$

Dolar

47,8736

Euro

55,4701

£

Sterlin

64,8964

Frank

58,9141

Gram Altın

6.747,3800

Bitcoin

3.010.132

$

Dolar

47,8736

Euro

55,4701

£

Sterlin

64,8964

Frank

58,9141

Gram Altın

6.747,3800

Bitcoin

3.010.132

Makale 17.08.2026 6 dk okuma

Pamuk ipliğine bağlı bu hayat

Paylaş:

Hayat, ani değişiklikler ve beklenmedik sürprizlerle dolu. Planlar bozulur, insanlar bizi hayal kırıklığına uğratır ve işler nadiren umduğumuz gibi gider. Bu sağlam garantinin olmaması, hayatın aslında ne oluğunu bilmeyenler için ağır, sinir bozucu ve yorucu gelebilir.

Ancak, hayat, doğası gereği “pamuk ipliğine bağlı” bir mevzudur. Bu durum, sadece şairane bir betimleme değil, aynı zamanda varoluşumuzun en temel gerçeğidir.

Bir varsınız, bir yoksunuz. Sabah uyandığınızda “varsınız”, akşamüstü “yoksunuz”. Veya akşam uyursunuz, sabah uyanamazsınız.

Bu sit-com dizisi aslında, en kötü yazılmış ancak en çok izlenen ama hiç de ders alınmayan, çoğu zaman ciddiye alınmayan bir dizidir. Bizler, bu dizinin figüranları olarak, sanki başrol oyuncusuymuşuz gibi devasa planlar yapmaya bayılıyoruz. Sanki hayat sonsuzmuş gibi… Sanki hayat bizim planlarımızı umursayacakmış gibi…

Ancak, hayatın öyle kontrolsüz, öyle vahşi ve evcilleştirilemez tarafları vardır ki, insan ne kadar direnirse dirensin bu akışın karşısında bir yaprak gibi savrulmaktan kurtulamaz. Yapılan planlar, büyük umutlar, hırslar bu savrulma ile yok olur gider.

Hayat, katı mantık kurallarının boyunduruğuna girmeyi reddeden, asi ve hesaplanamaz bir süreçtir.

Hayat, matematik değildir. İnsanoğlu olarak doğduğumuz andan itibaren her şeyi sınıflandırma, ölçme ve bir kalıba sokma hastalığına yakalanmışız.

Bir düşünün; okullar, iş yerleri, kariyer basamakları... Hepsi bize hayatın bir formülü olduğunu, 2x2'nin her daim 4 edeceğini öğretir. Oysa gerçek hayat, bu matematiksel kusursuzluktan çok uzak, kaotik ve kuralsız bir orman gibidir.

Okul sıralarında bize öğretilen "neden-sonuç" ilişkisi, gerçek hayatta çoğu zaman elinde kalır. Matematikte 2 ile 2’yi çarptığınızda sonuç sabittir. Ancak hayatta, 2 iyi niyetle 2 çabayı çarptığınızda bazen "sıfır" elde edebilir, bazen de hiç beklemediğiniz bir "sonsuzluk" ile karşılaşabilirsiniz.

 Hayatın ölçü tutmaz. Toplum bize sürekli "hayatın standartları" olduğunu dikte eder. "Şu yaşta evlenmelisin, bu başarıya ulaşırsan mutlu olursun, şu adımları atarsan güvenli bir hayata sahip olursun."

Ancak hayatın bir standartı yoktur; çünkü her insan, kendine has bir evrendir. Terzi işi olmayan bir kıyafeti, herkese aynı zorla giydirmeye çalışmak gibidir; kimi için bol gelir, kimi için dar, kiminin ise içinde nefes almasına bile müsaade etmez.

Hayat, ölçü tutmaz. Bir gün kazandığınız bir zafer, ertesi gün sizi aynı yöntemle başarıya ulaştırmaz. Hayatın ritmi, sizin kurduğunuz denklemleri her gün bozmak üzerine kuruludur.

Hayat karşısında mantık iflas eder. Mantık, hayatın sadece bir köşesini aydınlatan küçük bir fenerdir. Ancak hayat, o fenerin ışığına sığmayacak kadar geniştir.

İnsan, rasyonel bir varlık olduğunu iddia etse de, aslında duyguların, rastlantıların ve kaosun yönettiği bir dünyada yaşar. Mantık işe yaramaz demiyoruz, ancak mantığın bittiği yerde hayatın başladığını hatırlatmak istiyoruz.

Hayata bir kıyafet biçmeye çalışmak yanlıştır. O, sizin biçtiğiniz kalıplara sığmayacak kadar asi, matematiksel bir kesinlikten uzak olacak kadar özgürdür. Bırakın, denklemleriniz çözülmesin; bazen sonuçsuzluk, en güzel cevaptır.

Hayatın en büyük ironisi, her şeyi bilme arzumuz ile hiçbir şeyin garantisinin olmaması arasındaki uçurumdur. Belirsizlik, kapımızı çalacak bir misafir değil, oturduğumuz evin ta kendisidir.

Yarının ne getireceğini, bir saniye sonra rüzgârın hangi yöne eseceğini bilmemek, insan zihnini korkutur çünkü zihnimiz kontrolü sever. Fakat sonsuzluk hissi ile insan ömrünün o saniyelik kırılganlığı yan yana geldiğinde, ortaya trajikomik bir tablo çıkar.

Evren sonsuz bir uzay ve zaman okyanusuyken, bizim 3-5 yıllık stratejik planlarımız tabiri caizse kumdan kaleler yapıp okyanusun dalgalarına meydan okumaya benzer. Sonsuzluğun büyüklüğü karşısında insan, kendi küçüklüğünü kabullenmek zorundadır.

Eski bilgelerimiz buna “Gelimli gidimli dünya!” demişler. Bu, aslında çok derin bir varoluşsal kabulleniştir. Dünyaya geldiğimize göre gideceğimiz kesin. Ama ne zaman, nerede, ne şekilde gideceğimizin bilgisi bizden sakınmıştır. İşte bu “sakınma”, hayatın kontrolsüz taraflarının en somut kanıtıdır. Trafik ışıklarından küresel salgınlara, ekonomik krizlerden kelebek etkisine kadar her şey elimizin altından kayıp gider.

Bu kontrol edilemez dinamikler karşısında insanın “her şeye hâkimim” demesi, Titanic batarken güvertede şezlongun yerini değiştirmekten başka bir şey değildir. Belirsizlikle dans etmeyi öğrenemeyenler, her yanlış adımda hayatın sert duvarına çarpmaya mahkûmdur.

“Geleceğe garanti vermek, her şeyi bildiğini ve her şeye hâkim olduğunu söylemek, her şeye güç yetirebildiğini ifade etmek, kendisini dolaylı yoldan “Tanrı” ilan etmek anlamına gelir.”

Öyleyse, hayatın bu denli kontrolsüz, kırılgan ve sonsuzlukla çevrili yapısına ters düşen devasa ihtiraslar peşinde koşmak neden?

Bir saniye sonrası için kesin konuşamıyorken, neden geleceği tapulu malımız gibi görüyoruz?

Belki de gerçek bilgelik, bu pamuk ipliğinin kırılganlığını kabul edip, sonsuzluğun karşısında anın tadını çıkarmaktır.

Unutmayın, bir an varsınız, bir an yoksunuz. Bir dahaki sefere hayatın kontrolsüz dalgalarına öfkelendiğinizde, yaratanın sizi izleyip güldüğünü hatırlayın ve o çayınızdan bir yudum daha alın.

“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka değildir! Âhiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” (En’am: 32)

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Etiketler: