“Sevmek en güzel duygu, sevmek!” diye başlayan bir şarkı vardı hani kasetlerin yoğun ve arabesk kültürünün de yaygın olduğu dönemlerde bazı mahalle delikanlıları avazları çıktığı kadar “seviyoruz ulen!” diye bağırır ve bu yolla sevdalılarına serenat yaparlardı. Evet, bizler de aynı duyguları paylaşıyor ve sevdiğimizi tarihe not düşüyor ve diyoruz ki; “Rizeli olmayı ve Rizeliliği seviyoruz!”.
Dünyaya milyon kere gelme şansımız olsa gene memleketimde (Rizemde) doğmayı ve orada büyüyüp yaşlanmayı dilerdim, her ne kadar İstanbul’da yaşıyor ve yaşlanıyor olsak bile!...
Vatan – memleket sevgisinin imandan olacağını bilen ve bu uğurda maşuk olan birisine siz ne diyebilir, ayıplayabilir misiniz?!...
İşte bu duygularla ve Rize’mize olan hasretimizden dolayı gurbet elde olmanın verdiği burukluklar da üst üste eklenince Rize sevdamız başka bir hâl alıyor ve birçok yazımızı Rize ve Rizeliliğe ayırıyoruz. Bunu yaparken de “bazıları incinmesin, zülfüyâra dokunmayalım!” gerçeğinden hareket etmiyor, kim Rize’de taş üstüne taş koyuyor ve Rizelilerin gönlünü hoş tutuyorsa onlardan bahsediyor ama bunlardan daha ziyade kim de bunların tam tersini yapıyorsa onları deşifre etmeye çalışıyor, cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın nimetini yiyip yan gelip yatanların durumlarını izah etmeye çalışıyoruz.
Yalakalık, yağdanlık, yandaşlık ve şakşakçılığın tavan yaptığı ülkemizde zaten herkes iyiden bahsedip duruyor. Önemli olan her şeye rağmen kötüyü görüp eleştirebilmek ve iyiye doğru sevk etme konusunda yapıcı tekliflerde bulunabilmektir. Herkes “iyi gün dostu” oluyor, düşene el uzatabilen ve yanında olabilen var mı? Gelin bu konuda bilge lider Aliya İZZETBEGOVİÇ’in şu sözüne kulak verelim;
“Ben olsam Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere “eleştirel düşünme” dersleri koyardım. Batı’nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.”
Bir de Ali Fuat BAŞGİL’den örnek verelim;
“Fikirden korkmayınız. Emin olunuz ki, yeryüzünde zararlı tek fikir, tenkit süzgecinden geçmeyendir. Tahammül ve müsamaha gösteriniz. Kabul ediniz ki, sizden başka ve belki daha iyi düşünenler vardır. Müsaade ediniz, fikirler serbestçe münakaşa edilsin. Yapıcı tenkit; rolünü serbestçe oynasın. Fikirler çarpışsın, çürükleri dökülsün, sağlamları millet hayatı için birer rehber olsun. (Çünkü) ilim, terakki, medeniyet bundan doğar.”
İkisi de merhum olan bilge insanların örnek olarak verdiğimiz sözleriyle herhalde derdimizi anlatabilmişizdir. Niyetimiz “üzüm yemek, bağcıyı dövmek” değil.
Rize ve Rizelilik konusunda bir şey yapmayan ve yapmadığı halde “yapıyormuş” gibi gözüken, görevini kötüye – kendi çıkarları için kullanan ne kadar “hadsiz” varsa bunlara da – 01 Nisan 2026 tarihinde AK Parti grup toplantısında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın dediği gibi – “hadsize had bildirmenin kürk yerine kaftan giydirmekten üstün olduğunu bileceğiz.” Gerçeğini hatırlatmakta fayda vardır.
Her yıl rutin hâle getirdiğimiz çay fiyatlarının belirlenmesi ve çay alım politikalarının düzenlenmesiyle ilgili olarak yazıyor ve eleştirilerimizi / tenkitlerimizi duymak isteyenlere duyurmaya çalışıyoruz. Ancak hatalar da rutin hâle gelince anlıyoruz ki toprak anayla haşır neşir olan ve zor şartlar altında geçimini sağlayanların feryat figanlarını kimse duymak istemiyor, kulaklarını tıkıyor ve üç maymunu oynuyor. Bu tavırlar, hoş olmadığı gibi çözüm de değildir. Cezası sandıklar olsa bile bunun bir de ağır veballeri vardır. İnsanların alın terini görmezden gelmeyin, karşılığını hakkıyla ve zamanında verin. “Üretmeyen devletlerin mahkûm olacağı” nı bilen toprak / vatan aşığı aziz milletimizi daha fazla üzmeyin.
“Ekonominin ve piyasanın koşulları belli ancak bu kadar fiyat verebiliriz!” diyenler, bu işi düzeltecek olan üreticiler değil yöneticiler olan sizlersiniz. Yönetmeye aday ve o koltukları işgal etmeye devam ediyorsanız; pembe tablonun şakşakçıları olduğunuz kadar siyah – karamsar tablonun da sorumlularısınız. Bir kenara çekilip sorumluluğunuzdan kaçmamak ve çay üreticilerinin hak ettiği ücretin karşılığını vermek zorundasınız. Hem Rizeli ve hem de yönetici olmak kolay değil, görev ve sorumluluklarınızın gereğini yerine getirin.
Slogan haline gelen meşhur sözümüzle yazımızı bitirelim;
“Bize her yer Rize değil,
Çünkü hiçbir yer Rize kadar güzel değil!...”
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK