Bir akademisyen olarak yazmanın riski var. 2547 Sayılı kanun var. O da yetmez ise 657 sayılı kanun var. Öyle içinden geleni, aklına eseni yazamazsın. Hele hele kendi kurumunla ilgili olarak olumlu veya olumsuz bir şey yazmazsın. Yasak!
Yazacaksan suya sabuna dokunmadan yazacaksın.
Suya da dokunurum sabuna da. Vatanını ve milletini seven milliyetçi bir akademisyen olarak milli hassasiyetlerim var. Akademisyen suya sabuna dokunmayacak da kim dokunacak? Bu kısıtlama, bu kaygı, bu çekince niye?
Milleti millet yapan değerler var. Dil, tarih, kültür, gelenekler…
Bu değerler dejenere olurken susmak, duyarsız kalmak, aldırmamak mı gerekir?
Dilimizin halini bir düşünün. Bir milletin dili namusudur derler. Kullanılan kelime sayısı, sokak dili, argo her yerde. Tüm medya araçlarında kullanılan Türkçeye bir dikkat edin. Oysa “Türkçe mübarek bir dildir” demişti Prof. Dr. Hasan Bacanlı Hoca.
Türk tarihi ne durumda? Acaba Osmanlıyı, Selçukluyu Türk tarihi içine koysak mı? Yeni nesiller Türk tarihini Cumhuriyet tarihinden ibaret olarak bilmektedir. Sanki Osmanlı başka bir millet! Sanki Selçuklu Türk değil!
Türkler tarih boyunca 100’den fazla devlet, hanlık ve beylik kurmuştur. Bunları tanıtmak öncelikle öğretim kurumlarının işi değil mi? Bu iş öyle TRT’de birkaç tarihi dizi yayınlamakla yeterli görülemez. Doğrusu o filmlerin okullardaki tarih derslerinden daha etkili olduğunu da kabul edelim.
Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu. Gençlerimizi bu konuda bilgilendirme işini kim yapacak? Okullar, üniversiteler, diğer eğitim kurumları, gençlik ve spor bakanlığı tarafından geliştirilen projeler, etkinlikler nerede?
Tarihte ve günümüzde bağımsız ve uluslararası statüye sahip 7 bağımsız Türk devleti bulunmaktadır: Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC). Türk tarihi dediğimiz tarih, bu ülkelerin tarihlerini de kapsamaz mı?
Kültüre gelince…
Kültürel değerler sadece turistik değerler değildir. Kültür, sadece Türk kültürü de değildir. İnsanlık kültürü denilen bir müktesebat var. Gelenekler, görenekler, inançlar geçmişte kalmadı. Hepsinin günümüze yansımaları var. Müfredata neden bir Antropoloji dersi konmuyor? Antropoloji bilinmeden din ve kültür nasıl anlaşılacak? İnsan ve insanlık tanınmadan insanla ve insanlıkla ilgili yapılan değerlendirmeler, söylenen sözler yanlış olmaz mı?
Milleti millet yapan bu değerler dejenere olurken suya sabuna dokunma demek ne anlama gelir?
Milletimin değerlerine saygılı olmak zorundayım. Saygılı olmayanlara dokunmak gerekli değil mi?
Bu milletin ahlaki değerleri var. En az 2000 yıldır kuşaktan kuşağa aktardığı töresi var, türküsü var, masalları var, destanları var, gelenekleri var…
Dokunulması gerekenlere dokunmak töre gereğidir.
Ahlaksızlık varsa elbette dokunmak lazım. Ahlaksızlıkların üstü örtülemez. Ahlaksızlıklara perde olmak, ahlaksızlığa ortak olmak anlamına gelir.
Yolsuzluk varsa elbette dokunmak gerekir.
Elbette ülkemize düşmanlık varsa, mücadele vermeliyiz. Böyle bir durumda özellikle akademisyenlerin mücadeleyi başlatması beklenir. Onların topluma ve millete karşı görevleri var.
Bir yerde haksızlık varsa, zulüm varsa, adaletsizlik varsa, akademisyen susacak mı?
Mazlumun hakkının savunulması, zalimin zulmünün de ifşa edilmesi akademisyenin topluma karşı görevlerindendir.
Akademisyeni kısıtlayan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun akademisyenin lehine yorumlanması, onun topluma karşı görevlerine yerine getirmesi için önemlidir. Aksi takdirde kısıtlayıcı bir yorumla akademisyenin zapturapt altına alınması 28 Şubat kafasının hortlatılması anlamına gelir.
Bir akademisyen aman bana bir şey olmasın düsturunu kendine yol bilmişse, fazlaca egosantrik ise, korkak ise, fazlaca sinik ve silik bir karakterdir. Elbette suya sabuna dokunmaktan korkar.
Söz konusu vatan ise, millet ise, milletin değerleri ise suya da dokunurum sabuna da!
Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK