Amerikan başkanları arasında Trump kadar İsrail nüfuzuna ve çıkarlarına açık ve ona bu kadar hizmet eden başka bir başkana rastlamak kabil olmasa gerek. Bununla birlikte bu ilişkinin negatif yönleri de var. Megaloman olan Trump nüfuzunu Netanyahu ile bile olsa paylaşmak istememektedir. Bu yüzden Netanyahu ile arasındaki ilişkiler inişli çıkışlıdır. Bazen Netanyahu Trump’tan habersiz işler çevirse ve kaçamak olarak İran veya ortaklarını saldırsa da Trump ipleri elinden kaçırmak istemiyor! Netanyahu’nun Lübnan’a bitmeyen askeri müdahaleleri iki ülke arasında uyumu zedeleyen hallerdendir. Lübnan İran’la anlaşmanın anahtarlarından birisidir. Bu yüzden ilişkilerin son sınırlarına dayandığı veya ulaştığı varsayılabilir. Buna kopuş veya eski ifadesiyle talak da denilebilir. Amerikan yönetimi bazı konularda İsrail’i üç talakla olmasa bile tek talakla boşamış görünüyor. Bu talak-ı bain midir (kat’i) yoksa dönmeye elverişli talak-ı ric’i midır, bunun niteliğini zaman gösterecektir. Truman’la başlayan tak şak ilişkileri veya parantez Trump veya bir sonraki başkanla kapanabilir. Lakin bir de ara devre vardır. Eisenhower dönemine tekabül etmektedir. 31 Ekim 1956 tarihinde Eisenhower, İsrail'e ekonomik ve askerî yaptırımlar uyguladı. Başkan Eisenhower, Dışişleri Bakanlığına İsrail'in, Amerikan iç siyasetinin mekanizmasına ve oyununa dâhil olamayacağını bilmesi ve anlaması gerektiği yönünde kesin talimat veriyor: "İşlerimizi Amerika'da tek bir Yahudi yokmuş gibi yürütmeliyiz. Tek kriterimiz ülkemizin refahı ve çıkarları olacaktır (Hata Asıl Neredeydi, Fawaz A. Gerges, Timaş Yayınları, s. 249)...” Tarih yeniden aynı döngüsüne döner mi?
Şimdiye kadar Amerikalılar İsrail aleyhine herhangi bir casusluk faaliyetinde bulunmuş değiller. Lakin bir nevi ABD’nin beslemesi olan İsrail pervasızca kendisine tanınan imtiyazlar çerçevesinde ABD’de bu ülke aleyhinde istihbari faaliyetlerde bulunuyor. Kimileri 11 Eylül’de Amerikan körlüğünü buna bağlamışlardı. Siyaseten ABD, İsrail aleyhinde casusluk faaliyetlerine izin vermezken aksi varittir. Müttefik müttefike karşı casusluk faaliyetleri yürütmektedir. Bu da Pentagon’u önlem almaya itiyor. İsrail rahatlıkta Amerikan çıkarları aleyhinde casusluk faaliyetleri yürütmektedir. Bu ülkede bir nevi dokunulmazlık zırhına tabidir. Jonathan Pollard açığa çıkarılmış ve deşifre edilmiş isimlerden birisidir. Casusluk suçlaması nedeniyle 30 yılını demir parmaklıklar arkasında geçirmiştir. Bu kendisine koymuş olmalı ki Netanyahu’yu yerden yere çalıyor ve Amerikan uşağı olarak nitelendiriyor. Pollard’daki bu Amerikan nefreti ve öfkesi anlaşılan muhatap olarak Netanyahu’yu buluyor.
Son sıralarda İran üzerindeki planlamaları erkenden öğrenebilmek açısından İsrail Pentagon üzerindeki casusluk faaliyetlerini yoğunlaştırmış durumda. Lakin sıkı önlemler nedeniyle sızamıyor. Melekler arasında veya gökyüzünde cinlerin kulak hırsızlığı yapmaları gibi (yesterikkune es sem’a) İsrail de Pentagon’da malumat veya istihbarat hırsızlığı yapmaktadır. Alınan önlemler çerçevesinde amacına ulaşamamıştır.
ABD ile İsrail arasında gerileyen ilişkiler çerçevesinde bir başka nokta da İsrail’in eskisi kadar Kongre’ye sızamaması. nüfuz edememesidir. Ya da Trump’ın kendi tabanına hakim olmasıdır. Geçit vermemesidir. Başka bir ifadeyle Cumhuriyetçi tabanına ve senatör ve vekillere hakim bir pozisyonda olmasıdır. İsrail sızmalarına veya sızıntılarına izin verilmemesidir. Netanyahu geçmişte Cumhuriyetçik hattaki dağınıklıklardan besleniyor ve yararlanıyordu. İktidarların etki alanına sızabiliyordu. Trump hem damadı Jared Kushner hem de Epstein skandalı üzerinden ipleri Netanyahu veya İsrail’e kaptırsa da kurumsal olarak bütünlük içinde hareket etmekte ve sızmalara müsaade etmemektedir. ABD-İsrail ilişkileri aynı anda tezatları yaşamaktadır. Trump esmese bile gürlemektedir. Netanyahu karşısında ikide bir patron benim nutukları atıyor ve burnundan kıl aldırmıyor.
Mustafa Özcan/TİMETÜRK