Akademik lisanın o ağırbaşlı nehirleri artık kurudu; zira çağ, derinliğin kederini değil, sığlığın hızını talep ediyor. Okurun nazarında değer, metnin erdemiyle değil, tüketilme hızıyla ölçülüyor. Mademki varlığın yegâne kanunu ihtilaçtır, o halde ben de bu akıntıya kapılacağım. Zira kafa yormak, bu çağda beyhude bir çileden gayri nedir ki? Ben de yükselmek istiyorum; sathi, fakat muteber bir zirveye ermek arzusuyla kavruluyorum.
Bundan böyle her eylemin kılıfı "devlet ve millet" perdesiyle örtülecek. Mahalli olanın, kök salmanın, o eski ve mahcup aidiyetlerin pazarında artık para geçmiyor. Küresel rüzgârların yönüne göre eğilmek, en kârlı maharetmiş. Geleneklerin o mukaddes yükünü omuzlarından atıp, bıyık altından gülenlerin alaycı nazarlarına teslim olmaktansa, bu ikiyüzlülük oyununa ben de katılacağım. Biraz da ben istismar edeceğim; çünkü ben de yükselmek istiyorum.
Devlet ve millet mefhumları mutlak birer hakikat oldukları için değil, birer kaldıraç vazifesi gördükleri için kıymetli. Kudret sahiplerinin kapısında bu kutsal kelimeleri birer sadaka taşı gibi sallamak, en kestirme prim kapısı. Kim sorgular ki niyetin hakikatini? Bu riyakâr huzur ne denli cazip; ben de bu merdiveni tırmanmak istiyorum.
Yalanlar hakikatin kisvesine bürünecek, iftiralar kamu menfaati adına zikredilecek. Şantajın dahi "vatanın selameti" namına mubah sayıldığı bir iklimde, kim ahlakın terazisini sorar? Etik, bu pazarın en ucuz hurdası. Ne ala memleket! Ben de bu kervana katılmak, ben de yükselmek istiyorum.
Eğer biri çıkıp da bu gidişata çomak sokacak olursa, paratoner hazır: Yine devletin azletmeyen gölgesine sığınacağız. "Devletin adamıyım" kalkanı, dokunulmazlığın en kusursuz pazarlama hilesidir. Pazarlamanın bu en kârlı formülünü ben de tatbik edeceğim; zira ben de yükselmek istiyorum.
Oysa hakikatte yapılanların ne milletle ne de devletle bir bağı var. Lakin çıkıp da "Bunu kendim için yaptım" demek, bu düzende dürüstlük değil, ancak bir ahmaklık sayılır. Acaba dürüstlük, safderunluğun diğer adı mıdır?
Neden erdem ödüllendirilmez de; FETÖvari bir mantıkla dinini, vatanını, izzetini kendi menfaatine tahvil edenler baş tacı edilir? Bir yerlerde eksik olan bir taş var; yoksa benim bu tenhalarda kalışım bundandır belki? Ben de o yüzden yükselmek istiyorum.
Şu acı hakikatle yüzleşmek mukadderdir: Hakikaten üreten, alnının teriyle kazanan ve dürüst kalanlar, bu düzenin en alt tabakasını, gözü açılanların nazarında körler ordusunu teşkil eder. Üsttekiler alttakilerin sırtına taht kurmuş, bıyık altından gülmektedir. Trajikomik dediğimiz bu ucube manzara, hırsın ve riyanın ta kendisidir.
Ne var ki, küçümsedikleri o üretici alt tabaka olmasa, bu gözü açılanlar saltanatlarını hangi enkaz üzerine kuracaklar?
O halde aydınlanma yasaktır; cehaletin karanlığı onların iktidarının harcıdır. Bırakalım onlar kör kalsınlar, çalışsınlar ve üretsinler. Gözü açılanların sırtına basacağı sadık köleler lazım. Ben de o saltanattan payımı istemez miyim? Ben de yükselmek istiyorum.
Artık ben de onlardan olacağım. Her kula göre bir şerbet, her zihne göre bir yalan sunacağım. Kendi çıkarımın etrafında çemberler örüp, gerektiğinde kalıptan kalıba gireceğim. "Millet" diyeceğim, lakin kelimeyi kendi konforuma kalkan edeceğim.
Dilimde yerlilik ve millilik ezgisi, el altından küresel projelerin tezgâhında dokunacak kaderim. Kudret neredeyse, rüzgâr hangi yöne esiyorsa ben de orada olacağım. Tehdidi ve şantajı menfaat çeteme havale edip, bunu dahi "yüce çıkarlar" namına yaptığımı haykıracağım.
"Türkiye Yüzyılı" dendiğinde kulak kesileceğim, lakin yegâne gayem kendi geleceğimi ve rahatımı garantiye almak olacak. Bana ne uzak ufuklardan, bana ne zamana yayılan davalardan? Benim menzilim, kendi nefsani konforumun sınırlarıdır.
Artık liyakatin o mağdur lisanını terk ediyorum. Ben de yalan söyleyecek, ben de iftira çarkına su taşıyacağım. İşçi kalmaya niyetim yok; bu köle düzeninde masum bir kurban olmaktansa, oyunun kurallarını yazanlardan olacağım.
Çıkarcılığın bu konforlu limanına sığınmaktan başka çare bırakmadılar. Alın terinin kıymet bilinmediği bu coğrafyada, gözü açılanların oyuncağı olarak ömrü tüketemem.
Ve nihayet, evet...
Ben de küreselleşeceğim, dünyanın her yerinde ev sahibi, hiçbir yerde vicdan sahibi olmayacağım. Kimliği, aidiyeti birer külfet gibi sırtımdan atacağım.
Lakin...
Bütün bunları düşünürken içimdeki o derin tortu isyan ediyor. Özüm, sütüm, cibilliyetim buna cevaz vermiyor. Kanım bozuk değil; aklımı kiraya vermedim, vicdanımı pazara çıkarmadım. Emanet bir akılla, ödünç duygularla yol yürünmez.
Böylece yükseldiğini zannedenler, aslında tırmandıkları her basamakta ruhlarının derinliklerine gömülen zavallılardır.
Alçalarak yükselmektense, onurlu bir düşüşü yeğlerim. Bırakın zirveler sizin olsun; ben hakikatin o sarp, fakat dik yokuşunda kalmayı seçiyorum.
Biliyorum ki bu dünya kötülerin dünyası… Düzenbazların yalancıların dünyası… Liyakat da liyakatsizler tarafından belirlendikçe umut yok!
Ben vazgeçtim. Alın atınızı!
Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK