$

Dolar

49,4483

€

Euro

55,3004

£

Sterlin

65,3852

₣

Frank

59,2255

₺

Gram Altın

6.522,2700

₿

Bitcoin

4.037.836

$

Dolar

49,4483

€

Euro

55,3004

£

Sterlin

65,3852

₣

Frank

59,2255

₺

Gram Altın

6.522,2700

₿

Bitcoin

4.037.836

Makale 15.10.2026 10 dk okuma

Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Devlet Bahçeli; sokağın sesini duyuyor musunuz?

Paylaş:

Sayın Cumhurbaşkanım,
Sayın Devlet Bahçeli;

Peşinen ifade edeyim.

Bu satırları bir partinin sözcüsü, bir başka partinin taraftarı yahut siyasi hesap peşinde koşan biri olarak yazmıyorum.

Muhafazakâr bir aileden gelen, millî ve manevi değerlerini önemseyen, ülkesinin güçlü, bağımsız ve müreffeh olmasını arzulayan bir vatandaş olarak yazıyorum.

Dahası, ülkeyi yönetenlerin başarılı olmasını samimiyetle isteyen bir insan olarak…

Çünkü biliyorum ki bir iktidarın başarısızlığının faturasını yalnızca o iktidara oy verenler ödemez. Hepimiz öderiz.

Ben size anketlerden değil, insanlardan söz edeceğim.

İşim gereği her gün yüzlerce insanla hasbihâl ediyorum. Yaz aylarında bu sayı birkaç katına çıkıyor.

Türkiye’nin hemen her bölgesinden, hatta dünyanın onlarca farklı ülkesinden insanlarla aynı masaya oturuyor, konuşuyor, dinliyor, gözlemliyorum.

Zengini geliyor, fakiri geliyor. İşçisi, emeklisi, memuru, bürokratı, esnafı, sanayicisi geliyor.

Sağcısı, solcusu, muhafazakârı, laikliği hayatının merkezine koyanı, İslamcısı, milliyetçisi, komünisti, hiçbir siyasi görüşe kendisini ait hissetmeyeni…

Kısacası her meşrepten, her milletten insan.

Kimseye siyasi görüşünü sormuyorum. Sohbet kendiliğinden açılıyor. Hayat pahalılığından siyasete, geçim derdinden memleket meselelerine kadar konuşulmadık konu kalmıyor.

Bu sebeple önüme konulan her anketi mutlak doğru kabul etmiyorum. Özellikle siparişle hazırlanmış izlenimi veren, siyasi beklentilere göre yorumlanan araştırmalar bana yavan geliyor.

Elbette benim gözlemlerim de bilimsel bir kamuoyu araştırmasının yerini tutmaz.

Ama sokağın nabzını tutmak için her zaman anket şirketine ihtiyaç yoktur. Bazen insanların yüzüne, bazen alışveriş sepetine, bazen de konuşurken derinleşen sessizliğine bakmak yeterlidir.

Ve gördüğüm manzara hiç de iç açıcı değil.

CUMHUR İTTİFAKI İÇİN TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR

Sayın Cumhurbaşkanım;

Sayın Bahçeli;

İnanın, Cumhur İttifakı açısından toplumsal memnuniyetsizlik giderek büyüyor.

Bunu bir temenni olarak değil, her gün karşılaştığım insanların sözlerinden ve davranışlarından çıkardığım bir gözlem olarak söylüyorum.

Üstelik mesele yalnızca muhalif seçmenin şikâyetleri değil.

Düne kadar Cumhur İttifakı’nı hararetle savunan, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğine gönülden inanan, Milliyetçi Hareket Partisi’ni devletin bekasıyla özdeşleştiren insanların bile ses tonları değişmiş.

Eskiden savunuyorlardı.

Şimdi açıklamaya çalışıyorlar.

Eskiden umutla konuşuyorlardı.

Şimdi cümlelerinin sonuna birer ama ekliyorlar.

Ve siyasette bazen en büyük tehlike, seçmenin karşı tarafa geçmesi değildir.

Kendi seçmeninizin size duyduğu güvenin yavaş yavaş aşınmasıdır.

PEKİ, HİÇ Mİ BAŞARI YOK?

Olur mu öyle şey!

İnsafı, vicdanı ve hakkaniyeti bir kenara bırakacak değiliz.

Türkiye’nin son çeyrek asırda elde ettiği önemli kazanımları yok saymak, bu ülkeye de tarihine de haksızlık olur.

Savunma sanayisinde gelinen seviyeyi küçümsemek mümkün mü?

İnsansız hava araçlarından millî savaş gemilerine, füze sistemlerinden yerli savunma teknolojilerine kadar pek çok alanda Türkiye’nin kabiliyetleri gelişti. Savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltma yönünde önemli mesafeler alındı.

Bunlar küçümsenecek başarılar değil.

Sağlık alanında yapılan hastaneleri, sağlık hizmetlerine erişimin geçmişe kıyasla genişlemesini, ambulans ve acil sağlık altyapısındaki gelişmeleri kim inkâr edebilir?

Eksiklikler, randevu sıkıntıları, personel sorunları elbette var. Ama yapılanları da görmezden gelemeyiz.

Ulaşım altyapısında, bölünmüş yollarda, köprülerde, tünellerde, havalimanlarında gerçekleştirilen yatırımlar da ortada.

Dış politikada Türkiye’nin daha bağımsız hareket etme iradesi, bölgesel ve uluslararası meselelerde kendi tezlerini savunabilmesi, millî çıkarlarını önceleme çabası da değerlendirilmesi gereken başlıklardır.

Demokratik haklar bakımından başörtüsü üzerindeki yasakların kaldırılması ise özellikle hatırlanmalıdır.

Bir zamanlar üniversite kapılarında, kamu kurumlarında başörtüsü sebebiyle yaşanan mağduriyetlerin sona erdirilmesi, bu ülkenin demokratikleşme tarihinde önemli bir kazanımdır.

Bütün bunları yok saymak vicdansızlık olur.

Ancak bir gerçeği daha teslim etmek zorundayız: Geçmişteki başarılar, bugünün yanlışlarını ortadan kaldırmaz.

ÇÜNKÜ MUTFAKTA BAŞKA BİR TÜRKİYE VAR!

Savunma sanayisindeki başarıyı takdir eden emekli, ay sonunu getiremiyorsa…

Yapılan yollarla gurur duyan asgari ücretli, çocuğunun okul masrafını karşılayamıyorsa…

Hastane yatırımlarını alkışlayan vatandaş, aldığı maaşla kirasını ödeyemiyorsa…

Millî bağımsızlık söylemini destekleyen genç, kendi geleceğini başka ülkelerde arıyorsa…

Ortada ciddi bir mesele var demektir.

İnsanlar artık yalnızca fiyatların yükselmesinden şikâyet etmiyor.

Çalışarak refaha ulaşabileceklerine dair inançlarını da kaybediyorlar.

Bir zamanlar alın teriyle ev sahibi olmayı, çocuk okutmayı, bir miktar tasarruf etmeyi hayal eden insanlar bugün temel ihtiyaçlarını karşılamanın hesabını yapıyor.

Emekli, emekliliğinin huzurunu yaşayamıyor.

Memur, maaş gününü bekliyor.

Esnaf, siftahla günü kapatmanın derdinde.

Gençler, yarınlarını kurmakta zorlanıyor.

Ve en kötüsü…

İnsanlar fakirleşmekten çok, fakirleşirken birilerinin ölçüsüz biçimde zenginleşmesine öfkeleniyor.

İşte bu noktada mesele ekonominin sınırlarını aşıyor.

Vicdan meselesine dönüşüyor.

Adalet meselesine dönüşüyor.

Devlete duyulan güven meselesine dönüşüyor.

FON MESELESİ, BARDAĞI TAŞIRAN DAMLALARDAN BİRİ

Son dönemde kamuoyuna yansıyan fon işlemleriyle ilgili usulsüzlük iddiaları, sermaye piyasasına yönelik soruşturmalar ve yatırımcıların uğradığı zararlar, üzerinde ciddiyetle durulması gereken gelişmelerdir.

Elbette kimin suçlu olduğuna mahkemeler karar verecek.

Ancak vatandaşın sorduğu soru çok açık:

Bu işlemler yapılırken denetim mekanizmaları neredeydi?

Şüpheli hareketler zamanında fark edildi mi?

Edildiyse neden önlenemedi?

Kimler kazandı, kimler kaybetti?

Sorumluluğu bulunan kamu görevlileri varsa onlar hakkında ne yapıldı?

İnsanlar artık yalnızca birkaç kişinin yargılanmasını yeterli görmüyor.

Sistemin kendisini sorguluyor.

Çünkü milyonlarca insan geçim sıkıntısı çekerken, finansal sistemdeki denetim zaafları ve büyük kazanç iddiaları toplumun adalet duygusunu derinden yaralıyor.

Bu olayların siyasi sorumluluğu da ciddiyetle ele alınmalıdır.

Bir ülkenin ekonomisi yalnızca faizle, dövizle, enflasyonla ölçülmez.

O ülkenin ekonomisi, vatandaşın adalete ve kurumlara duyduğu güvenle de ölçülür.

Güven kaybolursa rakamlarla gönül kazanamazsınız.

MUHALEFETİN BAŞARISIZLIĞI SİZİN BAŞARINIZ DEĞİLDİR!

Gelelim meselenin en önemli tarafına.

Bugün Cumhur İttifakı’nın siyasi bakımdan elini rahatlatan en önemli unsurlardan biri, muhalefetin kendi içinde yaşadığı sorunlardır.

CHP’nin iç çekişmeleri, bazı belediyeler hakkındaki yolsuzluk iddiaları, soruşturmalar, yönetim tartışmaları ve kamuoyuna yansıyan siyasi kavgalar ortada.

İktidara alternatif olma iddiasındaki partilerin bir kısmı da toplumda beklenen güveni oluşturabilmiş değil.

Yeni kurulan veya kendisini yeni bir seçenek olarak sunan siyasi hareketlerin söylemleriyle toplumsal karşılıkları arasındaki fark da ayrıca tartışılmalı.

Ancak dikkat!

CHP’nin yanlışları AK Parti’nin doğruları değildir.

Muhalefetin beceriksizliği iktidarın başarısı sayılamaz.

Bir belediyedeki yolsuzluk iddiası başka bir kurumda yaşanan usulsüzlüğü temize çıkarmaz.

Bir partinin iç kavgası emeklinin maaşını artırmaz.

Bir muhalefet liderinin başarısızlığı pazardaki fiyatları düşürmez.

Vatandaşın muhalefete güvenmemesi, iktidardan memnun olduğu anlamına gelmez.

İşte Cumhur İttifakı’nın gözden kaçırmaması gereken en önemli gerçek budur.

Muhalefetin dağınıklığına güvenerek seçim kazanmayı hesaplamak, kendi toplumsal desteğindeki aşınmayı görmezden gelmek demektir.

Üstelik siyasette boşluk uzun süre boş kalmaz.

Bugün güvenilir bir alternatif göremeyen seçmen, yarın sandıkta bambaşka bir tercih yapabilir.

Yahut hiç kimseye güvenmeyerek sandığa gitmeyebilir.

SİZE ALKIŞ DEĞİL, GERÇEĞİ SÖYLEYEN İNSANLAR LAZIM!

Sayın Cumhurbaşkanım;

Siyasi iktidarların en büyük zaaflarından biri, zamanla kendi seslerinden başka ses duyamaz hâle gelmeleridir.

Etrafınızda her şeyin yolunda olduğunu söyleyenler çoğalır.

Her konuşmanızı alkışlayanlar…

Her kararınıza hikmet yükleyenler…

Her eleştiriyi düşmanlık sayanlar…

Her olumsuzluğu dış güçlere, muhalefete yahut başka bir bahaneye bağlayanlar…

Oysa devlet yönetmek, alkış toplamaktan ibaret değildir.

Bazen en kıymetli insan, size duymak istemediğiniz gerçeği söyleyendir.

Bugün Cumhur İttifakı’nın ihtiyacı olan da budur.

Ekonomide kalıcı iyileşme, gelir dağılımında adalet, kamu harcamalarında tasarruf, israfla mücadele, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik…

Özellikle de yolsuzluk iddiaları karşısında kimsenin siyasi kimliğine, makamına ve yakınlığına bakılmadan hukuk işletilmesi…

Çünkü vatandaşın tahammül edemediği şey yalnızca yoksulluk değildir.

Yoksulluğa katlanması istenirken başkalarının ayrıcalıklı yaşamasıdır.

VAKİT VAR AMA DARALIYOR!

Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Bahçeli;

Bu yazıyı bir siyasi tehdit, bir karşı çıkış yahut muhalefete destek olarak okumayın.

Benimki gördüğüm manzarayı olduğu gibi aktarma gayretidir.

Yanılıyor olabilirim.

Gözlemlerim ülkenin tamamını temsil etmeyebilir.

Ama gördüğümü söylememek, duyduğumu aktarmamak da gazetecilik anlayışıma yakışmaz.

Sokağın dili değişiyor.

İnsanların sabrı azalıyor.

Geçim sıkıntısı, geçmişte elde edilmiş başarıların önüne geçiyor.

Bir zamanlar gururla anlatılan hizmetler bugün vatandaşın sofrasındaki eksik ekmeğin gölgesinde kalıyor.

Bütün bunların farkına varmak için seçim gecesini beklemeye gerek yok.

Henüz zaman varken toplumun güvenini yeniden kazanacak adımlar atılmalı.

Çünkü bir iktidarı ayakta tutan yalnızca karşısındaki muhalefetin zayıflığı değildir.

Kendi seçmeninin inancı, toplumun adalet duygusu ve vatandaşın geleceğe dair umududur.

Ve unutmayın: Bir seçmen size oy vermekten vazgeçmeden çok önce, sizi savunmaktan vazgeçer.

Ben bugün en çok bunu görüyorum.

Düne kadar sizi savunan insanların sessizleştiğini…

Başarılarınızı anlatanların geçim sıkıntısı karşısında söyleyecek söz bulamadığını…

Hatta gönülden bağlı olanların bile artık mahcup bir tebessümle konuyu değiştirdiğini…

İşte bu sessizlikten korkun.

Çünkü sokak her zaman bağırarak uyarmaz.

Bazen susarak da hükmünü verir.

Son sözüm şudur:

Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Devlet Bahçeli;

Muhalefetin ne kadar kötü olduğuna bakarak kendinizi iyi sanmayın.

Size oy verenlerin ne kadar iyi yaşadığına bakın.

Yapılanları inkâr etmiyorum.

Başarıları küçümsemiyorum.

Ama dün yapılanlarla bugünün açlığını, yoksulluğunu, adaletsizlik duygusunu örtemezsiniz.

Milletin hafızası vardır, yapılanı unutmaz. Ama milletin midesi de vardır; boş kaldığında geçmişteki başarılarla doymaz.

Benden söylemesi…

Hakkı Balcı/TİMETÜRK

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı