14 Nisan’da Şanlıurfa – Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde ve 15 Nisan’da da Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’nda meydana gelen ve cinayetlerle biten menfur olaylarla ilgili; yetkili – yetkisiz, ilgili – ilgisiz, bilgili – bilgisiz, tepkili – tepkisiz toplumun her kesimi eteğindeki taşları döktü, dökmeye devam ediyor ve suçlu (lar) da aranılıyor. Diğer bir taraftan da “ateş, düştüğü yeri yakıyor!”. Giden canlar, taptaze fidanlar, ışıl ışıl olan gözler ortada iken ve “yavrum, yavrum!” diye başlayan acı nidalar arşa ulaşırken nasıl can yanmasın değil mi?!...
Hiçbir canlı varlık, dünyaya; bozuk ve suçlu olarak gelmez, gelmemiştir. Onu yetiştiren bireyler, yetiştirilen şart ve ortamlar – imkânlar veya adına ne derseniz deyin bozulan – bozulacak olan ne varsa bunlar sonradan oluyor. Sizler, bataklıkta gül yetiştirmeye çalışırsanız; yetiştirdiğiniz o gülden mis kokusu değil b.k kokusu gelir. Bu pis kokular ne yazık ki her geçen gün artmaya ve bizleri de şaşırtmaya devam ediyor. Tedbir almaz, kendimize, eğitimimize şekil vermezsek bunların daha büyük tehlikelisi bizleri bekliyor olacaktır.
Hem gündemde olması, hem üst üste canlarımızın yanması ve hem de geleceğimiz adına tedbir almamızı gerektiren hususlarla ilgili geniş çaplı bir özeleştiri yapalım mı;
1 – AİLELERİN MANEVİ DURUMU – EĞİTİMİ;
Toplumları oluşturan en küçük sosyal yapının “aile” olduğunu biliyoruz ancak “aile, toplumu nasıl oluşturur?” Bu sorunun cevabı aslında “büyükler” in tercihlerinde saklıdır. Bir ailenin “aile” olabilmesi için öncelikli hedef “evlilik müessesini sağlam temeller üzerinde oturtmak” olmalı ve “eş seçimi” ndeki kriterlere dikkat edilmelidir. Evlilik için “doğru zaman” ve “uygun eş” seçilmediğinde kurulacak olan evliliğin sonunda mutluluk değil hüsran olur.
İşsiz - gününü gün eden – her gün farklı mezbeleliklerde takılan oğlunuzu “evlendireyim de akıllanır!”, hanımların sorumluluğu altında olan ev düzeni – yemek – temizlik gibi gün / yuva içerisinde yapılması gerekenleri yapmayan kızınızı “evlenince düzelir!” diye evlendirir, dinden – diyanetten – millî - manevi değerlerden uzak ve tercihinizi “zenginlik” – “güzellik” – “yakışıklılık” üzerinden yapar ve bu çiftlerin “yuva” olmasını beklerseniz, ortaya çıkacak olan tabloda ancak “suça sürüklenen”, “akran zorbalığı içerisinde kıvranan” çocuklar yetişir. Bizim Rize yöresinde “Bir kızı istemeden git sor bak asaletini, Sonradan çekersin aklının sefaletini!” diye bir türkü var. Burada “asalet” ten kastedilen sadece kız için değil aynı zamanda da erkekler için de geçerlidir. Asalet denilince akla; Ailelerin dini – milli – manevi değerlerle olan durumu, çocuklarına verdikleri terbiye, soylarının kökeni (kripto – gizlenmiş, ne idüğü belli olmayanlara yanaşılmaması lazım) gelir.
Kahramanmaraş’ta çocukları katleden o caninin annesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni yani bir “eğitimci” ve babasının da emniyet müdürü sınıfında “polis müfettişi” olduğu bir ortamda bu çocuk nasıl böyle bir katil olur, diye düşünüyor olabilirsiniz. Olur, olur, her şey olur. Çocuk; boş kavanoza benzer ve içine ne koyarsanız o da onu yansıtır. Unvan ve konumları ne olursa olsun ebeveynler sirkeyse çocuğun bal olmasını beklemeyin!..
Aileler her anlamıyla “düzgün” olur, herkes sosyal statüsünü bilir, “değerler” e bağlılık konusunda sıkıntılar yaşanmaz, aza kanaat getirilip kötü günler için tasarruf edilir, sevgi – saygı – hürmet çerçevesi içerisinde ilişkiler sağlanır ve devamlılık üzerine bina edilir, oruç – kurban – Cuma namazı – dinî bayramlarda ziyaretler yapılır bu günler ve ibadetlerin manevi olarak değeri anlatılır, millî günler yad edilir, kula kulluk değil Allah’a kulluk bilinci aşılanır, helal haram sınırları öğretilir, örnek olması gereken anne ve baba / büyüklerin ellerindeki telefonlar bir kenara bırakılıp aile içi sohbetler yapılır çoluk çocuk herkes dinlenilirse haz alınır huzur bulunursa o zaman hiçbir huzursuzluk – başkaldırı ve manevi boşluk olmaz, çocuklar da kendilerini yalnız ve bir kenara itilmiş olarak hissetmezler. Bu kadar basit bir şeyi yapmamanın sonucunda olanlar oluyor işte!...
Merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hocamızın bir sözünü buraya not düşerek devam edelim;
“Her bir okula bir polis görevlendirmesini bırakın, her bir gencin yanına bir polis görevlendirseniz bu problemleri çözemezsiniz. Önemli olan her bir gencin kalbine Allah korkusunu, Cenabı Allah’ın sevgisini, İslam dininin muhabbetini yerleştirmektir... Eğer ki çocuklarınıza helali, haramı, dünyayı ve ahireti öğretmezseniz; istediğiniz kadar okutun, asla “adam” edemezsiniz.”
Bu konuyla ilgili bir serzenişimizi buraya ekleyelim mi;
“Toprak – kerpiç evlerde büyükbabanın yetiştirdiği çocukla, son model eşyalı evde internetin, tabletlerin, telefonların, televizyonların yetiştirdiği çocuklar bir olmuyormuş!...”
Merhum Doğan CÜCELOĞLU’nun bir sözüyle bu kısmı noktalayalım;
“Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.”
2 – KREŞ – ANA OKULU EĞİTİMİ KONUSUNDA YAPILMASI GEREKENLER;
Çalışan ana babalardan dolayı çocukların başka kimselere bırakılamayacağı, evde bulunan çocuk sayısının fazla olması ve “temel eğitime hazırlık” olarak kabul edilmesinden dolayı kreş ve ana okullarına gönderilmektedir. Bu yerlerin seçimi yapılırken; kimi cebine, kimi eve yakınlığına (kısa mesafeli servis ya da yaya olarak götürülmesi) ve kimi de kendi ideoloji – dava veya dünya – ahiret görüşüne bakarak tercih ediliyor.
Kreş, ana okulu gibi yerlerde verilen eğitim – öğretim ne kadar kaliteli olursa olsun buralar “aile sıcağı” nı öğretemez, ana – baba sevgisini aşılayamaz. Anaların vereceği eğitim; “ana okulları” nda değil ailede öğrenilir. Bir de kreş ve ana okulları, çocukların yetiştirilmesi ve zapt edilebilmeleri için oldukça “kısıtlı mekânlar” dır.
Kreş ve ana okullarında eğitmen, yardımcı eğitmen veya görevli unvanlarıyla çalışanların şiddet içerikli görüntülerine “münferit olaylar” olarak baksak da bunların “ceza” olarak karşılığının olmaması birilerine “yol” olmuş ve şiddet gören çocuklarda derin izler bırakıp travmalara sebebiyet vermiştir. Hani bazı filmlerde psikologlara baktığınız zaman “çocukluğuna inelim mi?” diye yarı şaka yarı ciddi espriler yapılır. Aslında espri olarak gözüken - çocukluktan başlayıp şiddet sarmalına dönen bu durum, yetişkinliğe hatta mezara kadar sizi takip eder ve telafisi mümkün olmayan yaralar açar. İşte ilkokuldan önceki alınması gereken bu eğitimin her ne şart altında olursa olsun ana – baba yani ebeveynlerin yanında alınması ve kontrollü bir şekilde devam ettirilmesi gerekir.
Hiçbir eğitim ya da kreş – anaokulu; anadan – babadan ve aileden alınan eğitimden daha iyi ve daha kaliteli olmaz, olamaz ve her şeyden önemlisi de “analığın, okulu olmaz.”
Son söz şair Ahmet Mahir PEKŞEN’in olsun;
“Kreşte büyümüşüm, ana babadan uzak,
Kreş; bedene zincir, körpe ruhuma tuzak.”
3 – YENİ İCAT EDİLEN BİR SİLAH; AKRAN ZORBALIĞI
Çocukların yetiştikleri aile ortamları, fizyolojik olarak gelişme ve buluğ (cinselliğin başladığı) çağlarının açtığı geçici dönemsel sıkıntılar, sanal - sosyal medya platformlarının mahremiyeti ortadan kaldırması ve tüm sırların aleni bir şekilde ifşa edilmesi, ailelerin sosyo – ekonomik ve kültürel düzeyleri, mahalle baskısı ve varoş kültürünün açtığı derin yaralar, toplum içerisinde görünme – farkına varılmaya çalışma gibi sosyal etkenler çocuklar ve gençlerde bir kavga – depresyon – akran zorbalığına dönüşüyor. Bu durumları tasvip etmesek de yaralanma ve cinayetle biten olayları her geçen gün TV’lerden izliyor, hele hele bir de çocukların ebeveynleri “suç makinesi” ya da “suça meyilli insanlar” sa işte bu durum önü alınamaz sosyal patlamalara neden oluyor ve “cezasızlık” algısı da bunlara tuz biber ekiyor.
Adına “akran zorbalığı” denilen ve her geçen gün yeni bir olaya şahit olduğumuz cinayet haberleri; biz aileleri, devlet kurumları ve iktidarı yakından ilgilendirmeli, günümüzdeki adı “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” olarak bilinen bakanlığın adı “Aile, Gençlik ve Toplum Bakanlığı” olarak değiştirilmelidir. Bu bakanlığın öncülüğü ve diğer bakanlıkların işbirliği içerisinde;
Tüm sosyal çözülmelerle ilgili tedbirler acil bir şekilde alınmalı,
ilkokul – ortaokul ve lise gibi okullarda; pedagojik, psikolojik, sosyolojik, nörolojik tahlil - test ve denetim gibi kontrol mekanizmaları çalıştırılmalı,
sanal – sosyal medya / uyuşturucu ve uyarıcı madde bağlılık ve bağımlılıkla mücadele konularında konferanslar verilmeli, aile ve eğitim ordusu bilinçlendirilmelidir.
Ayda bir yapılacak kan, idrar ve sair tahlil ve testler yapılarak çocuk ve gençleri zehirleyen – zehirlemeye çalışan suç odakları tespit edilmeli,
Kitap okuma teşvik edilmeli, yarışmalar – kültür etkinlikleri – tarihi geziler düzenlenmeli,
Çocuk ve gençler; aile – mahalle ve okul çevrelerinden en az ayda bir uzaklaştırılmalı, ara tatiller değerlendirilmeli,
Kafe, bar, disko, kahvehane gibi mekanlar sürekli denetlenmeli,
Dinî, millî ve manevî değerlerin eğitimi ve hayata tatbiki teşvik edilmeli,
Tüm müfredat ve sınav sistemleri yeniden gözden geçirilmelidir.
4 – TOPLUM İÇERİSİNDE FARK EDİLEBİLMEK
Bizler; aile, eğitim ve yaşadığımız çevremizde edebimizle, ahlâkımızla, saygımızla, oturup kalkmamızla, yaptığımız iş ve görevimizle fark edilirdik. Büyüklerimiz, bizlere bunları öğretir, tembihler ve yeri geldiğinde de kulağımızı çekerlerdi. Şimdiki ebeveynlere ve yetiştirdiklerine bakıyorsunuz, durum anlattığımızın tam da tersi oldu.
Toplum içerisindeki çocuk, temsil ettiği ailesinin kavanozu gibidir. Ebeveyn ya da ana baba o kavanoza ne koyarsa çocuk da onu yansıtır. Eğer ebeveynler kavanozu boş bırakır toplum içerisine salarsa birileri de gelir kavanozu kendisi doldurur, sizin de payınıza acı – gözyaşı – pişmanlık – ahlanıp vahlanma duyguları kalır. O zaman da iş işten geçmiş olur. Böyle bir durumda ebeveynler tarafından yapılması gerekenler;
Çocukların oynadığı şiddet içerikli oyun siteleri ve sanal kumar oynatan internet adresleri yakından takip edilmeli,
İnternet üzerinden oynanan oyunlardaki sanal arkadaşları ile dışarıda gezdikleri kafe ve sair yerlerdeki arkadaşların takip edilmesi,
Çocukların gerek aile ve gerekse toplum içerisindeki diğer sosyal ortamlardaki sohbetlere katılımı sağlanmalı,
Çocukların düğün, cenaze, hasta ziyaretleri gibi yerlere götürülmesi ve bunlara teşvik edilmesi,
Aile içerisinde kitap okuma ve oyun oynama, site veya yakın olan oyun alanlarında toplu oyunların oynanması
Çocuklarla aile ve akrabalarla birlikte bol ve sıkça zaman geçirilmesi.
5 – ŞİDDET İÇERİKLİ MAFYAVARİ DİZİ VE FİLMLERİN DURUMU
Birden fazla cinayet, gündemi sarsan şiddet içerikli toplu olaylar söz konusu olduğu zaman ilk akla gelen şey; TV’lerdeki mafya vari sinema ve diziler oluyor. “Suçlu” yu (!) bulma konusundaki bu maharetimiz ya da yakalayınca “vurun abalıya!” dememiz, aslında hedef şaşırtmaktan başka bir şey değildir. Bu gerçeği bir tarafa bırakarak devam edelim;
Son 20 yılda yayınlanan dizi filmlere baktığımız zaman, bunların; istihbarat – devlet – ticaret ve mafya ilişkilerini içeren filmler olduğunu ve çoğunun da silah / çatışma ağırlıklı şiddet içerdiğini görüyoruz. Kendini bilmez, zapt olmaz bir ruha sahip, içi dışına sığmayan, patlayacak bir volkan gibi halihazır bir durumda bekleyen gençler için bu filmlerin; “kötü örnek” olmasıyla beraber, aynı zamanda da “tek suçlu” olarak ilan edilmesi de doğru değildir.
Şiddet içerikli mafya vari dizi filmleri örnek alanlar suça meyilli veya suça sürüklenmeye razı ve hazırsa, bu filmler de bu tiplere önayak oluyor ve günün sonunda “vurun abalıya!” der gibi filmleri suçluyorsunuz. Tabii ki bunlar da suç ve suçluyu – kanunsuzluğu teşvik ediyor, cezasızlık algısını toplumun tüm katmanlarına yayıyor ama bunlar yayından kaldırıldıktan sonra suç ve olayların işlenmesi devam ediyorsa işte o zaman “bir yerlerde bir sıkıntı var!” demektir.
Eskiden mahalle kabadayısı – delikanlısı diye gezinen / geçinen tipler vardı. Bunlar; ellerinde tespihle gezer ve naralar atar, etrafında kendisi gibi birkaç kişiyi toplardı ama bugünkü gençlik böyle değil ki; Her biri bir çete olmuş, cinayet şebekesine dönüşmüş. Bunlara bir an önce “dur!” demek gerekiyor; RTÜK başta olmak üzere devletin tüm denetim ve kontrol mekanizmaları, ilgili bakanlıklar nezdinde gereken tüm tedbirler alınmalıdır.
6 – İKTİDARIN SUÇLU BULUNMASI
“Gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünen politikacılarımız bu tablonun ressamlarıdırlar.” diyen Uğur MUMCU gibi topyekûn bir mantıkla iktidarları suçlamak sorunlara çözüm bulmaz ancak toplumu – devleti korumak ve onu geleceğe taşımak iktidarların “olmazsa olmaz” görevlerinden biridir hatta en önemlisidir. Bu, anayasal olarak da güvence altına alınır ve kurumsal olarak nelerin yapılması gerektiği konusunda da hassasiyet gösterilir. Ancak iktidarlar bunu yaparken ebeveynler de boş boş seyreder, topu – suçu iktidara atarsa işte bu olmaz. Bu açıdan baktığınız zaman okullarda meydana gelen olayların sebebi; öğretmenler veya milli eğitim bakanı değildir, olmamalıdır.
Ebeveynler olarak beşikten başlaması gereken eğitim ve terbiyeyi vermez ve okulları da çocukları başta salacak yerler olarak ve öğretmenleri de “kaplumbağa terbiyecisi” gibi elinde sopayla gezen bir vasıta olarak görürseniz, günün sonunda o çocuk; ne ana baba, ne öğretmen ve ne de sınıf arkadaşı tanır, bir zalime – zorbaya – katile dönüşmüş olur. İyi bir şeyi kötü bir şeyle aşılayarak kamufle edemez, er ya da ikisinden biri üstün gelecektir ama isteriz ki “iyilik” başarılı olsun!...
“Dinî – millî - manevî değerler sadece kitapta kalsın, müfredat hazretlerinin istekleri yerine getirilsin!” diye öğretmeye kalkmayın, tatbiki olarak gösterin, geçmiş örnekleri günümüzle kıyaslayarak anlatmaya çalışın. Öğretmen “rol model” olmazsa öğrenci de ipini kopartmış öküz gibi ortalıkta dolaşıp durur. Forma – takım elbiseyle okula gitmek özendirilmeli, öğretmenler de kılık kıyafetlerine dikkat etmeli, hem öğrenci ve hem de öğretmenler için kılık kıyafet serbestliği getirilmemeli, öğretmenlerin ışık – fener olduğu gerçeği unutturulmamalı, öğretmenler de eğitimden başka bir şey düşünmemeli, maaş – kira – geçinme kaygısı sıkıntılar öğretmenlerimizin gündeminden çıkartılmalı, hak ve hakça bir maaş ve sosyal imkânlar tanınmalı, gözümüz ve gönlümüzdeki yeri “kutsallık” la atfedilen öğretmenlik mesleği eski günlerine döndürülmelidir.
Anlattıklarımızı toparlayacak ve maddeler halinde sıralayacak olursak;
1 - İnternet sitelerinin erişimine sağlam hukuki düzenlemeler getirilecek, zararlı hiçbir siteye kesinlikle erişim izni verilmeyecek ve T.C. Kimlik numaraları ile girişler yapılıp denetim ve kontrol mekanizmalarının önü açılacaktır.
2 – Özgürlük kavramının arkasına saklanılarak erişimi kolay hâle getirilen Tik Tok, X (eski adıyla Twitter), Instagram, Facebook, Telegram gibi sitelerin mutlak bir şekilde İstanbul merkezli “yerel yönetimleri” açılmalı ve sürekli bir şekilde kontrole tabi tutulmalıdır.
3 – Sanal medya platformlarında “yalan, iftira, şiddet, fuhuş, kumar, cinayet, hakaret içerikli sokak röportajları” nı özendiren tüm siteler erişime kapanmalı ve şahsi paylaşımlara izin verilmemelidir.
4 – Suça itilen – sürüklenen ve akran zorbalığı arkasına saklanan ama yaşları itibariyle “çocuk” algısından dolayı ceza almayan çocukların durumu yeniden gözden geçirilmeli, 18 yaş sınırı ergenlik yaşına indirilmeli ve suçlarda “yaş indirimi” yapılmamalı ve “hafifletici sebepler” ortadan kaldırılmalıdır.
5 – Yaş sınırı düzenlemesi kanunlarla getirilene kadar geçecek süre içerisinde ve sonrasında suçluyu sanal medya adreslerinde ve mahkeme önlerinde öven / slogan atan / mağdur aileleri tehdit edenlere ağır cezalar verilerek “cezasızlık” algısı ortadan kaldırılmalıdır.
6 – Hapishanelerin “çiftlik” olmaktan çıkartılıp “ıslahevi” haline getirilmesi gerekir. Buralara girenlere öyle bir caydırıcı ceza verilmesi gerekir ki bir daha buraya girmeleri engellenmelidir. Müebbet hapis kavramı ortadan kaldırılmalı ve idam cezası geri getirilmelidir.
7 – Ahlâk, edep, adalet, takva gibi manevi olgular özendirilmeli ve bu konuda sürekli olarak eğitimler verilmelidir.
8 – “Eşitlik” ilkesi kitabi bir ilke olmaktan çıkartılıp hukuk – ticaret ve iktisat alanlarında mutlak eşitlik ve adalet sağlanmalı, geciken adaletin “adalet” olmayacağı aşikâr bir biçimde öğretilmelidir.
9 – “Cinsel Özgürlük” adı altında toplumun dinî – millî ve manevi değerlerine hakaret sayılacak giysilerle dolaşmak kesinlikle yasaklanmalı ve topluma açık kamusal alanlarda kişilerin inanç özgürlükleriyle alay edilmemelidir.
10 – “Sonsuz – sınırsız özgürlük yoktur!” gerçeğinden hareket ederek her önüne gelenin küfür ve hakaret ettiği, cinayet – fuhşu – hırsızlığı özendiren müziklerin yapılması ve sanal medya ile arenalarda konserlerde yayınlanması yasaklanmalıdır.
11 – Sosyal patlamalara sebep olacak olaylarla ilgili tedbirlerin alınması halka bırakılmamalı, infiali körükleyecek iddia – dedikodu ve dezenformasyonların önüne geçilmesi gerekir.
12 – Din “kültür” olarak okutulmamalı ve okullardaki “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersi eskiden olduğu gibi “Din Bilgisi” – “Ahlâk Bilgisi” ve “Adab – ı Muaşeret (Görgü Kuralları) Bilgisi” şeklinde üç ders olarak okutulması gerekir.
13 – Temsil ve görev bakımından ehliyet – liyakat ve sadakat konularında eksiklik gösteren ya da yetersiz olduğu anlaşılan personellerin görevine son verilmesi, farklı kurumlarda atanmalarının sağlanması gerekir.
14 – “Eğitimli nesil” yetiştirmekten aciz olan, amaç olarak sadece diploma vermeyi gören lise ve üniversiteler derhal kapatılmalı ve “kaliteli eğitim” e önem verilmelidir.
15 – Siyasi partiler kanunu ve parti iç tüzükleri halkın, devletin beklenti ve gereksinimlerini karşılayacak şekilde düzenlenmeleri ve güncellenmeleri de gerekir.
Sözün özü;
Düşünen, sorgulayan, bilimin ışığı ve yolunda ilerleyen, adalete güvenen ve riayet eden, kişisel menfaat yerine toplumun ve devletin menfaatlerini düşünen ve bunları önceleyen, kendine güvenen ve sürekli olarak üreten bir nesil için var gücümüzle çalışmalıyız, çalışmalıyız, çalışmalıyız!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK