$

Dolar

46,1116

Euro

53,1487

£

Sterlin

61,9322

Frank

57,9364

Gram Altın

6.409,1600

Bitcoin

2.783.916

$

Dolar

46,1116

Euro

53,1487

£

Sterlin

61,9322

Frank

57,9364

Gram Altın

6.409,1600

Bitcoin

2.783.916

Makale 07.06.2026 5 dk okuma

“Odu otağı kör galasıcalar”

Paylaş:

Bu ülke ne çektiyse; kendisini milletin üstünde görenlerden çekti…

Kimi kravatıyla çıktı karşımıza,

kimi cübbesiyle,

kimi apoletiyle,

kimi de sarığıyla…

Ama ortak özellikleri hep aynıydı:

Milleti adam yerine koymamak…

Bir kısmı kendisini “çağdaş”, “aydın”, “ilerici”, “Kemalist” diye tanıttı.

5816 sayılı kanunu da adeta bir zırh gibi kullanarak her eleştiriyi susturmaya çalıştı.

Millete hep tepeden baktılar.

Sandıkta istedikleri sonuç çıkmadığında halkı cahillikle suçladılar.

Kendileri gibi düşünmeyen milyonları;

“göbeğini kaşıyan adam”,

“makarnacı”,

“kömürcü”,

“gerici”,

“eğitimsiz”

gibi sıfatlarla küçümsediler.

Demokrasi dediler ama millet onların istediği gibi oy verirse…

Özgürlük dediler ama sadece kendi düşüncelerine…

Hukuk dediler ama yalnızca işlerine geldiğinde…

Yıllarca devletin bürokrasisinde, yargısında, üniversitelerinde, medyasında ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görünmez vesayet odakları oluşturdular.

Milletin seçtikleriyle değil,

atanmışların gücüyle ülke yönetmeye kalktılar. Sonra dönüp darbeleri konuşuyoruz…

27 Mayıs’ı,

12 Mart’ı,

12 Eylül’ü,

28 Şubat’ı,

27 Nisan e-muhtırasını…

Peki bunları doğuran zihniyet neydi?

Millete güvenmeyen, milleti sürekli denetlenmesi gereken bir kalabalık olarak gören anlayış değil miydi?

Tabi, hikâyenin diğer tarafı da var.

Bu ülke yalnızca laikçi vesayetlerden çekmedi. Dini kendi tekeline alan yapılardan da çekti.

Allah’ın dinini anlatmak yerine kendi cemaatini anlatanlardan…

Kendisini İslam’ın temsilcisi gibi gösterenlerden…

Din üzerinden güç devşirenlerden…

Birbirleriyle Allah rızası için değil,

ihale için,

kadro için,

makam için,

ekonomik güç için mücadele edenlerden…

Bu ülkenin insanı yıllarca bir tarafta seküler vesayetin, öbür tarafta dini vesayetin arasında sıkıştırıldı.

Biri “Ben biliririm” dedi.

Diğeri “Ben daha iyi bilirim” dedi.

Millet ise ikisine de hesap ödemek zorunda bırakıldı.

Sonra ekonomik krizler geldi.

Devalüasyonlar geldi.

Yolsuzluklar geldi.

Kavgalar geldi.

Huzursuzluklar geldi.

Ve bütün bu süreçlerde Türkiye’nin önüne çıkan bir başka gerçek daha vardı:

PKK ve benzeri terör örgütleri…

Dışarıdan desteklenen, içeride kullanışlı aparatlara dönüştürülen yapılar…

Türkiye ne zaman ayağa kalkmaya çalışsa, ne zaman kalkınma hamlesi yapsa, ne zaman kendi eksenini oluşturmaya yönelse,

mutlaka bir yerlerden düğmeye basıldı.

Terör…

Kaos…

Ekonomik operasyon…

Siyasi mühendislik…

Aynı senaryonun farklı sahneleri olarak karşımıza çıktı.Ama bütün suçu dışarıda aramak da kolaycılık olur.

Çünkü içeride de büyük bir problemimiz var.

Popülist siyaset… Yani halk yardakçılığı…

Millete doğruları anlatmak yerine hoşuna giden şeyleri söyleyen siyaset…

Geleceği kurtarmak yerine seçimi kurtarmaya çalışan siyaset…

Delege hesapları yapan siyaset…

Rövanş duygularıyla hareket eden siyaset…

“Ülkeye ne kazandırırım?” diye değil,

“Rakibime ne kaybettiririm?” diye düşünen siyaset…

Bugün birçok siyasi hareketin içine düştüğü en büyük hastalık budur.

Çünkü siyaset hizmet yarışından çıkıp kale fethetme yarışına dönüştü.

Belediye almak…

Parti almak…

Delegeleri almak…

Koltukları almak…

Ama kimse milletin gönlünü kazanmanın peşinde değil.

Oysa bu ülkenin ihtiyacı yeni kurtarıcılar değil…

Yeni putlar değil…

Yeni vesayet odakları değil…

Bu ülkenin ihtiyacı;

Millete güvenen siyasetçiler,

Devlete sadık bürokratlar,

Vicdan sahibi aydınlar,

İnancını ticarete dönüştürmeyen din adamları,

Ve en önemlisi;

Kendisini değil memleketini düşünen insanlardır.

Türkiye’nin meselesi sağ-sol meselesi değildir.

Laik-dindar meselesi değildir.

Türk-Kürt meselesi değildir.

Türkiye’nin temel meselesi;

Milletin üzerinde vesayet kurmak isteyenlerle, millete hizmet etmek isteyenler arasındaki mücadeledir.

Ve inanıyorum ki;

Bu millet bütün eksiklerine rağmen,

bütün hatalarına rağmen,

kendisine rağmen kurulan oyunları da,

kendisi adına konuşan sahte kurtarıcıları da,

günü geldiğinde ayırt edecek ferasete sahiptir.

Çünkü bu topraklarda bazen siyasetçiler yanılır, aydınlar yanılır, cemaatler yanılır, partiler yanılır…

Ama milletin hafızası kolay kolay yanılmaz.

“Bu millet; darbelerin gölgesini de gördü, vesayetlerin karanlığını da… 

Kimi zaman apoletin baskısını yaşadı, kimi zaman cübbenin, kimi zaman da kendi dinini empoze etmeye çalışan din simsarlarınım  gölgesini… 

Ama her şeye rağmen sandığa gitmekten, iradesine sahip çıkmaktan vazgeçmedi. Belki kusurludur, belki hata yapar; fakat bu milletin en büyük özelliği, kendisini küçümseyenleri de, kendisini kullanmaya çalışanları da günü geldiğinde kendi vicdan mahkemesinde yargılamasını bilmesidir.”

Hakkı Balcı/TİMETÜRK

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı