$

Dolar

48,9788

€

Euro

55,8407

£

Sterlin

65,1256

₣

Frank

58,8758

₺

Gram Altın

6.479,0600

₿

Bitcoin

4.089.624

$

Dolar

48,9788

€

Euro

55,8407

£

Sterlin

65,1256

₣

Frank

58,8758

₺

Gram Altın

6.479,0600

₿

Bitcoin

4.089.624

Makale 29.09.2026 6 dk okuma

Hesap sorulacaksa herkese

Paylaş:

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum…

Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı fon ve sermaye piyasası işlemleriyle ilgili ciddi iddialarla anılmaya başlayınca, AK Parti tabanında büyük bir savunma duvarı örülmedi. Benim gördüğüm kadarıyla hakim olan kanaat gayet açıktı..

“Yanlış yaptıysa cezasını çeksin…”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de aynı çizgide konuştu. Usulsüzlük, yolsuzluk ve istismara bulaşıp mağduriyet üreten herkesin hesap vereceğini; “Yanlış yapan kim olursa olsun hesap sorulacaktır” ilkesinin esas alınacağını söyledi.

Doğru ama doğru sözün kıymeti, gereği yerine getirildiğinde anlaşılır. İstifa yahut görevden af, ceza değildir. Siyasi sorumluluk bakımından atılmış gerekli bir adımdır; fakat tek başına hesabın sorulduğu anlamına gelmez. Soruşturma şeffaf yürütülmeli, para hareketleri bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalı, mağduriyet varsa giderilmeli ve suç sabit görülürse makamına, unvanına, yakınlığına bakılmadan hukuk işletilmelidir. Hatta haber vereni, verileni, fondan ayrılanı ile bana göre örgütsel organize bir yapı….  Dokunulmazlığı kaldırılacaklar, yurt dışına kaçma ihtimali olanlar vesaire hemen göz altı yapılıp tedbiri alınmalı… tutuklanması gerekiyorsa tutukklanmalı…

Fatma Betül Sayan Kaya hakkında bugün itibarıyla kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü yoktur. Ciddi iddialar ve devam eden bir süreç vardır. İmamoğlu için “Hakkındaki iddia hüküm değildir” diyorsak, aynı cümleyi Kaya için de kurmak zorundayız. Masumiyet karinesi yalnızca sevdiğimiz insanlara tanınan bir ayrıcalık değildir.

Ama masumiyet karinesi, kimseye hesap sorulmasın demek de değildir.

Şimdi gelelim terazinin öteki kefesine…

İmamoğlu ve İBB dosyasında çok sayıda sanık, yüzlerce eylem ve rüşvetten irtikaba, ihaleye fesat karıştırmadan suç gelirlerinin aklanmasına kadar son derece ağır isnatlar var. Bunların tamamı hâlen yargılamanın konusudur. İddianame hüküm değildir; sanık da hükümlü değildir. Fakat iddianamenin kapağını dahi açmadan dosyanın tamamını “darbe”, bütün tanıkları “satın alınmış”, bütün belgeleri “uydurma” ilan etmek de hukuk değildir.

 

Siyasi partiler mahkeme değildir. Genel başkanları da hâkim değildir.

 

Özgür Özel, soruşturmaların siyasi amaç taşıdığını düşünebilir; tutuklama tedbirlerini eleştirebilir, bağımsız ve adil yargılama isteyebilir. Bunlar meşru taleplerdir. 

 

Fakat her iddiaya topluca kefil olmak yerine, kamuoyunun önüne konulan her somut hususa ayrı ayrı cevap vermek zorundadır.

 

Çünkü millet slogan değil, açıklama bekliyor.

 

CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması sırasında çekilen para sayma görüntüleri ortada. O görüntülerdeki paranın kaynağı, hukuki niteliği ve bağış mevzuatına uygunluğu mahkemenin işidir; dava da hâlen sürüyor. Masaya yığılmış banknotlar tek başına “rüşvetin kesin kanıtı” sayılamaz. Fakat böyle bir görüntü karşısında hiçbir şey olmamış gibi davranmak, soru soran herkesi düşman ilan etmek de kamu vicdanını yaralar.

 

Manavgat dosyası ise artık yalnızca bir soruşturma iddiasından ibaret değil. Baklava kutusunda ele geçirilen dövizin müsaderesine karar verildi; eski Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara ile eski Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Engin Tüter hakkında mahkeme ağır mahkûmiyet hükümleri verildi.

 

Elbette istinaf ve temyiz yolları vardır; karar kesinleşmeden kimse için “kesin suçlu” diyemeyiz. Ama böylesine ağır bir tabloyu hâlâ yalnızca “siyasi operasyon” cümlesiyle geçiştirmek de mümkün değildir.

Uşak’ta Özkan Yalım’ın bir otel odasında, üzerinde bornoz yahut peştamal varken gözaltına alınmasına ait görüntülerin servis edilmesi de başlı başına yanlıştı. İnsan onurunu ve özel hayatı siyasi malzemeye çevirmek kabul edilemez. Üstelik o görüntü kendi başına bir rüşvet delili değildir.

Ancak kamu görevi, belediye personeliyle kurulan ilişki ve belediye kaynaklarına dair iddialar ayrıca sorgulanmalıdır. Mahremiyetin teşhirine karşı çıkmak başka, kamusal hesabı sormak başkadır.

CHP, Manavgat görüntülerinin ardından parti içinde muhakkikler görevlendirdi; “Suçu ispatlanan kimse partimizde barınamaz” açıklaması yaptı. Özkan Yalım da daha sonra partiden ihraç edildi. Dolayısıyla “CHP hiçbir mensubu hakkında işlem yapmıyor” demek gerçeğe uymaz…

Benim Özgür Özel’e ve onunla aynı dili kullanan muhalefet yöneticilerine itirazım tam da burada başlıyor…

Manavgat’ta ve Uşak’ta gösterebildiğiniz mesafeyi, neden size siyasi bakımdan daha yakın isimler söz konusu olduğunda gösteremiyorsunuz?

Neden “Yargılama adil olsun, deliller açıklansın, suçlu olan aramızda barınmasın; masum olanın da itibarı iade edilsin” demek yerine, dosyanın tümünü peşinen aklıyorsunuz?

Aynı soru AK Parti için de geçerlidir. Fatma Betül Sayan Kaya’nın görevden ayrılması ve Ömer Çelik’in sözleri doğru bir başlangıçtır; fakat iktidar bunu “Biz zaten temiz siyasetin adresiyiz” diyerek kendi kendine verilmiş bir beraat belgesine çevirmemelidir.

Temiz siyaset ilanla değil; bağımsız denetimle, açık hesapla, geri alınan kamu parasıyla ve ayrıcalıksız yargılamayla ispatlanır.

Kimse günah keçisi yapılmamalı, kimse de parti rozeti sayesinde dokunulmaz sayılmamalıdır.

Yolsuzluğun ampulü de olmaz, altı oku da…

Rüşvet parasının üzerinde parti amblemi bulunmaz. Kamu malından çalınan her kuruş; AK Partilinin de CHP’linin de, emeklinin de işçinin de, yetimin de hakkıdır.

Bu sebeple doğru cümle şudur:

“Bizimkidir, sahip çıkalım” değil;

“Gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıksın. Suçu sabitse cezasını çeksin, masumsa itibarı iade edilsin.”

Hesap sorulacaksa herkese…

Masumiyet korunacaksa yine herkese…

Çünkü adalet, bir partinin süsü değil; devletin namusudur.

Hakkı Balcı/TİMETÜRK

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı