Daha önce, ‘İbnu’n Nablusi’ lakabıyla anılan Ebubekir Muhammed Bin Ahmet İbni Sehl er Remli hakkında bazı tarihi kayıtlar okumuştum. Gözümde akidesi uğruna can veren serdengeçti bir kahraman olarak canlanmıştı. Ali Muhammed Avde’nin X hesabında bu şahsiyetinin karaltısı ve serencamı ile bir kez daha karşılaştım. Onu en iyi yansıtan ve anlatanlardan birisi biyografi yazarlarından Ebu’l Ferec ibnu’l Cevzi’dir. Hem tarihçi hem de tefsircidir.
Fatimiler, Ubeydiler olarak bilinmektedir. Tunus’un Mehdiye şehrinde ete kemiğe bürünmüş ve kuvveden fiile çıkmışlar ve hicri 358 tarihinde Kahire’yi ele geçirmişlerdir. O dönemlerinde büyük mezalim yaşanmıştır. Kahire’ye uzanmaları ve çıkarma yapmaları meşhur halifelerinden el Muiz Lidinillah el Fatimi dönemine denk gelmiştir.. Şevketli sultanlarından birisidir. Kahire’yi bu isimle anmalarının nedeni Abbasilere yönelik düşmanlıktır. Kahire’nin Bağdat’ı yok edeceğine inançları nedeniyle böyle bir isimlendirmeye gitmişlerdir.. Onların döneminde sıradan Mısırlıların Kahire’ye girmeleri yasaklanmıştır. Bu nedenle de bir darb-ı mesel meşhur olmuştur. Duvarın kenarından yürümeye bak! Buradaki duvar Kahire surlarıdır. Kahireliye surlardan içeri sarkmaması tembihlenmektedir. Yine dönemin yasaklarından birisi muluhiye veya mülükiye olarak anılan bir yiyeceğin (çorba tarzı) tüketiminin halka yasaklanmasıdır.
Kahire ile birlikte ikiz olarak anılan el Müiz şeytani bir adamdır. Aşırı rafizilerdan ve İsmaililerden birisidir. Tarihçiler onun bir zındık olduğunda fikir birliğine varmışlardır. Zındık zahiren Müslüman görünen gerçekte ise küfrünü gizleyen kimse demektir. Bazı İslam müellifleri zındıklık dışındaki bütün fırkaların kurtuluşa erebileceğine inanmıştır. En büyük cürümlerinden birisi Filistin asıllı Sünni imam Ebubekir en Nablusi’yi çarmıha germesidir. Hallac sufilerin şehidi olarak anılır. Nablusi ise Sünni kitlenin şehididir. El Müiz Lidinillah’ın kulağıına Ebubekir Nablusi hakkında bir duyum çalınır. Hakkındaki duyum şudur: Elinde 10 oku olan kişi birisini Bizanslılara saklasın gerisini yani dokuzunu Şiilere atsın! Aranmakta olduğunu duyunca Remle’den Şam’a kaçar. Orada yakalanır ve zincirler içinde Kahire’ye sevk edilir. Onu karşılayanlardan birisi ‘ selametin için Allah’a hamdolsun’ diye seslenir. Bi ince iğnelemeye karşı şöyle cevap verir: Benim dinim senin ise dünyan selamette olsun!
El Muiz, derdest edilmiş vaziyette huzuruna getirilen Ebubekir Nablusi’yi istintaka tabi tutar yani sorgular. Sen böyle demişsin diye hesap sorar. Ebubekir Nablusi ise ‘hayır! Ben daha fazlasını söyledim’ diye karşılık verir. Muiz şaşırır öyle ise peki ne söyledin diye üsteler. Ebubekir Nabslusi ise şöyle karşılık verir: Ben şunu söyledim. Elinde düşmana atmak üzere on oku olan kişi dokuzunu da Şiilere atsın. Onuncusunu yine onlara karşı kullansın! Kıvırmaz. Açık sözlüdür. Şöyle devam eder: Zira siz dini değiştirdiniz ve salih kulları öldürdünüz. İlahi nurlara muhatap olduğunuzu söylediniz. Bunun üzerine e Muiz, çarmıha gerilmesi ve derisinin yüzülmesini emreder. Lakin Müslümanlar bu talimatı uygulamaktan kaçınınca bu cellatlık görevinri bir Yahudi üstlenir. Zaten Ubeydiler tarihçilere göre kripto Yahudilerdir. Ubeydullah Mehdi’nin Yahudi asıllı bir aileden geldiği rivayet edilir. El Muiz soyulan derisinin içine saman doldurulmasını emreder. El Muiz Kahire ve Şam’ı ele geçirme yolunda ilerlerken Bizanslılarda Kıbrıs ve Girit’i ellerine geçirmektedir. Adeta İslam dünyasını parçalamakta ve paylaşmakta yarış halindedirler. Kudüs Haçlıların eline Fatimiler döneminde geçmiştir. Fatimiler Şam’ın nüfuzları altına alırken Bizanslılar da Halep’i nüfuzları altına almışlardır. Burada Ruslarla İran arasında Suriye’ye dair işbirliği hatırlanabilir. Sonra Nureddin Zengi ile Selahaddin Eyyübi zuhur etmiş ve Kahire Fitimilerin elinden çıkmış yeniden Bağdat’a tabi olmuştur.
Her devirde böyle gelişmeler yaşanabilmektedir. Humeyni de velayet-i fakih sistemini Kur’an ayetlerine ve ruhuna aykırı bulan ve bu uğurda bir risale kaleme alan Kürt alimlerinden Nasir Sübhani’yi bir bayram günü şehit etmiştir. Ahmet Müftizade de Humeyni’nin hışmına uğrayan Kürt alimlerden birisi olmuştur. Hak uğruna ve hak yolunda can verenlerin ruhları şad olsun…
Mustafa Özcan/TİMETÜRK