Azerbaycan’da Başörtüsü Kısıtlamaları ve İdeolojik Hegemonya Sadece Bir Yönetmelik Mesele Var? Son dönemde Azerbaycan’daki eğitim kurumlarında gündeme gelen kılık-kıyafet kısıtlamaları, başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin okul kapılarından çevrilmesi tartışmaları, yüzeysel bir bakış açısıyla basit bir "okul kuralı" veya "disiplin yönetmeliği" olarak sunulmaktadır. Ancak toplumsal olayları sadece görünen yüzüyle okumak, arkasındaki dinamikleri gözden kaçırmamıza neden olur. Bakü’de yaşananlar ne münferit bir idari karar ne de sadece bir kılık-kıyafet meselesidir. Türkiye’de 28 Şubat sürecini tecrübe etmiş bir toplumsal hafızanın gözüyle bakıldığında, karşı karşıya olduğumuz tablo son derece tanıdıktır. Bu süreç, siyasi üst yapının devlet erki ve kurumlar aracılığıyla toplumsal dokuyu devşirme ve dönüştürme gayretinden başka bir şey değildir. 1. Karl Marx’ın Altyapı-Üst Yapı Kuramı Çerçevesinde Azerbaycan Klasik Marksist teoride altyapı (üretim ilişkileri, ekonomik ve toplumsal temeller) üst yapıyı (hukuk, siyaset, din, eğitim kurumları) belirler. Ancak egemen güçlerin siyasi erki ellerinde topladığı dönemlerde bu mekanizma tersine işletilmek istenir. Siyasi üst yapıyı kontrol eden hegemon güç, elindeki devlet aygıtlarını kullanarak altyapıyı —yani toplumun sosyolojik, kültürel ve manevi yapısını— kendi zihniyet kalıplarına göre yeniden inşa etmeye çalışır. Azerbaycan’da bugün tanıklık ettiğimiz kısıtlamalar tam da bu mekanizmanın bir tezahürüdür: Kurumların Araçsallaştırılması: Bakanlık yönetmelikleri, eğitim idareleri ve yargı mekanizmaları, toplumun doğal akışına ve inanç değerlerine yön vermek üzere birer "toplumsal mühendislik aygıtı" haline getirilmektedir. Toplumsal Mühendislik: Okul kapıları, devletin makbul gördüğü vatandaş tipolojisini üretmenin ve ideolojik hegemonyayı tesis etmenin araçları olarak kullanılmaktadır. 1. İdeolojik Devlet Aygıtları ve "Kamusal Alan" Baskısı Louis Althusser’in dikkat çektiği üzere eğitim kurumları, devletin ideolojik aygıtlarının en işlevsel parçasıdır. Kılık-kıyafet düzenlemeleri üzerinden kız çocuklarının ve genç kadının eğitim hakkı ile inancı arasında bir tercihe zorlanması, hegemon iradenin topluma verdiği açık bir mesajdır: "Benim belirlediğim şartlar ve sınırlar dahilinde var olabilirsin." "Laiklik", "kamusal alan" veya "düzen" adı altında yürütülen bu politikalar, bireyin en temel hakkı olan eğitim ve din özgürlüğünü kısıtlarken, devlete karşı bir toplumsal yabancılaşma ve kırgınlık üretmektedir. 1. 28 Şubat Hafızası ve Tarihsel Dersler Türkiye, 1990’ların sonunda 28 Şubat süreciyle tam da bu ideolojik hegemonyanın acı sonuçlarını yaşadı. "İkna odaları", üniversite kapılarında bekletilen gençler ve kamusal alandan izole edilmek istenen dindar kitleler, toplumsal barışta derin yaralar açtı. Tarihin öğrettiği en temel ders şudur: Siyasi üst yapı, toplumsal altyapının kökleriyle ve inanç değerleriyle cebren çatışmaya girdiğinde kalıcı bir düzen sağlayamaz. Baskı ve kısıtlama politikaları toplumu daha homojen veya modern yapmaz; aksine adalete olan güveni zedeler ve kutuplaşmayı derinleştirir. Sonuç ve Değerlendirme Azerbaycan’daki kılık-kıyafet kısıtlamalarını sadece bir "kumaş parçası" veya "okul disiplini" tartışmasına indirgemek, arkasındaki siyasi-toplumsal mekanizmayı görmezden gelmektir. Bakü’de yaşananlar; siyasi üst yapıyı elinde tutan hegemon gücün, devlet aygıtlarını ve eğitim kurumlarını kullanarak toplumsal altyapıyı devşirme ve dönüştürme çabasıdır. Kardeş ülke Azerbaycan’ın toplumsal huzuru ve istikbalı; Türkiye’nin geçmişte yaptığı bu hatalardan ders çıkarılmasında, eğitim hakkının ve bireysel özgürlüklerin her türlü ideolojik hegemonyanın üzerinde tutulmasında yatmaktadır.
Hatice Kübra Özbirinci/TİMETÜRK