Günümüz Türkiye'sinde siyasi çerçeve, çözülmesi adeta imkânsız bir Da Vinci şifresine dönüştü. Partiler arasındaki transfer hızına yetişmek ne mümkün! Kim hangi tarafta, savunduğu ilke nereye kayboldu, neye göre evrildi... Anlayana aşk olsun.
Pozitivist ve hümanist söylemlere sahip bir merkez solun; Bergson'un manevi sezgiciliğini ve ruhunu taşıyan muhafazakâr çizgilerle, felsefi ve fikrî bir zemin gözetmeksizin yan yana gelme gayreti bu tabloyu daha da ironik kılıyor.
Zira bir fikrin, bir duruşun omurgası vardır ve bu omurga düşüncemizin temelini oluşturur. Ciddiyetle savunduğun bir doğruyu; rüzgârın estiği yöne, konjonktüre göre feda eder ve savrulursan, bu tutum siyaseten etik değildir. Belli bir zemin üzerine yükselen merdivenin altından zemini çekip alırsanız, o yapının ayakta kalması imkânsızlaşır.
Cemil Meriç Üstad'ın sağ-sol ayrımı konusundaki haklı tespitine katılarak ifade etmek gerekir ki; inandığı değerler uğruna iki kutba ayrılmış siyasi aktörlerin, bugün pragmatist çıkar hesaplarıyla birer yarış atına dönüşmesini izlemek son derece üzücü. Kimliğin ve duruşun ne olduğuna dair ciddi bir kriz yaşayan bürokrat kanadındaki savrulmaları izlemek ise ayrı bir garabet.
Bu durum bana merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın meşhur tespitini hatırlatıyor: "Milli Görüş'ün karşısında diğer bütün partiler aslında tek bir partidir."
Siyasi arenada parti sayısı ikiden fazla görünse de hakikatte çizginin iki temel ilkeden ibaret olduğunu vurgulayan bu okuma, günümüzü de net bir şekilde aşikâr ediyor.
Zira küresel ve emperyalist sistemde köklü bir değişiklik yokken, partiler arası anlam karmaşası yaşayan aktörlerin bu baş döndürücü transfer hızı oldukça manidardır.
Küçük ve sığ zihniyetlerle, sadece çıkarları için politika yapanlardan siyaset beklemek, acınası bir durumun tablosudur.
Omurgasız siyasetten omurgalı bir gelecek çıkmaz.
İbn Haldun'un Mukaddime'de dediği gibi: "Asabiyetini yitiren bir toplum, menfaat şebekelerinin oyuncağı olur. Adalet yıkılınca, devlet de yıkılır."
Vesselam.
Hatice Kübra Birinci/TİMETÜRK