Bir karar vermeden önce bilmek, sormak ve sorgulamak üzerine
Son günlerde fonlarla ilgili yaşananları konuşurken birçok insanın aklındaki ilk soru aynı:
“Param ne olacak?”
Bu çok doğal. İnsan parasını kaybetmekten korkar. Hele o para yıllarca biriktirilmişse, bir ihtiyaca ayrılmışsa ya da geleceğe dair bir planın parçasıysa…
Ama bana göre bunun ardından başka bir soru daha geliyor:
“Peki ben bu kararı verirken neyi biliyordum?”
Bence asıl konuşmamız gereken yer burası.
Ticaretin içinde şunu öğreniyorsunuz: İnsan size yalnızca parasını teslim etmiyor. Bir karar veriyor.
Bir müşteri bir ürünü alırken kendisine verilen bilgiye göre karar veriyor.
Bir üretici ürününü teslim ederken emeğinin karşılığını alacağını düşünerek hareket ediyor.
Bir ortak parasını ortaya koyarken alınan kararların doğru şekilde uygulanacağına güveniyor.
Yani ekonomik hayatın içinde verdiğimiz kararların arkasında çoğu zaman bir beklenti var.
Bu nedenle bir şey ters gittiğinde yalnızca kaybedilen paraya bakmak bana eksik geliyor.
Çünkü insan zarar gördüğünde sadece parasını yeniden hesaplamıyor. Bundan sonraki kararlarını da yeniden düşünüyor.
“Bana ne söylendi?”
“Ben neyi biliyordum?”
“Bilmediğim ne vardı?”
Ve sonunda belki de en önemli soru geliyor:
“Bir daha karar verirken nelere dikkat etmeliyim?”
Bu sorular yalnızca yatırımla ilgili değil.
Bir ürün alırken, bir iş yaparken, bir ortaklığa girerken, bir girişime para koyarken ya da bir kooperatifte ortak karar alırken de aynı meseleyle karşılaşıyoruz.
İnsanların sağlıklı karar verebilmeleri için, onları etkileyebilecek bilgiye ulaşabilmeleri gerekiyor.
Benim ticaret hayatında önem verdiğim şeylerden biri de bu.
Bir işin yalnızca iyi tarafını anlatmak yeterli değil. Karşılaşılabilecek güçlüğü de söylemek gerekiyor.
Bir ürünün özelliğini anlatıyorsak, sınırını da anlatmak gerekiyor.
Çünkü insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek kolay. Asıl mesele, onların neden ve neye göre karar vereceklerini bilmelerine imkân sağlamak.
Elbette herkes kendi kararının sorumluluğunu taşımalı. Araştırmalı, sormalı, anlamadığı noktayı öğrenmeye çalışmalı.
Ama bilgi verenlerin de bir sorumluluğu var.
Bilgiyi mümkün olduğunca açık, anlaşılır ve eksik bırakmadan sunmak.
Çünkü insanın kararını etkileyen önemli bir bilgiyi bilmemesiyle, o bilgiye ulaşamaması arasında büyük bir fark var.
Yaşananlardan sonra insanların daha fazla soru sorması belki de kaçınılmaz.
Daha önce üzerinde düşünmediği ayrıntılara bakacak.
Daha temkinli davranacak.
Belki de bundan sonra bir fırsata bakarken sadece “Ne kazanırım?” diye değil, “Ne bilmem gerekiyor?” diye de soracak.
Bence burada önemli olan, insanların yerine karar vermek değil.
Onların kendi kararlarını daha bilinçli verebilecekleri bir ortamın oluşmasına katkı sağlamak.
Çünkü ekonomik hayat yalnızca rakamlardan oluşmuyor.
Her rakamın arkasında bir insanın emeği, birikimi, beklentisi ve verdiği bir karar var.
Bu yüzden bugün kendimize yalnızca,
“Param ne olacak?”
diye sormakla yetinmemeliyiz.
Bir soru daha sormalıyız:
“Peki ben neyi biliyordum?”
İsmihan Yılmaz/TİMETÜRK