıplaklığın artık hayatın her alanında karşımıza çıktığını söyleyen Hatemi, “Avrupa’da bile bu kadarını görmüyorum. Çocuklarımız iç çamaşırıyla Nişantaşı’nda dolaşıyor” diyerek yaşanan duruma tepki gösterdi. Hatemi, insanların kendilerini sergileme şekillerinin adeta "et balık kurumuna asılacak" hale geldiğini ifade etti. Kıyafet tercihlerinin toplum yapısını da etkilediğini vurgulayan Hatemi, bu durumun erkekleri kadınlardan uzaklaştırdığını belirtti. Zarafet ve incelik
gibi kadınlık vasıflarını kaybedenler erkekleri kendi çevrelerinden uzaklaştırıyorlar. Cinsi latif batılılaşmayla birlikte cinsi haşin haline gelmiştir. “Edep, haya kalmadı” diyen Hatemi, özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu tavrın, sosyal ilişkilerde de ciddi bozulmalara yol açtığını söylemiştir.
Medeniyette çıplaklığın değil sınırların olduğunu söyleyen Sevda Türküsev eskiden çıplaklık yerine şıklık ve zarafetin ön planda olduğunu hatırlatmıştır. Günümüzde çıplaklığın prim yaptığını ve çıplaklığın modernizm ile karıştırıldığını söylemiştir.
Elbette çıplaklık bir sorumsuzluk nişanesidir.
İran'da da yaygınlaşan bu akım giderek sınırları zorluyor. Nitekim Kerec Cuma Hatibi Muhammed Mehdi el Hüseyni Hamedani artık çıplaklık akımının bir devrim boyutuna geldiğini veya karşı devrim sureti kazandığını ifade etmiştir. İnce planlamayla birlikte düşmanın toplumun kılcal damarlarına kadar sızdığını belirtmiştir. Bu akımın önünün alınamaması halinde bunun yol açacağı toplumsal zararların durdurulamayacağını ifade etmiştir. Toplumun giderek kayıtlardan azade hale geldiğini, yetkililerin de görevlerini icra etmekten kaçındıklarını söylüyor. Bu ifadeler bir çaresizliğin ürünüdür. Hala Cuma hatibi çözümü çözümsüzlükte yani devlet otoritesinde arıyor. Bu çıta Mahsa Amini olayıyla birlikte kırılmıştır. Tamiri zor görünüyor. Eskilerin tabiriyle denenmiş denenmez. Daha zor ama doğru olana talip olmak gerekir. Yani zorlama yerine özendirme ve iyi örnek olmak daha uygun bir yöntem ve çaredir. Çözüm kolay değil lakin şiddete varan kolaycılıktan da geçmiyor. Kazanma esas olmalıdır. Zor olanı benimsemek ve toplumu ikna etmek gerekiyor. Üstenci tavırlardan da
uzak durulmalı. Bu akımın önünün alınamaması karşısında cuma hatipi Hüseyni Hamedani kolluk güçlerini göreve çağırıyor. Buna söylenebilecek en güzel karşılık şudur:
Lev nadeyte hayyen le esmatehu velakin la hayata limen tünadi! Bir canlıya nidaa etseydin muhakkak duyururdun, Lakin seslendiğin kişide hayat belirtisi yoktur! Doğru çözüm tarzı, yöntemi değiştirmektir. Eski yol çıkmaz sokaktır. Yeniden Yunus'un yolunu dönelim: Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım!
Mustafa Özcan/TİMETÜRK