$

Dolar

49,5536

€

Euro

55,6009

£

Sterlin

65,9791

₣

Frank

59,9480

₺

Gram Altın

6.599,2300

₿

Bitcoin

4.054.872

$

Dolar

49,5536

€

Euro

55,6009

£

Sterlin

65,9791

₣

Frank

59,9480

₺

Gram Altın

6.599,2300

₿

Bitcoin

4.054.872

Makale 20.10.2026 6 dk okuma

Sayın Cumhurbaşkanım, artık bu yükü taşımayın!

Paylaş:

Fon krizi yalnızca ekonomik bir sarsıntı değil; denetimin, hesap verebilirliğin ve siyasi sorumluluğun ağır bir sınavıdır.

Siyasette bazen rakamlar, uzun konuşmalardan daha çok şey anlatır. Fon krizine ilişkin ADA ve ASAL araştırmalarının sonuçları da böyle okunmalı. ADA’ya göre katılımcıların yüzde 32,7’si, ASAL’a göre yüzde 45,6’sı asıl sorumluluğu denetleyici ve düzenleyici kamu kurumlarına yüklüyor. ADA araştırmasında siyasi iktidarı sorumlu tutanların oranı ise yüzde 17,4.

Bu tablo, iktidarın görmezden gelebileceği sıradan bir kamuoyu verisi değil. Vatandaş, parasının akıbetini sorduğu kadar, kendisini korumakla görevli kurumların neden görevini gerektiği gibi yapamadığını da sorguluyor.

Çünkü fon krizinde kaybedilen yalnızca para değil; kamu yönetimine duyulan güvendir.

SUÇLUYU BAŞKASINDA ARAMAK KOLAY!

Kriz anlarında sorumluluğu dışarıya yüklemek, komplo senaryolarına sığınmak, eleştirileri susturmaya çalışmak kolaydır. Zor olan, dönüp kendi kapısının önüne bakmaktır.

Denetim mekanizmaları neden işlemedi? Riskler önceden görülemedi mi? Görüldüyse neden önlem alınmadı? Vatandaşın birikimini korumakla yükümlü kurumlar görevlerini yerine getirdi mi?

Bu sorular cevapsız kaldıkça yapılan açıklamalar da havada kalacaktır.

Birikimini kaybeden vatandaş için siyasi polemiklerin hiçbir anlamı yok. Onun beklentisi açık: Zararının giderilmesi, sorumluların belirlenmesi ve aynı mağduriyetin yeniden yaşanmaması.

Ekonomik kayıp telafi edilebilir. Adalete duyulan güvenin kaybını onarmak ise çok daha zordur.

MAKAMLAR EMANETTİR, DOKUNULMAZLIK DEĞİL!

Sayın Cumhurbaşkanım, meselenin bir de siyasi ve ahlaki boyutu var.

Sizin güveninizle yükselenler, o güvenin sorumluluğunu da taşımak zorunda. Ancak siyaset, insanın önüne bazen acı bir gerçek koyar: Kendisine sunulan imkânları emanet olarak görenler olduğu gibi, zamanla bunları kişisel gücünün eseri sayanlar da çıkar.

Makam büyür, çevre genişler, imkânlar artar. Bir süre sonra bazıları, kendilerini o makama taşıyan iradeye karşı bile hesap yapabileceklerini düşünmeye başlar. Siyasi desteği dokunulmazlık, yakınlığı ayrıcalık sanırlar.

Tehlike tam da burada başlar.

Hiç kimse, bir lidere yakınlığını hukukun üzerinde olmanın gerekçesi sayamaz. Hiç kimse geçmişte gördüğü desteği, bugün hesap vermekten kaçmanın kalkanına dönüştüremez.

Gerçek sadakat, yanlışları örtmek değil, zamanında söyleyebilmektir.

ASIL TEHLİKE, YANLIŞI KORUYAN DÜZENDİR!

Bir yönetimi yıpratan yalnızca yanlış kararlar değildir. O yanlışları görüp susanlar, sorumluları koruyanlar ve hesap sorulmasını engelleyenler de sorunun parçasıdır.

Kamu gücü milletin menfaati yerine kişisel çıkarlara hizmet ediyorsa burada ciddi bir yönetim sorunu vardır. Bunun çözümü de sloganlarda değil, şeffaflıkta ve etkili denetimdedir.

Elbette iddialarla kanıtlanmış suçları birbirine karıştırmamak gerekir. Kimse peşinen mahkûm edilemez; ancak hiçbir makam sahibi de denetimden muaf tutulamaz. İddialar bağımsız biçimde araştırılmalı, sorumlular hukuk çerçevesinde hesap vermeli, haksız kazançlar konusunda yasal işlemler uygulanmalı ve mağdurların zararları giderilmelidir.

Hukuk, yalnızca güçsüzlerin hesap verdiği, güçlülerin korunduğu bir düzene dönüşemez.

Sayın Cumhurbaşkanım, bugün önünüzde yalnızca bir krizi yönetme meselesi yok. Aynı zamanda kamu kurumlarının ve siyasi kadroların hesap verebilirliğini gösterme fırsatı var. Bu fırsat, yanlış yapanları koruyarak değil, kim olursa olsun hukukun gereğini yerine getirerek değerlendirilebilir.

MİLLETİN GÜVENİ, SİYASİ KADROLARIN İPOTEĞİNDE DEĞİLDİR!

Anadolu’da geçim derdiyle boğuşan ailenin kaygısı, birikimini kaybeden vatandaşın çaresizliği, çocuğunun geleceğini düşünen annenin endişesi; Ankara’daki makam odalarında yapılan hesaplardan daha büyüktür.

Vatandaş, kimin hangi koltukta oturduğundan çok, kendi hayatında neyin değiştiğine bakar. Siyasi kadrolar değişir, makamlar el değiştirir. Fakat adalet beklentisi karşılanmadığında ortaya çıkan güvensizlik, iktidarların önüne ağır bir fatura çıkarır.

Bir liderin en sağlam dayanağı, etrafındaki makam sahipleri değil, milletin gönlündeki yeridir. Bu yer de ancak adaletle korunur.

GECİKMEYİN SAYIN CUMHURBAŞKANIM!

Yanlış yapanı korumak, siyasi sorumluluğu yerine getirmek değildir. Eleştiriyi düşmanlık, itaati liyakat sayan anlayış ise bir süre sonra kendi hatalarının esiri olur.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, yeni suçlular ilan etmek değil; gerçek bir iç muhasebedir. Denetim görevini yerine getirmeyen kurumlar sorgulanmalı, sorumlular hesap vermeli, mağdurların zararları giderilmeli ve benzer krizleri önleyecek güvenceler oluşturulmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanım, yıllar içinde inşa edilen siyasi güvenin birkaç kişinin hatası ya da çıkar hesabı yüzünden aşınmasına izin vermeyin. Sizinle aynı yolda yürümüş olmak, kimseye milletin hakkını ihlal etme ayrıcalığı vermez.

Siz o kadroları yükseltmiş olabilirsiniz. Fakat onların yanlışlarını taşımak zorunda değilsiniz.

Bugün asıl soru, kimin size ne kadar yakın olduğu değil; kimin kamu emanetine layıkıyla sahip çıktığıdır.

Çünkü bir davaya yapılabilecek en büyük kötülük, onun adını kullanarak yanlış yapanları korumaktır.

Ve bazen bir liderin önündeki en büyük siyasi tehlike, karşısında duranlar değil, yanında dururken kendi hesaplarını yapanlardır.

Milletin güvenini korumak istiyorsanız, o güveni zedeleyen yanlışların üzerine gidin. Yarın çok geç olmadan, bugün gerekeni yapın.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Etiketler:
Şakir Kurter
Şakir Kurter

Köşe Yazarı