$

Dolar

48,2909

Euro

56,1873

£

Sterlin

65,5184

Frank

59,7734

Gram Altın

6.918,3900

Bitcoin

3.796.993

$

Dolar

48,2909

Euro

56,1873

£

Sterlin

65,5184

Frank

59,7734

Gram Altın

6.918,3900

Bitcoin

3.796.993

Makale 01.09.2026 5 dk okuma

Nobel ödüllü formüllerin kör noktası

Paylaş:

1929’da Büyük Buhran tüm dünyayı kasıp kavurduğunda ya da 2008’de küresel finans sistemi derin bir çöküşün eşiğine geldiğinde, dünyanın en prestijli üniversitelerinden mezun olan, ceplerinde Nobel ödülleri taşıyan dahi ekonomistler neye uğradıklarını şaşırmışlardı.

Ekranlarındaki karmaşık algoritmalar, kusursuz görünen ekonometrik modeller bir gecede çöp oluverdi. Neden mi? Çünkü modern dünya, ekonomiyi laboratuvarda incelenen cansız bir nesne veya sadece matematiksel formüllerden ibaret ruhsuz bir matris sanma hatasına düştü.

Eskiler, "Hal bilmeyenin kelamı yalan olur" derler. Bugün makroekonomik verilerin parıltılı dünyasında kaybolanların ıskaladığı en büyük hakikat tam olarak budur: Ekonomi, grafiklerin soğukluğundan çok daha öte, etten, kemikten ve en önemlisi sarsıcı insan hikâyelerinden örülü canlı bir organizmadır.

Enflasyon Sepetinden Taşan İnsan Manzaraları

İktisatçı Mahfi Eğilmez hoca, ekonominin sadece soyut rakamlardan ibaret olmadığını, özünde insan davranışlarını, tercihlerini ve psikolojisini inceleyen sosyal bir bilim olduğunu her fırsatta hatırlatır. Merkez bankalarının faiz kararları, büyüme oranları ya da enflasyon sepetindeki maddeler elbette mühimdir; fakat bu veriler tek başına bir toplumun refahını ya da iç huzurunu ölçmeye yetmez. Bir ülkenin büyüme rakamları kâğıt üstünde rekorlar kırarken, sokaktaki insanın alım gücü daralıyor ve sofrasındaki ekmek küçülüyorsa, orada büyük bir yanılsama var demektir.

İşte neoklasik iktisat teorilerinin o meşhur, kusursuz ve bencil "Homo Economicus" (rasyonel insan) modeli, gerçek hayatın sokaklarına çıktığında tam da bu yüzden duvara toslar. İnsan, sadece kendi çıkarını maksimize etmeye programlanmış ruhsuz bir hesap makinesi değildir. Gerçek ekonomi, o soğuk istatistik tablolarının kör noktalarında, akşam eve boynu bükük dönen bir babanın çaresizliğinde ya da çocuğuna okul harçlığı veremeyen bir annenin yürek sızısında gizlidir.

Bir Sosyal Rapor

Geçen akşam bizim Türkoğlu’nun küçük bir mahallesinde emektar bakkal Osman Amca’nın dükkânına uğradım. Köşedeki küçük ahşap taburesine oturmuş, loş ışığın altında elindeki yıpranmış veresiye defterinin sayfalarını tek tek çeviriyordu. Ne elinde gelişmiş bir tablet vardı ne de önünde karmaşık bir Excel tablosu. Ama bana öyle bir ekonomi sunumu yaptı ki, hiçbir akademik kürsüde böylesine yalın ve derin bir analiz dinleyemezsiniz.

Başını defterden kaldırıp iç geçirdi: "Bak evlat"dedi, "Şu karşı binadaki Ahmet Usta üç aydır işsiz, defterdeki borcu kabardı ama tek kelime etmem, gururludur. Yan sokaktaki dul teyzenin oğlu bu yıl üniversiteyi kazandı, esnafla aramızda para toplayıp harçlık yaptık. Şu genç çift ise yeni evlendi, durumları sıkışık; yumurtayı, ekmeği bazen zararına veriyorum ki ocakları tütmeye devam etsin." Osman Amca bir ekonomist değildir; hayatında Adam Smith okumamıştır, stagflasyonun teorik tanımını belki bilmez. Ama o, ekonominin en derin, en saf ve en hakiki ruhunu avucunun içi gibi bilir.

Çünkü onun defterinde sadece rakamlar değil; mahallenin işsizi, okuyan genci, darda kalan ailesi yani hayatın ta kendisi yazılıdır. Merhum Mehmet Genç hocamızın Osmanlı iktisat zihniyetinde üzerine titrediği o toplumsal denge, "iaşe" (bolluk) ve sosyal barış ilkesi, bugün devasa plazalarda değil, işte bu küçük bakkal dükkânlarının vicdanında nefes almaya çalışıyor.

Zihniyet Çöküşü ve Teavün Kanunu

Büyük iktisat sosyoloğumuz merhum Sabri Ülgener, toplumların iktisadi geleceğini belirleyen asıl unsurun ahlaki ve zihni altyapı olduğunu vurgularken tam da bu insani dokuya işaret ediyordu. Biz ne zaman ki ekonomiyi sadece "altta kalanın canı çıksın" mantığıyla işleyen vahşi bir tüketim ve kâr yarışına çevirdik, işte o zaman zihniyetimiz de iktisadi huzurumuz da aşınmaya başladı. Süpermarket zincirlerinin soğuk barkod okuyucuları kimsenin derdini sormaz, darda mısın bakmaz; paran yoksa kapıyı gösterir. Oysa mahalle bakkalı, toplumsal vicdanın görünmez sigortasıdır.

Bediüzzaman Said Nursi’nin toplumsal hayatın işleyişine dair muazzam bir tespiti vardır: “Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir teavün (yardımlaşma) kanunu cari ve hâkimdir.” Bediüzzaman, insanların birbirine muhtaç yaratıldığını ve toplumu ayakta tutan asıl gücün maddiyattan ziyade şefkat, merhamet ve karşılıklı yardımlaşma olduğunu söyler. Eğer biz ekonomiyi bu yardımlaşma ve dayanışma ekseninden koparıp sadece soğuk borsa endekslerine mahkûm edersek, toplumsal bağlarımızı tamamen kaybederiz.

Velhasıl ekonomi; sadece faiz, kur ve enflasyon üçgenine sıkıştırılamayacak kadar muazzam bir insan hikâyesidir. Rakamlar size yön gösterebilir, grafikler gidişatı anlatabilir; fakat ekonominin gerçek nabzı plazaların cam arkasından değil, mahallenin bakkal dükkânından, o dükkândaki veresiye defterinin insani sıcaklığından tutulur.

İnsanı merkezine almayan, komşunun sıkıntısını dert edinmeyen hiçbir iktisat modeli kalıcı bir refah üretemez. Gerçek kalkınma, sadece banka hesaplarının büyümesiyle değil; bakkal Osman Amca’nın defterindeki o hüzünlü ve umutlu insan hikâyelerinin mutlu sonla bitmesiyle mümkündür.

Selam ve Dua ile…

Yusuf Çelik/TİMETÜRK

Etiketler:
Yusuf Çelik
Yusuf Çelik

Köşe Yazarı